2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nü Simon Johnson ve James A. Robinson ile paylaşan Daron Acemoğlu, liberal demokrasilerin son otuz yılda neden güven, temsil ve ortak refah üretemez hâle geldiğini inceleyen yeni kitabını yayımlamaya hazırlanıyor.
- Liberal Demokrasinin Zaferi Neden Kısa Sürdü?
- Krizin Merkezinde Ortak Refahın Kaybı Var
- Rakamlar Acemoğlu’nun Sorusunu Destekliyor
- Dijital Teknoloji Demokrasiyi Nasıl Aşındırdı?
- “Çalışan Sınıfı Liberalizmi” Ne Anlama Geliyor?
- Acemoğlu Liberalizmi Terk Etmiyor, Yeniden Kurmak İstiyor
- Thomas Piketty Ve Steven Levitt’ten Güçlü Övgüler
- Nobel Ödüllü Çalışmaların Devamı Niteliğinde
“What Happened to Liberal Democracy? Remaking a Politics of Shared Prosperity” başlıklı kitap, 11 Ağustos 2026’da ABD’de Dutton etiketiyle yayımlanacak. Penguin Random House’un duyurusuna göre 416 sayfalık eser aynı gün basılı kitap, e-kitap ve sesli kitap formatlarında okuyucuyla buluşacak.
Kitabın merkezinde son derece iddialı bir soru bulunuyor: Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından dünyanın baskın yönetim modeli olacağı düşünülen liberal demokrasi, nasıl oldu da ekonomik eşitsizlik, toplumsal kutuplaşma, popülizm ve kurumsal güvensizlikle anılan bir sisteme dönüştü?
Acemoğlu yalnızca krizin nedenlerini sıralamıyor. Kitabın sonunda, “çalışan sınıfı liberalizmi” olarak adlandırdığı yeni bir siyasal yaklaşım öneriyor. Bu model; ekonomik büyümenin kazanımlarını daha geniş toplumsal kesimlere dağıtmayı, yerel toplulukları güçlendirmeyi ve farklı değerlerle yaşam biçimlerinin aynı demokratik düzen içinde var olabilmesini hedefliyor.
Liberal Demokrasinin Zaferi Neden Kısa Sürdü?
Kitap, Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla başlayan iyimser dönemi hatırlatarak açılıyor. O yıllarda liberal demokrasi ile piyasa ekonomisinin dünya genelinde giderek yayılacağı, ekonomik büyümenin toplumun tüm kesimlerine refah getireceği ve büyük güçler arasındaki savaşların geçmişte kalacağı düşünülüyordu.
Aradan geçen bir kuşağın ardından ise ortaya çok farklı bir tablo çıktı. Demokratik kurumlar birçok ülkede baskı altında kalırken ekonomik büyümenin sonuçları toplum içinde eşit dağılmadı. Geleneksel partiler seçmenleriyle bağ kaybetti; siyaset, ekonomik meselelerden çok kimlik ve kültür çatışmaları üzerinden yürütülmeye başladı.
Acemoğlu’na göre liberal demokrasi en başarılı dönemlerini üç temel vaadi birlikte yerine getirdiğinde yaşadı: Ortak refah, demokratik yönetim ve bilginin özgürce üretilmesi. Ancak başlangıçta iktidarı sınırlandırmak amacıyla gelişen liberal düşünce, zamanla düzenin merkezine yerleştiğinde yeni konumuna uyum sağlayamadı.
Başka bir ifadeyle liberalizm, güçlü iktidarlara karşı özgürlük talep ederken etkiliydi. Fakat siyasal ve ekonomik kurumların hâkim düşüncesine dönüştüğünde kendi oluşturduğu güç ilişkilerini yeterince sorgulayamadı.

Krizin Merkezinde Ortak Refahın Kaybı Var
Acemoğlu’nun analizinin temelini yalnızca seçimler, anayasal düzen veya siyasi partiler oluşturmuyor. Ekonomik sistemin kimler için çalıştığı sorusu da kitabın merkezinde yer alıyor.
Yayınevinin tanıtımına göre Acemoğlu, sanayi sonrası ekonomiye geçişle birlikte liberal siyasetin ortak refah vaadinden uzaklaştığını savunuyor. İyi ücretli sanayi işlerinin gerilemesi, sendikal örgütlülüğün zayıflaması ve dijital ekonominin yükselmesi, üniversite eğitimi bulunmayan çalışanların ekonomik ve siyasi etkisini azalttı.
Buna karşılık yüksek eğitimli, büyük kentlerde yaşayan ve dijital ekonomiden daha fazla yararlanan kesimler siyasi partiler, medya, üniversiteler ve kamu politikaları üzerinde daha belirleyici hâle geldi. Acemoğlu, üniversite mezunu seçkinlerin toplumun geri kalanından uzaklaşmasının yalnızca gelir eşitsizliğini artırmadığını; kültürel değerler ve yaşam biçimleri üzerindeki gerilimleri de büyüttüğünü ileri sürüyor.
