Notting Hill karnavalı, 1960’lardaki ilk yıllarında Karayipler’den gelen toplulukların kültürlerini Londra’nın Ladbroke Grove bölgesinde yaşatmak için düzenlediği bir buluşmaydı. The Guardian’da yayımlanan kişisel anlatı, etkinliğin 1970’lerde ses sistemlerinin devreye girmesiyle çocuklar için sıkıcı bir geçit töreninden gençlerin her yıl kaçırmadığı bir özgürlük alanına dönüşmesini aktarıyor.
Yazının anlatıcısı, karnavalla ilgili ilk anılarının hafif bir rahatsızlık duygusuna dayandığını belirtiyor. O dönemde 10 ya da 11 yaşlarında olan çocuklar, çelik davul gruplarının arkasından kilometrelerce yürümek zorunda kalıyor; futbol oynamak ya da bisiklete binmek varken bu müziği “yaşlı insanların müziği” olarak görüyordu.

Notting Hill Karnavalı Karayip Kültürünü Londra’ya Taşıdı
Etkinlik, Karayiplerden gelen insanların geride bıraktıkları hayatın canlılığını Londra’nın kasvetli sokaklarına taşımasına imkân veriyordu. Bu nedenle karnaval, yalnızca bir eğlence programı değil, Karayip topluluğunun kendisini açıkça kutladığı bir alan olarak şekillendi.
Anlatıcı, çocukken bu tarihsel anlamı tam olarak kavrayamadığını söylüyor. Yine de anne babaların gülüp eğlenmesi ve çok sayıda Siyah insanın bir arada görülmesi, karnavalın topluluk açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyordu.
1970’lerin başında ise etkinliğin atmosferi değişti. Önceki yıllarda Londra’da kendilerine yer açmaya başlayan Londra ses sistemleri, karnaval sırasında üst geçitlerin altında ve sokaklarda daha görünür hâle geldi. Coxsone Outernational, Jah Shaka, 6X6, Sufferah HiFi ve TWJ gibi sistemler, genç kuşağın müzik anlayışını etkinliğin merkezine taşıdı.

Ses Sistemleri Genç Kuşağın Müziklerini Karnavala Taşıdı
Bu sistemleri işleten kadın ve erkekler, karnala katılan gençlerden çok daha büyük değildi. Windrush sonrası kuşağın Londra’da yetişirken Siyahlığını nasıl tanımladığını biliyorlardı. Kökler ve miras önemini korurken, Karayip kültürünü yalnızca olduğu gibi yeniden üretmek zorunda olmadıklarını da gösteriyorlardı.
Ses sistemlerinden yükselen müzikler, gençlerin danslarda, partilerde ve kendi plak koleksiyonlarında dinlediği parçalardı. Reggae, lovers rock, soul ve funk; barların, kafelerin ya da evlerin önünde kurulan sistemler aracılığıyla karnavalın sesine dönüştü.
Sabit kurulan ses sistemleri, geçit törenlerinden farklı bir deneyim sunuyordu. Müzik beğenilmediğinde ya da kalabalık yeterince ilgi çekici olmadığında başka bir noktaya geçmek mümkündü. Bazen bir kortejin peşinden gidiliyor, bazen de bütün gün tek bir ses sisteminin çevresinde vakit geçiriliyordu.
Sokaklar Dört Günlüğüne Topluluğun Alanına Dönüştü
Karnaval boyunca yiyecek ve içecek bulmak da sorun değildi. Katılımcılar Turnpike Lane istasyonunda buluşurken Kentucky tavuğu ya da kebap alıyor, ardından Notting Hill’deki dükkânlarda fiyatların geçici olarak yükselmesine yol açan sözde “karnaval vergisinden” kaçınmak için yanlarına erzak alıyordu.
Dönemin içecek tercihleri arasında koyu rom veya Bacardi ile Coca-Cola, votka ile portakal suyu bulunuyordu. Bira, plastik halkalarla bir arada tutulan dörtlü paketlerde satılmaya başlayana kadar taşınması zor bir seçenekti. Bazı katılımcılar boş halkaları kemerlerinden geçirerek paketleri üzerlerinde taşıyordu.
Gençlerin karnavala ilgisi arttıkça etkinliğin yayıldığı alan da genişledi. Ses sistemleri çoğunlukla geçit güzergâhının dışında kuruluyor, hafta sonu için kiralanan ön bahçelerde daha küçük müzik alanları oluşturuluyordu. Bu noktalar kuzeyde Harrow Road yakınlarındaki kanala, güneyde ise Colville Terrace’a kadar uzanıyordu.
Ladbroke Grove ile Chepstow Road arasındaki bölgede farklı büyüklüklerde sokak dansları düzenleniyor, hazırlıksız gelenlere içecek ve barbekü yiyecekleri satılıyordu. Böylece karnaval, tek bir geçit töreninin sınırlarını aşarak geniş bir mahalle deneyimine dönüşüyordu.
1970’lerde Karnavalın Anlamı Değişti
Yazı, 1970’lerin başındaki toplumsal koşulları da hatırlatıyor. Polis tacizinin yaygın olduğu, ırkçı mikro saldırganlıkların gündelik hayatın bir parçası sayıldığı ve konaklama sektörünün yeterli bir misafirperverlik sunmadığı bu dönemde karnaval, farklı bir kamusal alan yaratıyordu.
Londra’nın geniş bir bölümünde, kendisine benzeyen insanlarla bir arada dolaşabilmek; içki içmek, dans etmek ya da yalnızca rahatsız edilmeden vakit geçirmek anlatıcı için güçlü bir özgürlük hissi taşıyordu. Sokaklar dört günlüğüne topluluğun sahip olduğu bir alana dönüşüyor, katılımcılar haftaya yorgun ama daha moralli başlıyordu.
Çocukken “yaşlı insanların müziği” olarak görülen etkinlik, ses sistemleriyle birlikte yeni kuşağın kendi müziklerini ve sosyalleşme biçimlerini bulduğu bir buluşmaya dönüştü. Bu değişim, Karayip kültürü ile Londra’da yetişen gençlerin deneyiminin aynı karnaval içinde buluşmasını sağladı.
