The Stone Roses, bir müzik yazarının hayatında yalnızca sevilen bir grup olarak kalmadı. The Guardian’da yayımlanan yazıda, grubun gitaristi John Squire’ın 1991’de yatılı okulda kendini dışlanmış hisseden bir gence içe dönüklüğün de etkileyici bir güç olabileceğini gösterdiği anlatılıyor.
Yazının anlatıcısı, Eylül 1991’de Midlands bölgesindeki bir yatılı okula başladığında özgüvenin yüksek sesle konuşmak ve sürekli dikkat çekmekle ölçüldüğünü belirtiyor. Zihninde aynı anda fikirler, hikâyeler ve şakalar dolaşsa da düşüncelerini ifade edene kadar sohbetlerin ilerlediğini, bu nedenle önemsenmediğini hissettiğini aktarıyor.

John Squire’ın Sessiz Ama Etkili İmajı
Bu dönemde karşısına çıkan The Stone Roses’ın 1989 tarihli ilk albümü, müzikle kurduğu ilişkiyi değiştirdi. Anlatıcı, önce John Squire’ın gitarını duymadan, albüm kapağındaki boya izleri ve limon sarısı tonlarından etkilenmişti.
Gitaristin parlak ve katmanlı sololarını dinlediğinde, onu sahnenin merkezinde gösterişli bir rock yıldızı olarak hayal etti. CD kitapçığındaki fotoğraf ise bambaşka bir portre sunuyordu: İnce yapılı, Manchester sokak tarzında giyinen ve kuş yuvasını andıran perçeminin arkasına saklanan, düşük profilli bir müzisyen.
Squire’ın elindeki Gretsch Country Gentleman gitarını bir güç gösterisine dönüştürmemesi, yazının merkezindeki karşıtlığı oluşturuyor. Büyük bir ses çıkaran müzisyen, bunu yüksek sesli bir kişilik sergilemeden de başarabiliyordu.

Müzikten Resme ve Tarihe Uzanan Etki
YouTube’un henüz bulunmadığı yıllarda Squire hakkında daha fazla bilgi edinmek kolay değildi. NME’nin eski sayılarını inceleyen anlatıcı, gitariste duyduğu hayranlığın zamanla daha derin bir bağlılığa dönüştüğünü söylüyor.
The Wind in the Willows üzerinde çalışmış bir maket yapımcısı olarak da tanıtılan Squire’ın 1970’lerin punk kültürüyle bağlantısı, yazıda onun çok yönlü kişiliğinin bir parçası olarak ele alınıyor. Müzisyen, bir röportajda The Stone Roses’ın neyle ilgili olduğu sorusuna “Aşk ve nefret. Savaş ve barış. Morecambe ve Wise …” yanıtını vermişti.
Squire’ın etkisi müzikle sınırlı kalmadı. Jackson Pollock’ın damlatma ve sıçratma yaklaşımı, gitarlarında ve albüm kapaklarında görülüyordu. “Bye Bye Badman”, Mayıs 1968’deki Paris isyanlarına gönderme yaparken, 1994 tarihli “Love Spreads” şarkısının sözleri İsa’yı Siyah bir kadın olarak tasavvur eden bir Çile anlatısına dayanıyordu.
The Stone Roses, Bir Topluluğa Açılan Kapı Oldu
Okulda The Stone Roses dinlemek, anlatıcı için varlığından haberdar olmadığı bir indie topluluğuna katılma fırsatı sundu. Bu çevrede gençler albüm ve mixtape alışverişi yapıyor, birbirlerinin yanında daha rahat hissediyor ve özgüvenlerini birlikte geliştiriyordu.
Anlatıcı aynı yıl gitar çalmaya başladı. Daha sonra müzik basını için yazılar kaleme aldı ve bugün kendi grubunda, yüksek sesli performanslarıyla geçmişteki gösteriş meraklılarını bastırabildiğini ifade ediyor.
Yıllar Sonra Gelen Buluşma
John Squire’ın sık röportaj vermemesi, Guitarist Magazine için Cheshire’daki çiftlik evine yapılan görüşme öncesinde anlatıcıda kaygı yaratmıştı. Ancak stüdyoda geçen bir saatlik buluşmada Squire’ın düşünceli, nüktedan ve derinlikli biri olduğu görüldü.
Müzisyen, anlatıcının okul yıllarında Pollock tarzında boyadığı gitarı imzaladı ve görüşmenin sonunda ona sarıldı. Bu karşılaşma, Squire’ın yıllar önce yarattığı etkinin yalnızca müziğine değil, sessizliğin anlamına da uzandığını gösterdi.
Yazının sonunda anlatıcı, John Squire’ın kendisini değiştirmediğini, kendisiyle mücadele etmeyi bırakmasına yardımcı olduğunu söylüyor. İçe dönük olmayı kabul eden anlatıcı, sessizliği sıkıcılıkla eşitleyenlere karşı Squire’ı hatırladığını belirtiyor.
