Adam and the Ants, gitarist Marco Pirroni‘nin anı kitabında grubun 1980’lerin başındaki hızlı yükselişi, gösterişli sahne kimliği ve 18 aylık Antmania dönemi üzerinden yeniden gündeme geldi. Pirroni, grubun televizyon programları, oteller ve havaalanları arasında geçen yoğun günlerini anlatırken Princess Margaret’le karşılaştıkları ve onun aşırı alkollü olduğu anıyı da aktarıyor.
Pirroni’nin anıları, punk çevresinden çıkan bir müzisyenin Adam Ant’la kurduğu yaratıcı ortaklığın grubun sesini ve görüntüsünü nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Gitarist, Adam Ant’la birlikte çalışmaya 1980’in başlarında başladı. Bu dönemde ikili, pop müziği yalnızca şarkılardan ibaret görmeyen, kostüm, mizah, cinsellik ve meydan okuma duygusunu da sahneye taşıyan bir anlayış geliştirdi.

Kings of the Wild Frontier Dönüm Noktası Oldu
Pirroni, anı kitabı *Your Money or Your Life: From Punk to Prince Charming*’de 1970’lerin ortasından sonlarına kadar Londra’da geçen gençlik yıllarını ayrıntılı biçimde ele alıyor. Punk kültürünün farklı karakterleri, kıyafet dükkânları, konserleri ve dönemin dikkat çeken görünümleri kitapta önemli bir yer tutuyor.
Müzisyenin geçmişinde Sid Vicious’la arkadaşlık ve grup arkadaşlığı, Siouxsie and the Banshees’te geçici gitaristlik bulunuyor. Pirroni aynı zamanda Roxy Music, John Barry ve Ennio Morricone’nin spagetti western film müziklerine duyduğu ilgiyi de Adam and the Ants’e taşıdı.
Bu birikim, grubun 1980 Kasım’ında yayımlanan ikinci albümü Kings of the Wild Frontier‘ın oluşumunda etkili oldu. Albümdeki parçaların önemli bölümü, Pirroni’nin Londra’nın Harrow bölgesinde ailesiyle yaşadığı evdeki yatak odasında yazıldı.
İkili, albümde tiz gitarları, yodel söyleyişlerini, voodoo çağrışımlı vokalleri, mizahi silah seslerini ve toplu söylenen nakaratları bir araya getirdi. Bu ses dünyasının merkezinde, iki davulcunun oluşturduğu Burundi ritmi yer aldı. Bu yaklaşımın yanı sıra Yerli Amerikalı imgelerinin kullanımı da grubun görsel kimliğinin temel parçalarından biri hâline geldi.

Grup Müzik Kadar Görüntüsüyle de Öne Çıktı
Adam Ant’ın sahne görünümü, grubun müzikal tarzı kadar belirleyici oldu. Tüyler ve fırfırlarla tamamlanan kostümler, burnun üzerine çekilen beyaz çizgi ve korsan figürünü çağrıştıran sahne tavrı, Adam and the Ants’i döneminin diğer gruplarından ayırdı.
Pirroni, Adam Ant’ı ilk kez gözlüksüz, beyaz yüz çizgisi ve altın işlemeli Hussar ceketiyle gördüğünde sanatçının çekiciliğinin belirginleştiğini söylüyor. Bu değişimi Clark Kent’in Superman’e dönüşmesine benzeten gitarist, kendi görünümünü de puantiyeler ve kuru kafa motifleriyle oluşturdu.
Grubun sahne kostümleri turnelerde de önemli bir yer kapladı. Pirroni’nin anlattığına göre Adam and the Ants, seyahatlerinde üç büyük kostüm sandığı taşıyordu ve bunlardan biri yalnızca gitaristin kıyafetlerine ayrılmıştı.
18 Aylık Antmania Küresel Bir Etki Yarattı
Grubun yükselişi kısa sürede uluslararası bir boyuta ulaştı. *Kings of the Wild Frontier*, albüm listelerinde 12 hafta boyunca bir numarada kaldı. Ant tarafından tasarlanan hikâyeli single videoları da 1981’de ABD’de MTV’nin teatral ve görsel pop anlayışının şekillenmesine katkı sağladı.
Bu dönem yalnızca müzik listelerindeki başarıyla sınırlı kalmadı. Adam Ant’ın Dandy Highwayman ve Prince Charming imajları, grubun sahne karakterini farklı dönemlerde yeniden tanımladı. Gösterişli kostümler, anlatılı videolar ve teatral performanslar, grubun popülerliğinin müzik dışındaki unsurlarını da güçlendirdi.
Pirroni, 18 aylık Antmania sürecini hızla akan görüntülerden oluşan bir dönem olarak hatırlıyor. Bu süreçte televizyon programları, oteller ve havaalanları arasında geçen hayat, dönemin yükselen pop gruplarıyla rekabetin de parçasıydı. Gitarist, punk ve Blitz Club çevresinden tanıdığı Billy Idol, Viv Albertine, Chrissie Hynde ve Steve Strange’in yanı sıra Spandau Ballet, Culture Club, Duran Duran, Stray Cats ve Madness üyeleriyle de aynı müzik ortamında bulundu.
Adam and the Ants’in Yerli Amerikalı imgelerinden yararlanması ise günümüzde kültürel sahiplenme tartışmalarıyla birlikte değerlendirilebilecek bir konu olarak öne çıkıyor. Pirroni, kültürün insanlığa ait olduğunu savunarak bu eleştirileri kabul etmiyor ve grubun söz konusu unsurları kendi sanatsal dünyası içinde kullanmaya çalıştığını belirtiyor.
