Dust filmi, Tsai Ming-liang’ın 2012’de başlattığı Walker serisini İspanya’ya taşıyor. Serinin 11. bölümünde Lee Kang-sheng’in canlandırdığı kırmızı cübbeli ve yalınayak Walker karakteri, San Sebastian’ın La Concha sahilinde, Chillida Leku’daki beton yapıların altında ve Peine del Viento’daki dalgaların önünde neredeyse hareketsiz bir tempoyla ilerliyor.
Vitrine Filmes ve Homegreen Films’in yapımcılığını üstlendiği film, Venedik Film Festivali’nde gösterildikten sonra San Sebastian Film Festivali’ne geçecek. Yapımın arkasında Bask bölgesel hükümetinin kültür ve dil departmanı, Taiwan Public Television Service Foundation ve Tabakalera’nın desteği bulunuyor.

Dust, Walker Serisini İspanya’ya Taşıyor
Walker projesinin merkezinde, Lee Kang-sheng’in farklı şehirlerde ağır ve kontrollü adımlarla yürümesi yer alıyor. Tsai Ming-liang bu görüntü üzerinden şehirlerin atmosferini, ritmini ve zaman içinde nasıl deneyimlendiğini araştırıyor.
Yönetmen, projenin çıkış noktasını on yılı aşkın süre önce sahnelenen bir yapıma bağlıyor. Lee’nin yavaş yürüyüşünden etkilenen Tsai, o dönemde anlatı filmleri üretmekten yorulduğunu ve bu performansın kendisine “anlatısal olmayan, saf bir görsel ifade” fikrini verdiğini söylüyor.
Tsai’ye göre Lee’nin yürüyüşü yalnızca filmin biçimini belirleyen bir hareket değil. Yönetmen, aynı jesti yaklaşık 15 yıldır kaydetmesine rağmen oyuncunun fiziksel kontrolünü korumasından hâlâ etkilendiğini belirtiyor.

San Sebastian’ın Işığı ve Mekânları Filme Girdi
İspanya, projeye ortak yapımcı bir partner aracılığıyla dahil oldu. Tsai, San Sebastian’da karar kılmadan önce şehri iki kez incelediğini ve özellikle kenti çevreleyen unsurlardan etkilendiğini ifade ediyor.
Yönetmenin film için öne çıkardığı ayrıntılar arasında Bask taş evleri, terk edilmiş bir maden tüneli, Peine del Viento’ya çarpan dalgalar, San Sebastian çevresinde duyulan kilise çanları ve yaşlı bir Bask çiftçinin yüzü bulunuyor.
Tsai, San Sebastian’da en çok ışığın değişkenliğinin dikkatini çektiğini söylüyor. Güneşin aydınlık ve gölge arasında sürekli hareket ederek heykellerin, ormanların, sokakların, yayaların ve Walker’ın kırmızı cübbesinin üzerine düşmesi, yönetmenin filmde izlediği görsel dünyanın parçalarından birini oluşturuyor.
Tsai Ming-liang İçin Yavaşlık Bir İsyan Biçimi
Yönetmen, Walker serisinin temelindeki yavaşlığı sinemanın izleyiciyle kurduğu ilişkiye dair bir tercih olarak açıklıyor. Tsai’ye göre sinema, görüntüleri gerçekten incelemek yerine onları hızla işlenmesi gereken bilgiler gibi algılamaya alıştırdı.
Bu nedenle yavaşlık, izleyicinin sessizleşmesine ve bir yüzü, nesneyi ya da olayı daha uzun süre gözlemlemesine imkân tanıyan bir yöntem olabilir. Tsai, bu yaklaşımı aynı zamanda “bir isyan biçimi” olarak tanımlıyor.
Walker karakteri bugüne kadar Taipei ve Hong Kong’un yanı sıra Yunlin’deki bir sergi alanına, Malezya’daki Kuching’e, Fransa’daki Marsilya’ya, Tokyo’ya, Tayvan’ın Yilan kıyılarına, Paris’e ve Washington, D.C.’ye gitti. San Sebastian, serinin bu şehirler üzerinden ilerleyen son durağı oldu.
Lee Kang-sheng ile 30 Yılı Aşan İşbirliği
Dust, yalnızca farklı bir coğrafyada gerçekleştirilen biçimsel bir çalışma olarak öne çıkmıyor. Tsai Ming-liang ile Lee Kang-sheng 30 yılı aşkın süredir birlikte çalışıyor. Yönetmen, Walker serisini aynı zamanda Lee’nin zaman içindeki fiziksel değişimini izleyen bir yaşlanma belgesi olarak görüyor.
Tsai, uzun süre boyunca Lee’nin bedenindeki, görünüşündeki ve tenindeki değişimleri gözlemlediklerini söylüyor. Ona göre bir insanın gerçekliği ancak uzun bir zaman diliminde takip edildiğinde bütünüyle görünür hâle geliyor.
Dust, Tsai’yi Venedik’e Geri Götürüyor
Tsai Ming-liang’ın Venedik Film Festivali’yle ilişkisi 1994’te Vive L’Amour’un Altın Aslan kazanmasıyla başlamıştı. Dust ise önceki filminden biçimsel olarak büyük ölçüde ayrılan bir çalışmayla yönetmeni festivale yeniden taşıyor.
Tsai, film yapmayı bıraktığı yönündeki düşüncelerin, izleyicilerin alıştığı türde yapımlar üretmemesiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor. Yönetmen, hikâye anlatımının ötesinde sinemanın başka neleri ifade edebileceğini araştırdığını söylüyor.
Walker serisini ne kurmaca ne de belgesel olarak sınıflandıran Tsai, bu çalışmanın kendi başına bir sinema biçimi olduğunu ve sinema salonlarında gösterilmesi gerektiğini savunuyor. Yönetmen, filmlerini izleyen gençlerin sayısının da giderek arttığını ifade ediyor.
