Burgundy belgeseli, Michael Dweck ile Gregory Kershaw’ın Fransa’nın doğu-orta kesimindeki ünlü şarapçılık bölgesine odaklandığı yeni yapım olarak öne çıkıyor. “The Truffle Hunters” ve “Gaucho Gaucho”nun yönetmenleri, bu kez Burgonya’daki şarap kültürünü renkli karakterler, titizlikle kurulmuş görüntüler ve yer yer mizahi bir anlatımla perdeye taşıyor.
Variety’nin değerlendirmesine göre film, konu aldığı dünyaya sevecen ve kolay izlenen bir bakış sunuyor. Ancak yapım, yönetmenlerin önceki belgesellerindeki güçlü ve kendiliğinden gelişen duygusal etkiyi yakalamakta zorlanıyor. İncelemede “Burgundy”, özünden çok atmosferiyle öne çıkan, etkileyici başlangıcına rağmen anlatı bütünlüğünü zaman içinde kaybeden bir çalışma olarak değerlendiriliyor.

Burgundy Belgeselinde Şarap Hanedanının Geleceği
Filmin açılışında, “Bundan sonra göreceklerinizin hepsi gerçektir. Tam olarak hayal ettiğimiz gibi” ifadesi yer alıyor. Bu cümle, yapımın gerçeklikle yeniden kurulmuş sahneler arasındaki mesafesine dair ilk ipucunu veriyor. Yönetmenler, geleneksel belgesel gözleminden uzaklaşarak karakterlerin hayatlarını dikkatle düzenlenmiş, zaman zaman da bilinçli biçimde yapay görünen sahnelerle aktarıyor.
Hikâyenin merkezinde 160 yıllık bir şarap üretim tesisinin sahibi Bertrand Devillard bulunuyor. İşinin başında duran Bertrand, havuz kenarında dinlenirken veya skeet atışı yaparken bile kaygılı bir figür olarak çiziliyor. Torunu Melchior ise aile işletmesini devralma ihtimalinden çok yüksek finans dünyasıyla ilgileniyor.
Bu boşluğu doldurabilecek isimlerden biri Enzo. Jean Gabin’i kendisine örnek alan genç adam, gelecekte kendi bağını işletmek istiyor. Bertrand’ın tesisinde işe en alt kademeden başlayan Enzo; büyük fıçıları temizliyor, hasadı ayaklarıyla eziyor ve damak zevkini geliştirmek için farklı şarapları tadıyor.
Filmin karakter kadrosu Enzo’nun çevresindeki isimlerle genişliyor. Sommelier adayı Céleste, yakındaki üç Michelin yıldızlı restoranın salon şefi Patrick ve yakın zamanda ayrılmış şarap eleştirmeni Guillaume, yapımın farklı tonlarını belirliyor. Özellikle Guillaume’un flört, terapi ve fizyoterapi deneyimleri, filmin mizahi tarafını güçlendiriyor. Şarap eleştirmeninin günde 100 kadeh kaldırmaktan kaynaklanan tekrarlayan zorlanma sakatlığı nedeniyle fizyoterapi görmesi de bu çizginin bir parçası.

Yönetmenlerin Görsel Tercihleri Filmin Önüne Geçiyor
Dweck ve Kershaw’ın görüntü yönetmenliğini de üstlendiği film, şato içlerindeki ayrıntılı kompozisyonlarla dikkat çekiyor. Bilardo masaları, yağlı boya tabloları ve antika eşyalarla dolu mekânlar, zenginlik dünyasını hafif alaycı bir bakışla gösteriyor. Neşeli 1960’lar pop şarkıları bu sahnelere eşlik ederken yapım, şarap kültürünün estetik tarafını öne çıkarıyor.
Kurgu da bu dikkatli görsel yaklaşımı destekliyor. Pauline Gaillard’ın kesmeleri, karakterlerin şarap tadımı sırasında yaşadığı anlara ve yüz ifadelerine göre şekilleniyor. Bir kişinin Pinot Noir’ı ağzında çevirmeyi bitirdiği anda içeceği yakındaki bir kaba tükürmesi gibi ayrıntılar, filmin mizahını doğrudan kurgu üzerinden oluşturuyor.
Bununla birlikte, 8 mm görüntüler filmin anlatısal yapısında aynı etkiyi yaratmıyor. Enzo ile Céleste’in gelişen ilişkisini izleyen bu bölümler estetik açıdan başarılı bulunsa da gerçek hikâyenin zayıfladığı noktaları doldurmak için sonradan eklenmiş hissi veriyor. Çiftin sinemada “Bonnie and Clyde” izlemesi ve ardından Faye Dunaway ile Warren Beatty’nin canlandırdığı karakterleri taklit ederek kendi soygunlarını gerçekleştirmesi de filmin ana konusundan uzaklaşan bir parantez olarak değerlendiriliyor.
Burgundy, Önceki Belgesellerin Gerisinde Kalıyor
Variety’nin incelemesi, “Burgundy”yi yönetmenlerin önceki çalışmalarıyla karşılaştırarak değerlendiriyor. “The Truffle Hunters”, Piyemonte’de yaşayan yaşlı erkeklerin yer mantarı arayan köpekleriyle kurduğu sıcak ilişkilere yaslanıyordu. Bu doğal duygusal bağ, yeni filmde aynı ölçüde bulunmuyor. Bu nedenle bazı karakter portreleri, gerçek kişilerin gözlemlenmesinden çok karikatüre yaklaşan çizimlere dönüşüyor.
Enzo’nun Devillard tesisinden ayrılarak midye yetiştiriciliğini denemeye karar vermesi de anlatının yönünü değiştiriyor. Böylece bağcılık dünyasında ilerlemek isteyen genç adamın hikâyesi kesintiye uğruyor. Céleste’in de çıraklığını bırakıp Paris’e taşınmasıyla filmin son bölümü, iki karakterin birbirinden uzak kalmasına dayanan romantik bir çizgiye yöneliyor.
Bu dönüş, “Burgundy”nin ilk bölümünde kurduğu şarap dünyası portresini zayıflatıyor. Film, görsel işçiliği, karakterleri ve ince mizahıyla çekici bir atmosfer yaratırken, anlatının dağınık yapısı nedeniyle yönetmenlerin önceki belgesellerindeki kalıcılığa ulaşamıyor.