Bu kopuş, çalışan kesimlerin demokratik kurumlara duyduğu güveni zayıflatırken popülist hareketlere geniş bir siyasi alan açtı. Seçmenlerin bir bölümü, ekonomik olarak kendilerini temsil etmediğini düşündükleri geleneksel liberal ve merkez sol partilerden uzaklaştı.
Rakamlar Acemoğlu’nun Sorusunu Destekliyor
Kitabın ele aldığı kriz yalnızca teorik bir tartışmaya dayanmıyor. Uluslararası araştırmalar, demokratik kurumlara yönelik memnuniyetsizliğin ve kurumsal gerilemenin birçok ülkede güçlendiğini gösteriyor.
International IDEA’nın 2025 Küresel Demokrasi Durumu raporuna göre incelenen ülkelerin yüzde 54’ü, önceki beş yıllık döneme kıyasla demokratik performansın en az bir temel alanında gerileme yaşadı. Toplam 94 ülkede düşüş belirlenirken yalnızca 55 ülkede en az bir başlıkta ilerleme kaydedildi. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, ekonomik eşitlik ve adalete erişim en fazla gerileme görülen alanlar arasında yer aldı.
Pew Research Center’ın Şubat-Mayıs 2026 döneminde 16 yüksek gelirli ülkede gerçekleştirdiği araştırmada ise katılımcıların ortalama yüzde 54’ü demokrasinin işleyişinden memnun olmadığını söyledi. Fransa ve ABD’de memnuniyetsizlik yüzde 69’a, Yunanistan’da yüzde 77’ye çıktı.
Bu sonuçlar, insanların mutlaka demokratik yönetim fikrinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Araştırmalar, temsili demokrasinin genel olarak güçlü bir ideal olmayı sürdürdüğünü ancak seçmenlerin siyasi elitlerin kendilerini temsil etmediğini, ekonomik sorunlara yanıt vermediğini ve sistemin adil çalışmadığını düşündüğünü gösteriyor.
Acemoğlu’nun kitabı da liberal demokrasinin krizini seçmenlerin demokrasi karşıtı hâle gelmesiyle değil, sistemin temel vaatlerini yerine getirememesiyle açıklıyor.
Dijital Teknoloji Demokrasiyi Nasıl Aşındırdı?
Acemoğlu’nun uzun süredir üzerinde çalıştığı teknoloji ve iktidar ilişkisi, yeni kitabında da önemli yer tutuyor.
Ekonomiste göre teknolojik gelişmenin yönü doğal, kaçınılmaz veya tarafsız değil. Teknolojinin kimler tarafından geliştirildiği, hangi amaçlarla kullanıldığı ve ekonomik kazanımların nasıl dağıtıldığı siyasi kararlarla şekilleniyor.
Dijital teknolojiler ve otomasyon, doğru politikalarla çalışanların üretkenliğini ve gelirini yükseltebilir. Ancak teknoloji yalnızca iş gücü maliyetini azaltmak, çalışanların yerini makinelerle değiştirmek ve verileri birkaç büyük şirketin elinde toplamak için kullanıldığında eşitsizliği derinleştirebilir.
Yeni kitap, liberal demokrasilerin dijital dönüşümün neden olduğu ekonomik ve toplumsal sarsıntılara yeterli yanıt veremediğini savunuyor. Bu başarısızlık, çalışanların kendilerini teknolojik ilerlemenin ortağı değil, kaybedeni olarak görmelerine neden oluyor.
Acemoğlu’nun yaklaşımında teknoloji karşıtlığı bulunmuyor. Asıl mesele, yeniliklerin yönünün demokratik biçimde belirlenmesi ve yapay zekânın çalışanların yerine geçmek yerine onların becerilerini geliştirecek şekilde kullanılması.
“Çalışan Sınıfı Liberalizmi” Ne Anlama Geliyor?
Acemoğlu’nun çözüm olarak sunduğu çalışan sınıfı liberalizmi, klasik serbest piyasa anlayışına basit bir dönüş çağrısı değil.
Yayınevinin tanımına göre bu yaklaşım üç temel hedef üzerine kuruluyor: Ortak refahın öncelik hâline getirilmesi, yerel toplulukların güçlendirilmesi ve farklı toplumsal değerlerin bir arada yaşamasına alan açılması.
Model, liberal siyasetin yalnızca bireysel haklar ve kültürel meselelerle ilgilenmesinin yeterli olmadığını savunuyor. Demokratik sistemin güven kazanabilmesi için kaliteli iş, ekonomik güvence, güçlü kamu hizmetleri ve çalışanların teknolojik dönüşümden pay alması gerekiyor.
Acemoğlu, çalışan sınıfını yalnızca korunması veya sosyal yardımlarla desteklenmesi gereken pasif bir toplumsal grup olarak değerlendirmiyor. Önerdiği yaklaşım, çalışanların iş yerlerinde, yerel yönetimlerde ve teknolojinin yönlendirilmesinde daha fazla söz sahibi olmasını öngörüyor.
