Time 3. sezon, David Tennant’ın deneyimli hapishane memuru Bailey karakterini canlandırdığı gençlik ceza kurumu hikâyesiyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Jimmy McGovern’ın yarattığı Bafta ödüllü dizi, bu kez en savunmasız yaş grubundaki mahkûmların kötü kararlarını, yönsüz öfkelerini ve kaybolan potansiyellerini merkezine alıyor.
Dizinin üçüncü sezonu, McGovern’ın ima ettiği üzere serinin son bölümü olabilir. Önceki iki sezonda erkek ve kadın ceza infaz kurumlarındaki yaşamı ele alan yapım, yeni sezonda genç suçluların tutulduğu bir kuruma odaklanıyor. Bu tercih, hikâyeyi hem mahkûmların geçmişleri hem de onları çevreleyen sistem üzerinden daha kırılgan bir noktaya taşıyor.

Time 3. Sezonun Hapishane Mekânı Belfast Yakınlarında Kuruldu
Üçüncü sezonun kurgusal hapishanesi HMP Alderwick, Belfast’ın hemen dışındaki Downpatrick’te bulunan eski bir okulda oluşturuldu. Floresan ışıklarla aydınlatılan okul koridorları; hapishanenin giriş bölümü, ziyaret odaları, personel odası ve şapel olarak kullanıldı.
Dizinin bazı sahneleri eski HMP Belfast’ta, bugün Crumlin Road Gaol olarak bilinen mekânda ve hâlen faaliyet gösteren gençlik ceza merkezi HMP Hydebank Wood’da çekildi. Eski okul binasının işlevsel ve kasvetli atmosferi ise yapımın genç mahkûmların dünyasına uygun ana mekânlarından biri oldu.
Sette tabut ve beş mezar taşının bulunması, çekilen sahnelerin ağır sonuçlara işaret etti. Bu görüntülerin ardından, karakterlerin dâhil olduğu ciddi bir şiddet olayının sonuçlarını ele alan bir bölüm çekildi.
Genç Mahkûmların Hikâyeleri Sezonun Merkezinde
Alderwick’te tutulan gençler arasında James, Peter ve Christopher da bulunuyor. Louis McCartney’nin canlandırdığı James, görünüşte affedilemez bir eylemin ardından ailesinden uzaklaşmış durumda.
Ollie McNulty’nin oynadığı Peter ise hayatını kaybeden masum bir adamın dosyası kapsamında tutuklu yargılanan beş kişiden biri. Chukwubuikem Molokwu’nun canlandırdığı Christopher’ın hikâyesinde ise ailesiyle iletişim kuramama sorunu öne çıkıyor. Kenyalı annesi onu dört yaşından bu yana görmedi; Christopher’ın kekemeliği ve annesinin İngilizce bilmemesi, aralarındaki iletişimi neredeyse imkânsız hâle getiriyor.
Christopher karakterini canlandıran Molokwu ile McGovern’ın kekemelik sorunu yaşamış olması, karakterin iletişim güçlüğüne dair ayrıntının senaryoda kişisel bir karşılığının bulunduğunu gösteriyor. Molokwu, genç oyuncuların bir kısmı gibi bu yapımla ilk oyunculuk deneyimini yaşıyor.
David Tennant’ın Karakteri Rehabilitasyon Sistemini Sorguluyor
David Tennant’ın canlandırdığı Bailey, 35 yıllık hizmetin ardından mesleğine ve hapishane sistemine karşı ciddi bir hayal kırıklığı taşıyor. Bir zamanlar işine saygı ve heves duyan Bailey, hapishanelerin artık gençleri rehabilite etmekten çok onları bir yerde tutmaya ve toplumdan uzaklaştırmaya yaradığını düşünüyor.
Karakter, geçmişte eğitim, kütüphane ve meslek eğitimi imkânlarının bulunduğunu; günümüzde ise personel ve fırsat eksikliğinin büyüdüğünü dile getiriyor. Bailey’nin mesleki sorgulaması, karısının kendisini terk etmesinin ardından özel hayatını da yeniden değerlendirmesiyle birleşiyor.
Tennant, Jimmy McGovern’ın insanları tutarlı ve kusursuz karakterler olarak değil, çelişkileriyle birlikte yazmasını Bailey’yi anlamasının nedenlerinden biri olarak gösterdi. Bailey işinde başarılı olsa da yıllardır sürdürdüğü rutinin içinde sıkışmış durumda.
Personel Eksikliği Gençleri Hücrelerinde Tutuyor
Sezondaki sahnelerden birinde Bailey’ye, personel yetersizliği nedeniyle gençlerin bütün gün hücrelerinde tutulması gerektiği bildiriliyor. Karakter, bu uygulamanın içerideki öfkeyi artıracağını söylüyor.
McGovern, Covid-19 sonrasında 23 saatlik hücrede tutma ve belirli grupların birbirleriyle görüşmesini engelleyen “keep-apart” uygulamalarının daha sık kullanılmaya başladığını belirtiyor. Bu uygulamada, aynı posta kodlarından gelen grupların sosyalleşmesine izin verilmiyor.
Yazar, gençlerin uzun süre kapalı tutulmasının gerçek veya hayal edilen anlaşmazlıklar üzerinde düşünmeleri için daha fazla zaman yarattığını savunuyor. Ona göre insanların birbirleriyle iletişim kurmasına izin verilmediğinde iyileşme ihtimali de ortadan kalkıyor.
Marie-Louise İnanç Kriziyle Geri Dönüyor
Siobhan Finneran’ın canlandırdığı papaz Marie-Louise, dizinin üç sezonundaki ahlaki ve manevi merkez olmayı sürdürüyor. Karakter, Katolik bir rahiple yaşadığı ilişkinin aniden sona ermesinin ardından derin bir inanç krizi geçiriyor.
Rahibin piskopos tarafından başka bir yere gönderilmesi ve Marie-Louise’e “büyümesi” gerektiğinin söylenmesi, karakterin yaşadığı kırılmayı derinleştiriyor. Buna rağmen genç mahkûmların yanında bulunmaya ve onları yargılamamaya kararlı.
Finneran, birinci sezondan önce görüştüğü bir papazın kendisine bu görevin insanlara en çok ihtiyaç duyulduğu alanlardan biri olduğunu söylediğini aktardı. Yeni sezonda Marie-Louise’in kişisel krizi ile gençlerin yaşadığı şiddet, umutsuzluk ve yalnızlık aynı hapishane atmosferinde kesişiyor.
