Attention Seeking Behaviour incelemesi, Aea Varfis-van Warmelo’nun Goldsmiths Ödülü kısa listesine kalan ilk romanının merkezindeki güven sorununa odaklanıyor. Yazarın adını taşıyan anlatıcı, hikâyeye “Bu hikâyeyi daha önce hiç anlatmadım” itirafıyla başlıyor ve kısa süre içinde okura yalancı olduğunu söylüyor.
İngiliz-Yunan yazarın romanı, okuru anlatılanların doğruluğunu sürekli yeniden değerlendirmeye yöneltiyor. Anlatıcının güvenilmezliği, kişisel itiraflarla hafıza, adalet ve hakikat arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir yapının temelini oluşturuyor.

Yalanlarla Kurulan Bir Anlatıcı
Romanın genç anlatıcısı yazar olmayı istiyor, şiir alanındaki lisansüstü eğitimine ara veriyor ve kendisini tatmin etmeyen işlerde çalışıyor. Cinsel ilişkilerin ona “yalnızlık” sunduğunu söyleyen karakter, aynı zamanda sürekli yalan söylüyor.
Bu yalanların amacı tek bir nedene dayanmıyor. Anlatıcı; eğlenmek, flört etmek, hırsızlık yapmak, başkalarının sempatisini kazanmak, insanları incitmek ve kendi mahremiyetini korumak için yalan söylediğini anlatıyor. Dolandırıcıları gerçeklikten kopuk bulurken, kendi yalanlarını daha saf görüyor.
Hikâyenin altında ise yas ve travma duygusu var. Anlatıcı parklarda ve kanallarda gördüğü cesetlerin peşini bırakamıyor. Acil servisleri aradığını söylese de anlatımı kesinlik kazanmıyor; okur, onun sözlerine ne ölçüde güvenebileceği sorusuyla baş başa kalıyor.

Romanın Akışını Yavaşlatan Bölümler
Attention Seeking Behaviour, kişisel itiraflar ve flört sırasında yaşanan talihsizlikler üzerinden sürükleyici bir anlatı kuruyor. Ancak aldatma üzerine yapılan bazı tartışmalar, romanın temposunu düşürüyor.
Paul Ekman’ın yüz hareketlerini sınıflandırarak aldatmayı belirlemeye çalışan Facial Action Coding System’ı üzerine yazılan bir bölüm, anlatının akışını kesiyor. Bu konu hikâyeye taşındığında anlatıcının erkek arkadaşı “Yeter artık. Lütfen” diyerek tepki veriyor. İncelemeye göre bu kısımlar, kitabın diğer bölümlerindeki doğrudan anlatım gücüne ulaşamıyor.
Cinsel Şiddet Davası Üzerinden İnanç Sorusu
Romanın ikinci bölümünde güvenilirlik meselesi daha da sert bir biçimde ele alınıyor. Bir gazeteci adına hareket eden anlatıcı, bir öğretim görevlisinin öğrencisine cinsel saldırıda bulunmakla suçlandığı davaya ilişkin dosyaları bir hukuk bürosunda kopyalıyor.
Mağdur, önce telefonunu, ardından dizüstü bilgisayarını polise teslim ediyor. Polis, anlatımında aldatma işaretleri aramak üzere onu sorguladığında kadın soruşturmaya katılmaktan vazgeçiyor ve dava kapanıyor.
Roman burada, cinsel şiddet mağdurlarının ifadelerinin nasıl değerlendirildiğini sorguluyor. Kadınların ne giydiği, olaydan sonra ne yaptığı ya da ne yapmadığı üzerinden yargılanması; anlatının tutarlı, eksiksiz ve bütünüyle anlaşılır olması beklentisini gündeme getiriyor.
Anlatıcı, eski erkek arkadaşı Isaac’le yaşadığı travmanın adını koyamıyor. Bunun yerine yaşananları “bir polis raporu gibi” çözüyor; ne söylediğini ve ne hissettiğini anlatıyor. Attention Seeking Behaviour, okuru yalnızca anlatıcının sözlerine değil, inanma ölçütlerine de bakmaya çağırıyor. Roman, hafıza, hakikat ve adalet için kolay yanıtlar sunmazken anlatıcının tekrar ettiği tek isteği öne çıkarıyor: inanılmak.
