Lawrence Abu Hamdan, sanatçı kimliğini insan hakları ihlallerini inceleyen araştırmacı yönüyle bir araya getiriyor. 2019’da Turner Ödülü’nü ortaklaşa kazanan Lübnan-İngiliz sanatçı, 2023’te kurulan sivil toplum kuruluşu Earshot‘ın direktörlüğünü yürütüyor. Kuruluş, ses kayıtları ve “kulak tanığı” anlatımları üzerinden olayların nasıl gerçekleştiğini ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Earshot’ın çalışmaları, Gazze’de acil yardım çalışanlarına ateşlenen kurşunların yönü ve konumunun incelenmesinden Belgrad’daki bir protestonun dağıtılmasında sesli silah kullanıldığı iddiasının araştırılmasına kadar uzanıyor. Abu Hamdan’ın sanat üretimiyle araştırma faaliyetleri birbirinden kopuk ilerlemiyor; hazırlanan raporların bir bölümü daha sonra sanat eserlerine dönüşüyor.

Earshot Ses Verilerini Nasıl İnceliyor?
Abu Hamdan, ekibinin yöntemini haberlerde kullanılan görsel canlandırmaların ses karşılığı olarak tanımlıyor. Araştırmacılar olay yerinden toplanan kayıt ve videoları, açık kaynak verilerini ve tanıkların ses odaklı anlatımlarını birlikte değerlendiriyor.
Bu yaklaşım, yalnızca bir olayın duyulup duyulmadığını belirlemekle sınırlı kalmıyor. Sesin yönü, mesafesi ve olay anındaki diğer işitsel ayrıntılar üzerinden bir mekânın ya da yaşananların yeniden kurulmasına çalışılıyor. Earshot’ın güney Londra’daki küçük, açık planlı ofisinde çalışan ekibin önemli bölümünü mimarlık eğitimi almış araştırmacılar oluşturuyor.
Kuruluşun üzerinde çalıştığı dosyalardan biri, yıllar önce yaşanan siyasi bir saldırıyla ilgili. Mağdurun ailesi, olay sırasında kaydedilmiş ancak o dönemde incelenmemiş ses kayıtlarını Earshot’a ulaştırdı. Ekip, saldırıdan hüküm giyen kişinin muhtemelen dikkatleri başka yöne çekmek için kullanılmış bir isim olduğunu ve silahı başka bir kişinin kullanmış olabileceğini değerlendiriyor.

Sednaya Hapishanesi Projesi Abu Hamdan’ı Nasıl Etkiledi?
Abu Hamdan’ın ses temelli araştırmalarındaki dönüm noktalarından biri, Londra merkezli Forensic Architecture’ın Uluslararası Af Örgütü’yle yürüttüğü 2016 tarihli proje oldu. Sanatçı, Suriye’deki Sednaya Hapishanesi’nden sağ kurtulan az sayıdaki kişiyle görüşerek hapishanenin yapısı ve koşullarına ilişkin bir çalışma yürüttü.
Mahpusların tamamen karanlıkta tutulduğu ve ses çıkarmalarının ağır sonuçlar doğurabildiği hapishanede işitme, içerideki kişiler için temel bir bilgi kaynağıydı. Tanıkların hafızasında kalan çığlıklar, acı ve sıkıntı sesleri, kilitlerde dönen anahtarlar, hücrelerin dışına bırakılan ekmeğin çıkardığı sesler ve bitlerin ezilmesi gibi ayrıntılar, hapishanenin görünmeyen mimarisini anlamaya yardımcı oldu.
Bu proje, sanatçının sonraki çalışmalarının da temelini oluşturdu. Abu Hamdan’a göre Earshot’ın acil müdahale gerektiren araştırmalarıyla üzerine daha uzun süre düşünülen sanat projeleri arasında bir denge bulunuyor. Araştırma sonuçlarını raporlamak kadar, bu çalışmaların ne anlama geldiğini değerlendirmek de sürecin bir parçası olarak ele alınıyor.
Belgrad’daki Sessiz Protestoda Ne Araştırıldı?
Earshot’ın Venedik Bienali’nde sergilenen çalışmasının ortaya çıkış noktası, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’daki bir protestoya ilişkin soruşturma oldu. Mart 2025’te düzenlenen gösteri, bir önceki yıl bir tren istasyonunda meydana gelen kazanın ardından ülkede yapılan sessiz nöbetlerden biriydi.
Protestocular, kazada hayatını kaybeden her kişi için bir dakikayı temsil edecek şekilde 15 dakika boyunca sessiz kaldı. O akşam kalabalığın 300 bin kişiye kadar ulaştığı belirtildi. Sessizlik sürerken ortaya çıkan yüksek ve rahatsız edici ses, önce hızla yaklaşan bir araca, ardından da insanların bedenlerinin içinden geliyormuş gibi algılandı.
Sırbistan hükümeti, kalabalığı paniğe sürükleyip dağıtmak için sesli silah kullanıldığı iddiasını reddetti. Earshot ise ses kayıtları, görgü tanıklıkları ve diğer veriler üzerinden bu olayın teknik açıdan incelenmesine katkı sundu.
Abu Hamdan’ın sanatçı ve araştırmacı kimlikleri arasındaki ilişki, bu dosyada da belirginleşiyor. Bir yandan insan hakları ihlallerine ilişkin hızlı ve işlevsel raporlar hazırlanırken, diğer yandan elde edilen bulgular duyusal ve estetik bir anlatıya dönüştürülüyor. Sanatçı, kendisini bu nedenle “özel kulak” olarak tanımlıyor.