Bu model aynı zamanda toplumun farklı kesimlerine belirli kültürel değerleri yukarıdan dayatmak yerine daha geniş bir çoğulculuğu savunuyor. Liberal demokrasinin yeniden güçlenebilmesi için ekonomik dayanışma ile yaşam tarzı özgürlüğünün aynı siyasi program içinde buluşturulması gerektiğini ileri sürüyor.
Acemoğlu Liberalizmi Terk Etmiyor, Yeniden Kurmak İstiyor
“What Happened to Liberal Democracy?”, liberal demokrasinin sona erdiğini ilan eden bir kitap değil. Acemoğlu, sistemin tarihsel başarılarını reddetmeden neden krize girdiğini ve hangi alanlarda yeniden yapılandırılması gerektiğini araştırıyor.
Kitabın tanıtımında liberalizmin son yüzyılda özgürlük, bilimsel gelişme ve toplumsal ilerleme açısından benzersiz kazanımlar sağladığı vurgulanıyor. Ancak bu başarıların gelecekte kendiliğinden devam edeceğini varsaymanın ciddi bir hata olduğu belirtiliyor.
Acemoğlu’nun temel savı, liberal demokrasinin ekonomik sonuçlarından ayrı düşünülemeyeceği yönünde. Seçimler düzenli biçimde yapılsa ve bireysel haklar kâğıt üzerinde korunsa bile toplumun geniş kesimleri ekonomik güvensizlik yaşıyor, seslerinin duyulmadığını düşünüyor ve çocuklarının geleceğine güvenemiyorsa demokratik meşruiyet zayıflıyor.

Bu nedenle kitap, demokrasinin korunmasını yalnızca anayasal kurumlara veya otoriter liderlere karşı mücadeleye indirgemiyor. İyi işler yaratmak, teknolojiyi kamu yararına yönlendirmek, toplulukları güçlendirmek ve ekonomik büyümeyi daha adil paylaşmak da demokratik düzenin devamı için temel koşullar olarak sunuluyor.
Thomas Piketty Ve Steven Levitt’ten Güçlü Övgüler
Kitap için yayımlanan değerlendirmelerde Fransız ekonomist Thomas Piketty, çalışmayı önemli ve mutlaka okunması gereken bir eser olarak nitelendiriyor.
“Freakonomics” kitabının ortak yazarı Steven Levitt ise Acemoğlu’nun karmaşık sorunların merkezindeki temel noktayı görebilen ender düşünürlerden biri olduğunu belirtiyor. Levitt, kitabın geleceğe ilişkin uzun süredir hissetmediği ölçüde iyimserlik yarattığını ifade ediyor.
Michael Sandel, Steven Pinker, Simon Johnson ve James A. Robinson gibi ekonomi, siyaset ve felsefe dünyasının tanınmış isimleri de kitabın liberal demokrasinin geleceğine ilişkin önemli bir tartışma açtığı görüşünde. Bu değerlendirmeler yayınevinin tanıtım materyallerinde yer alan destek açıklamaları niteliğinde; kitabın bağımsız eleştirel değerlendirmeleri ise yayımlandıktan sonra netleşecek.
Nobel Ödüllü Çalışmaların Devamı Niteliğinde
Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James A. Robinson, 2024 Sveriges Riksbank Ekonomi Bilimleri Ödülü’ne “kurumların nasıl oluştuğu ve refahı nasıl etkilediğine ilişkin çalışmaları” nedeniyle layık görüldü. Ödül üç ekonomist arasında eşit olarak paylaştırıldı.
Acemoğlu’nun “Ulusların Düşüşü”, “Dar Koridor” ve Simon Johnson ile yazdığı “İktidar ve Teknoloji” gibi önceki çalışmaları da kurumlar, özgürlük, ekonomik büyüme ve teknolojik değişimin kimlere hizmet ettiği soruları etrafında şekilleniyordu.
Yeni kitap, bu araştırma çizgisini doğrudan günümüz siyasetinin en yakıcı sorununa taşıyor: Demokratik sistemler ekonomik ve teknolojik değişimi yönetemezse varlıklarını sürdürebilir mi?
11 Ağustos’ta yayımlanacak “What Happened to Liberal Democracy?”, yalnızca liberalizmin geçmişte nerede hata yaptığını tartışmayacak. Acemoğlu’nun asıl iddiası, demokrasinin geleceğinin çalışanların yeniden ekonomik ve siyasi sistemin merkezine alınmasına bağlı olduğu yönünde.
Liberal demokrasinin önündeki sorun, ona rakip bir ideolojinin henüz daha iyi bir yönetim modeli sunması olmayabilir. Daha büyük tehlike, milyonlarca insanın mevcut sistemin artık kendileri için çalışmadığına inanmaya başlaması.
Kaynak: Oksijen
