A Few Good Men incelemesi, Aaron Sorkin’in 1989 tarihli mahkeme dramasının Broadway’deki yeni sahne uyarlamasının neden beklenen etkiyi yaratamadığını ortaya koyuyor. Lincoln Center’daki Vivian Beaumont Tiyatrosu’nda sahnelenen yapım, hızlı diyalogları taşıyamayan geniş sahnesi ve başta Bradley Whitford olmak üzere bazı oyuncuların performansları nedeniyle kaçırılmış bir fırsat izlenimi veriyor.
Oyun, ölümcül sonuçlara yol açan yasa dışı bir emri yerine getiren iki genç deniz piyadesini savunan kendine güvenli bir askerî avukatı anlatıyor. Bir yandan ABD ordusu içindeki kötü aktörleri eleştirirken diğer yandan üniformaya ve kuruma belirli bir saygınlık atfediyor. Bu yaklaşım, günümüzde ABD ordusunun üst kademelerine yönelik tartışmaların sürdüğü bir dönemde izleyicilerin daha eski ve soylu bir askerlik fikrine dönme arzusuyla ilişkilendiriliyor.

A Few Good Men’in Film Uyarlamasıyla Karşılaştırması
A Few Good Men, 1992’de Rob Reiner yönetmenliğinde Oscar’a aday gösterilen bir filme uyarlandı. Filmde Daniel Kaffee karakterini Tom Cruise, Guantánamo Körfezi’ndeki ABD askerî üssünün komutanı Albay Jessep’i ise Jack Nicholson canlandırdı.
Söz konusu film, klasik duruşma yapısını yüksek tempolu bir anlatımla birleştiren, geniş izleyiciye seslenen bir yapım olarak öne çıkmıştı. Duruşma sahnesinin sonunda Jessep’in Kaffee’ye söylediği “Gerçeği kaldıramazsınız!” repliği de filmin en çok hatırlanan anlarından biri oldu. İncelemede, askerî dram ve duygusal yoğunluk arayan izleyiciler için filmin hâlâ daha güçlü bir seçenek olduğu belirtiliyor.

Büyük Sahne Sorkin’in Diyaloglarını Zayıflatıyor
Yapımın yönetmenliğini Michael Arden üstleniyor. Oyunculuktan yönetmenliğe geçen Arden, daha önce 2023’teki Parade yeniden çevrimiyle mahkeme gerilimi içeren bir sahne yapımına imza atmıştı. Ancak Parade müzikal yapısı sayesinde şarkılardan yararlanırken A Few Good Men, etkisini büyük ölçüde Sorkin’in yoğun ve hızlı diyaloglarından almak zorunda.
Arden, bu konuşma trafiğini sahnede ritmik ve akıcı bir bütüne dönüştürmekte zorlanıyor. Oyunun temposu sık sık kesiliyor; diyaloglar, hikâyeyi ileri taşıyan bir güç olmaktan çıkıp sahnede ağırlaşan bir yük hâline geliyor.
Bu sorunda Vivian Beaumont Tiyatrosu’nun genişliği de etkili oluyor. Arden ve sahne tasarımcısı Dane Laffrey, mekânı daha samimi bir hâle getirmek yerine sahnenin neredeyse tamamını kullanıyor. Yükselen kirişler ve Küba’daki karakolu çağrıştıran gözetleme kulesi, sahnenin yüksekliğini daha da belirginleştiriyor.
Ortaya çıkan büyük hacim, yakın ve hızlı konuşmaların etkisini azaltıyor. Kaffee’nin yaşadığı engellerin ardından mesleğinde daha ilkeli bir noktaya ulaşma süreci de bu nedenle yeterince güçlü hissedilmiyor. Yapım, bir zamanlar heyecan veren bir oyunun kendisinden çok, onun silik bir hatırasını izleme duygusu yaratıyor.
Oyuncu Performansları Oyunun Yükünü Taşıyamıyor
Tom Blyth, Daniel Kaffee rolünde kibirli ve ayrıcalıklı bir genç avukat görüntüsünü başarıyla kuruyor. Ancak karakterin hukuk bilgisi ve köşeye sıkışmış tanıklardan istediği sonucu alma becerisi söz konusu olduğunda aynı ikna gücünü gösteremiyor.
Filmde Demi Moore’un canlandırdığı Joanne Galloway karakterini bu kez Krysta Rodriguez üstleniyor. İç soruşturmalardan sorumlu kararlı avukat, Rodriguez’in yorumunda canlı bir varlık kazanıyor; buna karşın rolün gerektirdiği ağırlık ve otorite yeterince oluşmuyor.
Yapımdaki en belirgin uyumsuzluk ise Albay Jessep rolündeki Bradley Whitford’da görülüyor. Jessep’in buyurgan, tehditkâr ve korkutucu bir figür olması gerekirken Whitford’un yorumu dağınık ve kararsız kalıyor. Oyuncunun geniş adımlarla sahnede dolaşması, sesini yarı mırıltı ve yarı hırıltı arasında kullanması karakterin gücünü artırmak yerine zayıflatıyor.
