Pedro Almodóvar, Bitter Christmas filmiyle yönetmenlik kariyerinde alışılmadık bir anlatı yapısına yöneldiğini açıkladı. Yeni filmi vizyona girerken konuşan İspanyol yönetmen, yapımın seyirciden tam dikkat beklediğini ve şimdiye kadar çektiği en riskli film olduğunu söyledi.
76 yaşındaki yönetmen, Londra’daki bir otelin kütüphanesinde verdiği söyleşide filmdeki oto-kurmaca yapısını anlattı. Almodóvar’ın açıklamalarına göre Bitter Christmas, bir yönetmenin başka bir yönetmen hakkında film yazdığı, bu yönetmenin de başka bir yönetmenin hikâyesini kaleme aldığı katmanlı bir kurguya sahip.

Bitter Christmas’ın Katmanlı Hikâyesi
Filmin merkezinde Bárbara Lennie’nin canlandırdığı Elsa bulunuyor. Reklam filmleri çekerek geçirdiği yılların ardından yeni bir uzun metraj hazırlamaya başlayan Elsa, Almodóvar’ın 2003’te yazdığı “Bitter Christmas” adlı kısa öykünün filmde kullanılan temel unsurlarından biri.
Söz konusu öykü, Almodóvar’ın 20 yıl sonra yayımlanan The Last Dream adlı derlemesinde yer aldı. Hikâyede panik ataklar ve ağır migrenlerle mücadele eden bir yönetmen anlatılırken, film bu malzemeyi farklı anlatı katmanlarıyla genişletiyor.
Elsa’nın hikâyesini yazan kişi ise Leonardo Sbaraglia’nın canlandırdığı Raúl. Böylece Almodóvar, bir yönetmenin başka bir yönetmen hakkında film yazdığı bir yapı kuruyor.
Almodóvar, bu yapının seyirci açısından zorlu olabileceğini kabul etti. Yönetmene göre film içindeki filmin yön değiştireceğinin anlaşılması, izleyicide şaşkınlık ve heyecan yaratabilir. Ancak bu tercih, anlatının bazı bölümlerinin karşılık bulmama ihtimalini de beraberinde getiriyor.
“Bence yaptığım en riskli film bu,” diyen Almodóvar, yapımın izleyiciden tamamen dikkat kesilmesini istediğini belirtti. Yönetmen, sinema seyircilerinin giderek tembelleştiğini düşündüğünü de söyledi.

Almodóvar’ın Renkli Sinema Anlayışı
Bitter Christmas’ın dikkat çeken özelliklerinden biri de alışılmadık vizyon zamanı. Noel’i çağrıştıran bir başlığa sahip film, yaz sıcaklarının yaşandığı bir dönemde gösterime giriyor. Almodóvar bu durumu kendisi de “tuhaf” olarak nitelendirdi.
Yönetmen, filmlerinde renklerin önemli bir yere sahip olduğunu özellikle vurguladı. Ona göre seyirci kitlesini azaltabilecek en etkili tercihlerden biri, göz alıcı renk paletini bırakıp siyah-beyaz bir film çekmek olurdu.
Almodóvar’ın sinemaya uzanan kariyerinde izleyici desteğinin de önemli bir yeri bulunuyor. Franco diktatörlüğünün 1975’te sona ermesinin ardından Madrid ve Barselona’da binlerce yeraltı takipçisi edinen yönetmen, 1980 tarihli ilk filmi Pepi, Luci, Bom and the Other Girls on the Heap’in bütçesine bu takipçilerden 3.000 dolardan fazla katkı aldı.
