Modern Art Oxford’da açılan Mike Nelson sergisi, İngiliz sanatçının geçmiş işleriyle bugünün savaş ve toplumsal krizlerini karşı karşıya getiriyor. 2026’da izleyiciyle buluşan sergi; harap kulübeler, kumullar, boş bir stüdyo ve çıkışsız mekânlar üzerinden umutsuzluk, yalnızlık ve kaçış arzusunu inceliyor.
Nelson, sergi için 2004’te yine Modern Art Oxford’da gösterdiği çökmekte olan kulübeyi yeniden kurdu. O dönemde çöl kumulları tarafından yutuluyor gibi görünen yapı, bu kez daha yıpranmış ve kırılmış bir hâlde sunuluyor. Galerideki geniş kum yığını ise gerçek bir kumul değil; halıların ve paslanmış metal bir çerçevenin üzerinde duran ince bir kum tabakasından oluşuyor.

Mike Nelson’ın Eski İşleri Yeni Bir Karanlıkla Dönüyor
Sanatçı, ilk galeride eski stüdyosunu da yeniden oluşturdu. Fakat bu alan, bir çalışma mekânını tanımlayan malzeme ve eşyalardan arındırılmış durumda. Büyük ölçüde boş bırakılan stüdyoda, kırık bir ayna ve insan kafatasının yanında otoportre slaytları gösteren bir projektör yer alıyor.
Serginin 2004’teki çalışmayla kurduğu bağlantı, Nelson’ın sanatındaki değişimi de görünür kılıyor. Sanatçı kulübeyi ilk kez Irak savaşının ilk yıllarında inşa etmiş; güç, yıkım ve protesto fikirleriyle ilgilenmişti. Yeni düzenlemede ise aynı yapı, sosyalist parti bildirileri ve kırık haçlarla çevreleniyor. Temellerin açığa çıkarılması, geçmişte inanılan değerlerin sarsıldığı fikrini güçlendiriyor.
Nelson’ın sergisi, 2026’daki savaşlara da doğrudan gönderme yapıyor. İran, Sudan, Ukrayna, İsrail ve Gazze’deki çatışmalar; iktidardaki liderler ve komplo teorilerinin gerçek gibi kabul edilmesi, sanatçının bugüne dair karamsar bakışının arka planını oluşturuyor. Kaynak metindeki değerlendirmeye göre Nelson, 22 yıl önceki umutlarıyla bugünü karşılaştırdığında daha iyiye giden bir tablo görmüyor.

Sergide Kaçış ve Yalıtılmışlık Teması
Yan galerilerden birinde izleyici, bir gözetmen tarafından tek metal karyola bulunan bir yatak odasına kilitleniyor. Raflarda Tayland ve Yeni Zelanda gibi yerlere dair seyahat kitapları bulunuyor. Odadan Tayland veya Yeni Zelanda’ya seyahat edilemese de bu kitaplar, serginin karanlık atmosferi içinde kaçış hayalini temsil ediyor.
Nelson’ın son dönemde yoğunlaştığı çöl adası fikri de bu bölümde öne çıkıyor. Bir kapıya Robinson Crusoe hakkında bir kitabın giriş bölümünden alınmış fotokopi asılmış. Galerinin farklı noktalarına yerleştirilen beyaz heykeller ise kafatası ile denizkabuğunu bir araya getiriyor.
Çıkışsız Mekânlar Umutsuzluk Duygusunu Büyütüyor
Sergi alanları, izleyiciyi sallantılı bir maden kuyusundan geçirerek Lynchvari bir sinema fuayesine çıkarıyor. Buradaki kapıların çoğu herhangi bir yere açılmıyor. Bu kurgu, serginin genelindeki yönsüzlük ve sıkışmışlık duygusunu sürdürüyor.
Mike Nelson’ın önceki sergilerinde izleyici, romanlardan kopmuş parçaları birleştirmeye çalışıyormuş hissine kapılıyordu. Modern Art Oxford’daki yeni çalışma ise daha açık, kişisel ve doğrudan bir anlatım kuruyor. Sergi, sanatçının geçmişine dönüp bugünüyle hesaplaşması olarak okunurken, aynı zamanda yardım çağrısı ile boşluğa yöneltilmiş bir çığlık arasında bırakıyor.
