Avustralyalı yazar Helen Garner, Melbourne’deki evinden verdiği görüntülü röportajda yazarlık kariyerini ve eserleri nedeniyle karşılaştığı sert tepkileri anlattı. Yaklaşık 50 yıldır yazan 83 yaşındaki Garner, bugün uluslararası ölçekte daha fazla ilgi görüyor.
Helen Garner röportajı, yazarın edebiyatta dürüstlük arayışını ve başkalarının beklentilerine direnme biçimini de ortaya koydu. Garner, kariyerinin ilerleyen döneminde New York’ta 900 kişilik salonları dolduruyor ve eski kitaplarının neredeyse tamamı ABD’de yeniden yayımlanıyor. Daha önce Avustralya dışında görmezden gelinen yazar, bugün Nobel ödülü için adı anılan isimlerden biri hâline geldi.

Helen Garner’ın “ninenin kitabı” olarak tanımladığı eser
Garner, birkaç yıl önce Avustralya futbolu üzerine bir kitap yazmayı düşündüğünü anlattı. Bu fikrin kaynağı, yerel bir takımda oynayan ergenlik çağındaki torunu Ambrose’du. Takımı izlemekten hoşlanan yazar, gördüklerini kitaplaştırmak istedi. Ancak bunun için kuralları ve kural kitabını öğrenmesi gerektiğini fark edince hevesi azaldı.
Çevresindekiler, böyle bir kitabın futbolun toplumdaki yeri, şiddet ve tarih üzerine bir polemik olacağını düşündü. Garner ise bu yaklaşımı sıkıcı buldu. Sonunda Avustralya futbolunun kurallarını ve sosyolojisini açıklamak yerine, Ambrose’un 16 yaş altı takımı Flemington Colts’un tek sezonunu izlemeye karar verdi.
Yazar bu çalışmayı “bir ninenin kitabı” olarak tanımladı. Kitabın tanıtım etkinliklerinde karşılaştığı beyaz saçlı, ellerinde mendil taşıyan kadınlardan söz ederken, ninelerin yalnızca duygusal bir çerçevede anlatılmasını istemediğini belirtti. Garner’ın amacı, onların gerçekte nasıl olduklarını yazmaktı.

“Bir sürü insanı kızdırdım”
Bir şeyin gerçekte nasıl olduğunu anlatmak, Garner’ın kitaplarının temel yaklaşımını oluşturuyor. Bu tutum, kimi zaman onu büyük tartışmaların merkezine taşıdı; aynı zamanda özellikle 80’li yaşlarında yazara güçlü bir bağlılık duyan okurların oluşmasını sağladı.
Geçen yıl yayımlanan günlükleri Baillie Gifford ödülünü kazandı. Bu kitaplar, Garner’ın gözlem gücü ve gündelik ifadeleri yüksek edebî birikimle birleştiren üslubuna yönelik ilgiyi artırdı. Yazar, 1995 tarihli feminizm kitabı The First Stone çevresindeki tartışmayı anlatırken “Bir sürü insanı kızdırdım” ifadesini kullandı.
Garner’ın yazarlığı, edebiyat çevrelerindeki uzun ve dolaylı anlatımlardan uzak durmasıyla da öne çıkıyor. 1987’de TLS’de yayımlanan küçümseyici bir değerlendirmede eserleri “bohemler için Mills & Boon” şeklinde tanımlandı. Garner bugün bu tür yargıları, kendisini “eski türden bir savaş atı” olarak görerek karşılıyor.
Ödüllerle hiçbir zaman özellikle ilgilenmediğini söyleyen yazar, başkasının başarısı karşısında memnun görünmeniz gerektiğini, bunun kitabı kendi kitabınız kadar iyi olmasa bile beklendiğini belirtti. Bu açıklama, Garner’ın röportaj boyunca sergilediği doğrudan ve tavizsiz üslubun örneklerinden biri oldu.
Monkey Grip ve geçmişindeki kırılmalar
Garner’ın ilk romanı Monkey Grip, 1977’de yayımlandı ve yazarın o dönemdeki çalkantılı hayatından izler taşıdı. Melbourne’de bohem bir ortak evde küçük çocuğuyla yaşayan Nora’nın, Javo adlı eroin bağımlısıyla aralıklı ilişkisini anlatan roman, Garner’ın ilk dönem deneyimleriyle bağlantılı bir kurgu olarak şekillendi.
Garner’ın son yıllarda gördüğü uluslararası ilgi, kariyerinin ilk dönemindeki küçümseyici yaklaşımla belirgin bir karşıtlık oluşturuyor. Carrie Bradshaw’ın And Just Like That … dizisindeki bir sahnede Garner’ın 2014 tarihli This House of Grief kitabını taşırken gösterilmesi ve Dua Lipa’nın podcast’inde yazarla röportaj yapması, bu yeni ilginin kaynakta aktarılan örnekleri arasında yer alıyor.
