Spoiler uyarısı: Bu haber, şu anda sinemalarda gösterilen “You Can See Everything” hakkında önemli ayrıntılar içerir.
Amanda Seyfried Oscar ihtimali, “You Can See Everything” geçen hafta vizyona girdikten sonra ödül çevrelerinin en çok tartıştığı başlıklardan biri hâline geldi. A24, hibrit belgeselde yer alan Seyfried’i oyunculuk dalında Oscar adaylığı için desteklemeyi planlıyor. Ancak filmdeki varlığı, klasik anlamda bir oyunculuk performansının sınırlarını aşıyor.
Seyfried, yapımın büyük bölümünde kendisi olarak kamera karşısına geçiyor ve gelişmelere gerçek zamanlı tepkiler veriyor. Filmin ilerleyen bölümünde ise yardımcı yönetmen Nathan Fielder’ın Elizabeth Holmes’la ilgili hatırladığı etkileşimleri yeniden canlandırıyor. Böylece Seyfried, hem belgeselin izleyen kişisi hem de Holmes’u daha önce canlandırmış bir oyuncu olarak filmin merkezinde yer alıyor.

Seyfried’in Elizabeth Holmes’la Bağlantısı
Amanda Seyfried, 2022 tarihli Hulu dizisi “The Dropout”ta Elizabeth Holmes’u canlandırmış ve bu rolle Emmy ile Altın Küre kazanmıştı. “You Can See Everything”da aynı kişiye yeniden dönmesi, geçmiş performansını filmin tartışma alanlarından birine çeviriyor.
Yapım, mali açıdan tarihin en başarılı belgesellerinden biri olma yolunda ilerlerken Seyfried’in Holmes yorumu da yeniden gündeme taşındı. Ancak kaynak değerlendirmede, bu performansın yalnızca bir Oscar kategorisi üzerinden ele alınmasının Seyfried’in filmde yaptığı şeyi daraltacağı savunuluyor.
Seyfried’in Holmes’u canlandırdığı sahneler, gerçek Holmes’la karşılaştırma yapılmasına rağmen etkisini koruyor. İzleyici, filmin yaklaşık 90 dakikasını gerçek Holmes’la geçirdikten sonra Seyfried’in yorumunu görüyor. Üstelik Seyfried’in de Holmes’un motivasyonlarını bütünüyle anlamadığı açıkça hissediliyor. Buna rağmen oyuncu, hem izleyicinin hem de kendisinin tam olarak çözemediği bir kadına tutarlı bir biçim kazandırıyor.

“You Can See Everything”da Seyfried’in Gerçek Rolü
Filmin asıl dikkat çekici tarafı, Seyfried’in yalnızca Holmes’u oynamaması. Oyuncu, kendi hâliyle bir çıkmazı anlamaya çalışırken düşüncelerini ve başarısızlıklarını da görünür kılıyor. Bu nedenle Holmes ile eşi Billy Evans’ın ardından belgeselin bir diğer öznesi Seyfried oluyor.
Seyfried, Fielder ile yardımcı yönetmen Lance Oppenheim’ın Holmes cezaevine girmeden önce incelemeye çalıştığı düzenlemeyi anlamak için Evans’tan bilgi almaya çalışıyor. Holmes’un cezaevine girmesinin ardından Evans’ı evinde ziyaret ettiği sahne, bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bu buluşmada Seyfried’in geleneksel anlamda oyunculuk yapıp yapmadığı belirsizleşiyor. Holmes ve Evans’ın iki çocuğuyla karşılaştığı anlar ya da hayatını kaybeden Charlie Kirk’e yönelik bir sosyal medya paylaşımını Evans’ın alaylarına karşı savunduğu bölüm, onu yalnızca bir rolü canlandıran kişi olmaktan çıkarıyor.
Seyfried, kimi anlarda şefkatli, kimi anlarda öfkeli bir tavırla kendi dünyasını izleyiciye açıyor. Holmes’un Fielder’a sınırsız erişim sunduğu izlenimine karşın gerçek soruların yanından geçmesiyle arasındaki fark da burada belirginleşiyor. Seyfried’in artan şaşkınlığı, izleyicinin yaşadığı belirsizlikle örtüşürken bir oyuncunun canlandırdığı kişiyi ne kadar derinden anlayabileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Filmde Seyfried’in kendisini ne ölçüde açığa çıkardığı da önemli bir başlık. Fielder’la evinde konuştuğu sırada kadrajda, Seyfried’in şirketi Make It Cute’un sattığı türden minyatür bir oyuncak ev bulunuyor. Holmes’un “The Dropout”u izlediği görüntüleri seyrederken kullanılan bilgisayarın, Seyfried’in köpek tutkusuyla ilgili sehpa kitaplarının üzerine yerleştirilmesi de filmin bu ayrıntılara dikkat çektiği anlar arasında.
Seyfried ve Fielder, Holmes’u konuşurken oyuncunun çiftliğindeki atları besliyor. Bu görüntüler Seyfried’in kamuya açık imajını güçlendiriyor.
