Berlin ve Cannes’daki siyasi tartışmaların ardından gözler Venedik Film Festivali’ne çevrildi. Festivalin sanat direktörü Alberto Barbera, bu yılki seçkiyi “son yılların en politik seçkisi” olarak tanımlarken programda savaşlar, Filistin, göç, iklim değişikliği ve daralan özgürlük alanları öne çıkıyor.
Venedik’teki siyasi atmosfer, festival başlamadan önce Bienal sanat sergisi üzerinden de hissedildi. Rusya ve İsrail’in kendi pavyonlarında sergi açmasına izin verilmesi eleştirilirken, Avrupa Komisyonu Venedik Bienali Vakfı’na sağlanan 2,3 milyon dolarlık finansmanı çekti. Böylece festivalin bağlı olduğu kurum, kültür politikası ve demokratik değerler tartışmasının merkezine yerleşti.

Berlin ve Cannes’daki Tartışmalar Venedik’e Taşındı
Şubat ayında düzenlenen Berlin Film Festivali’nde jüri başkanı Wim Wenders, İsrail ve Filistin hakkında gelen sorular sırasında yönetmenlerin politikadan uzak durması gerektiğini söyledi. Açıklama sert tepkilere yol açtı ve yazar Arundhati Roy festivalden çekildi. Berlin’in sanat direktörü Tricia Tuttle ise tartışmaların ardından resmî bir açıklama yapmak zorunda kaldı.
Cannes Film Festivali’nde ise aralarında Javier Bardem, Mark Ruffalo ve Ken Loach’un da bulunduğu binlerce sinema profesyoneli, sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin sektördeki artan ideolojik etkisini eleştiren bir dilekçeye imza attı. Canal+ ve StudioCanal logoları, bu şirketlerin finanse ettiği filmlerin jeneriğinde göründüğünde bazı izleyiciler tarafından yuhalandı.
Cannes’daki siyasi tartışmalar daha sonra yapay zekâ kullanımına yöneldi. Jüri üyesi Demi Moore, sektörün yapay zekâyla çalışmanın yanı sıra kendisini bu teknolojinin etkilerinden koruyacak yollar bulması gerektiğini söyledi. Moore’un “Yapay zekâ burada” sözleri, internette geniş bir tartışma yarattı.

Bienal’in Finansmanı Üzerinden Rusya Tartışması
Venedik Bienali Vakfı Başkanı Pietrangelo Buttafuoco, Avrupa Komisyonu’nun finansman kararına tepki gösterdi. Bir AB sözcüsü, Avrupalı vergi mükelleflerinin parasının demokratik değerleri koruması gerektiğini, bu değerlerin günümüz Rusya’sında gözetilmediğini savundu.
Buttafuoco, Variety’nin röportaj talebini kabul etmedi. Ancak temmuz ayında düzenlenen Venedik seçkisi basın toplantısında Brüksel’i çifte standart uygulamakla suçladı. Bienal’in 2,3 milyon dolarlık finansmanı çekilirken, altı ay içinde Vladimir Putin’e 5,9 milyar dolarlık sıvılaştırılmış doğal gaz sözleşmesi sağlandığını öne sürdü.
Buttafuoco’nun savunduğu görüşe göre Bienal, tüzüğü gereği tüm dünyaya açık, sansürden uzak bir “kültürel bir arada yaşama alanı” olmalı. Festivalin sanat direktörü Alberto Barbera da Rusya’dan nitelikli bir film gelmesi hâlinde uygulanacak tek ölçütün yapımın kalitesi olacağını belirtti.
Venedik Seçkisinde Savaşlar ve Güncel Krizler Öne Çıkıyor
Barbera, programı 23 Temmuz’da açıklarken seçkinin başlıca güncel sorunları yansıttığını söyledi. Festivalin açılışını Danny Boyle’un “Ink” filmi yapacak. Yapım, İngiliz tabloid gazetesi The Sun’ın Rupert Murdoch’un sağcı bir medya patronu olarak yükselişini nasıl hızlandırdığını ele alıyor. Filmin yapımcılığını, Vincent Bolloré’nin kontrolündeki StudioCanal üstleniyor.
Programdaki dikkat çeken yapımlardan biri de Alex Gibney imzalı “Musk” belgeseli. Elon Musk’ın kamuoyundaki imajının ardına geçmeyi amaçlayan dört saatlik film, ABD’de Bleecker Street tarafından dağıtılacak. Şirketin CEO’su Kent Sanderson, belgeselin hem kuruluş biçimi hem de ele aldığı kişiyi yeniden çerçevelemesi bakımından “patlayıcı” olduğunu söyledi ve yapımda izleyicilerin dikkatini çekecek gerçek ifşaatlar bulunduğunu belirtti.
İranlı yönetmen Ali Asgari’nin “A Bit of Light” filmi, Tahran’da tutuklanan muhalif bir doktorun hikâyesine odaklanıyor. Filistinli yönetmen Ahmed Hassouna’nın “Citizen Osama” adlı yapımı ise Gazze’deki savaşın gerçeklerini kayda almaya çalışan bir fotoğrafçıyı izliyor. Film, karakterin gazetecilik sorumluluğu ile babalık rolünü birlikte yürütme çabasını anlatıyor.
Rusya, ABD ve İsrail Filmlerin Merkezinde
Rusya’daki toplumsal bunalım, festival programındaki birden fazla filmde işleniyor. Julia Loktev imzalı “My Undesirable Friends: Part II — Exile”, yaklaşık 13 ülkede yaşamlarını sürgünde sürdürmeye çalışan bağımsız Rus gazetecileri takip ediyor.
Laura Poitras’ın kısa belgeseli “They’re Here” ise Donald Trump dönemindeki ABD’de yaşanan sorunlara odaklanıyor. Film, Minnesota’da ICE baskınlarına karşı düzenlenen protestoları ele alıyor. Kaynakta aktarılan bilgilere göre bu baskınlar 4.000 kişinin tutuklanmasına ve iki kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.
İsrail de festival çevresindeki tartışmalı başlıklardan biri olmayı sürdürüyor. İsrailli yönetmen Amos Gitai, İsrail-Filistin çatışmasını iki tarafın perspektifinden ele alan çalışmalarıyla tanınıyor. Gitai, Cannes’da İsrail bayrağı taşıyan hiçbir filmin yer almadığı bir yılda Venedik programına dâhil edilmekten memnuniyet duyduğunu söyledi.
