Asya sinemasının tanınan yönetmenlerinden Peter Chan, sinemada yapay zekâ kullanımına tamamen karşı olmadığını, ancak yapay zekâ tarafından üretilen içerik anlamına gelen AIGC’yi kesinlikle tercih etmeyeceğini açıkladı. peter chan yapay zekâ yaklaşımını, Singapur Uluslararası Film Festivali’ndeki “In Conversation” etkinliğinde anlattı.
Chan, kısa formatlı ve dikey dramaların yükselişine rağmen iki saatlik uzun metrajlı filmlerin varlığını sürdüreceğine inandığını belirtti. Yönetmen, sinemanın en azından kendi yaşamı boyunca ortadan kalkmayacağını söyledi.

Peter Chan Yapay Zekâyı Bir Teknik Olarak Görüyor
Film yapımcılarının kullandığı CGI ve özel efektleri örnek gösteren Chan, yapay zekânın da benzer şekilde bir teknik olarak değerlendirilebileceğini ifade etti. CGI teknolojisinin yıllardır yapay zekâdan yararlandığını, bunun her zaman bu adla anılmadığını söyledi.
Chan, “Film yapmama yardımcı olan her şeyi memnuniyetle karşılarım. Ama onlar sanatı bilmeyecek. Filmler hâlâ insanlar tarafından yapılıyor,” dedi.
Yönetmen, genç izleyicilerin kısalan dikkat süreleri nedeniyle kısa ve dikey yapımlara yöneldiğini dile getirdi. Buna karşılık saatler süren podcast’lerin de ilgi gördüğünü belirten Chan, bu iki zıt eğilimin aynı anda varlık gösterebildiğine dikkat çekti.
Christopher Nolan’ın “Oppenheimer”ı 1950’lerde filmlerin yapıldığı biçimde çekme yaklaşımını anlatmak için dünyanın farklı yerlerinde podcast’lere katıldığını söyleyen Chan, uzun metrajlı filmlerin uzun süre daha var olacağı görüşünü yineledi.

The Road Not Taken Alzheimer Hastalığı ve Aile İlişkilerine Odaklanıyor
Yönetmenin Toronto’da prömiyer yapan son filmi The Road Not Taken, Alzheimer hastalığının yanı sıra parçalanmış bir ailenin sorunlarını ele alıyor. Hikâye, boşanma sürecindeki bir çiftin ilişkisini merkeze alıyor.
Erken başlangıçlı Alzheimer hastalığı yaşayan kadın, boşanma sürecini hatırlamamaya başlıyor ve zihninde çiftin 20’li yaşlarında birbirlerine âşık oldukları döneme dönüyor. Filmin anlatısında sert bir dede ile çiftin Z Kuşağı’ndan kızı da önemli bir yer tutuyor.
Filmdeki kız 20 yaşında. Chan’in oyuncu olmak için eğitim alan kendi kızı da aynı yaşta. Yönetmenin partneri ise oyuncu Sandra Ng.
Filmin İngilizce adı, Chan’in hayat mottosu olarak gördüğü Robert Frost şiirinden geliyor. Çince adı “Ming Tian Hui Geng Hao” ise “Yarın Daha İyi Olacak” anlamını taşıyor.
Chan, film için yaptığı araştırma sırasında Çin’in Sichuan eyaletindeki Chengdu kentinde bulunan bir Alzheimer bakım kurumunu ziyaret etti. Burada öğrendiği sekiz kelimelik Mandarin ifadesini kariyerini özetlemek için kullandı: Akışına bırakmak ve ne zaman duracağını bilmek.
Chan Kariyerindeki Dönüm Noktalarını Anlattı
Yönetmen, 1990’larda kurucu ortaklarından olduğu United Filmmakers Organization’da romantik komediler çektiği dönemi de değerlendirdi. O yıllarda gangster filmleri ve wuxia yapımları Hong Kong sinemasında öne çıkıyordu.
Chan, kendi filmlerinin dönemin hâkim akışına tamamen uymadığını, buna rağmen bir şekilde yeni bir akış oluşturduklarını söyledi. Daha sonra bu yaklaşımın kendisini, hayatındaki en büyük film olarak nitelendirdiği The Warlordsa taşıdığını belirtti.
Jet Li’yle tarihî ve destansı bir savaş filmi çekeceğini daha önce hiç düşünmediğini ifade eden Chan, bu projenin kariyer planlarında yer almadığını söyledi.
Bu yıl, Chan’in 34 yaşındayken çektiği yedinci uzun metrajlı film “Comrades: Almost a Love Story”nin 30. yıl dönümü. Hong Kong’u 1985 ile 1995 arasındaki dönemde anlatan film, yönetmenin ifadesine göre anakara Çin, Güney Kore ve Güneydoğu Asya’daki sinemacılar üzerinde etkili oldu.
Chan, 1996 Noel arifesinde Hong Kong’dan ayrıldı. Amerika’dan yaklaşık iki buçuk yıl sonra döndüğünde filmin etkisini daha iyi kavradığını söyleyen yönetmen, yapımın muhtemelen yatırımını ancak karşılayabildiğini belirtti.
Yönetmen, insanların yüzde 90’ının kendisini bu tek filmle hatırladığını söyledi. Bu durumu bir nimet olarak görse de aynı zamanda kırmak istediği bir büyü olarak tanımladı.
