Dünya, yeni bir kırılma anına doğru sürükleniyor. Donald Trump, İran ile yürütülen sürece dair yaptığı açıklamada, önümüzdeki 10 günün belirleyici olacağını söyledi. Buna göre Trump, İran Nükleer Programı konusunda “anlamlı bir anlaşma” yapılmaması halinde çok daha sert senaryoların masada olduğunu açıkça ifade etti. Böylece Orta Doğu’da yükselen tansiyon, küresel ölçekte yeni bir krizin habercisi haline geldi.
Bununla birlikte Trump’ın sözleri yalnızca diplomatik bir uyarı olarak görülmedi. Aksine, son günlerde artan ABD İran Gerilimi ve bölgede hızlanan askeri hazırlıklar, sürecin diplomasiyle sınırlı kalmayabileceğine dair güçlü sinyaller verdi. Özellikle Washington ve Tel Aviv hattında art arda gelen açıklamalar, bölgenin yeni bir çatışma eşiğine sürüklendiği yönündeki endişeleri derinleştirdi.
ABD İran Gerilimi Tırmanıyor Savaş Senaryoları Masada
Son günlerde ABD İran Gerilimi yalnızca siyasi açıklamalarla sınırlı kalmadı. Aksine, bölgede askeri hareketlilik gözle görülür şekilde arttı. Buna göre ABD Ordusu, Orta Doğu’daki hava ve deniz unsurlarını güçlendirirken, İsrail Ordusu da olası senaryolara karşı alarm seviyesini yükseltti. Bu gelişmeler, diplomatik görüşmelerin başarısız olması halinde askeri seçeneklerin hızla devreye sokulabileceğini ortaya koydu.
Öte yandan Trump’ın “anlaşma olmazsa kötü şeyler olur” sözleri, yalnızca İran’a yönelik bir uyarı olarak okunmadı. Aynı zamanda bu ifade, Washington’un askeri seçeneği ciddi biçimde değerlendirdiğini de gösterdi. Böylece diplomasi masasındaki her gelişme, sahadaki askeri hareketlilikle birlikte okunmaya başlandı.
İran Nükleer Programı Küresel Güvenlik Tartışmasının Merkezinde
Krizin merkezinde yer alan İran Nükleer Programı, uzun süredir küresel güvenlik tartışmalarının ana başlıklarından biri. Trump yönetimi, İran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha sahip olamayacağını net biçimde vurgularken, Tahran ise programının barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor. Ancak taraflar arasındaki bu temel görüş ayrılığı, müzakerelerin her aşamasında ciddi tıkanıklıklara yol açıyor.
Buna karşın son görüşmelerin “iyi gittiği” yönündeki açıklamalara rağmen, perde arkasında askeri hazırlıkların hızlanması dikkat çekiyor. Bu durum, müzakere masasındaki iyimser söylemlerin sahadaki sert gerçeklikle çeliştiğini düşündürüyor. Dolayısıyla İran Nükleer Programı, yalnızca teknik bir mesele değil; doğrudan küresel barışın geleceğini ilgilendiren bir kırılma noktası haline gelmiş durumda.
İsrail Ordusu Alarmda Bölgesel Savaş Riski Büyüyor
Bölgede tansiyonu artıran bir diğer unsur ise İsrail Ordusu’nun aldığı önlemler oldu. İsrail kaynakları, olası bir ABD İran Gerilimi tırmanışı halinde ordunun tam hazırlık halinde olduğunu duyurdu. Buna göre İsrail, hem savunma hem de olası karşılık senaryoları üzerinde çalışıyor. Bu durum, krizin yalnızca iki ülke arasında kalmayabileceğini, bölgesel bir çatışma riskinin giderek büyüdüğünü gösteriyor.
Öte yandan İsrail’deki askeri değerlendirmeler, İran’ın yalnız hareket etmeyeceği; Hizbullah ve bölgedeki diğer müttefik unsurların da devreye girebileceği ihtimali üzerinde duruyor. Böylece olası bir çatışmanın, çok cepheli ve uzun soluklu bir krize dönüşebileceği yönündeki kaygılar güçleniyor.
Küresel Dengeyi Etkileyecek 10 Günlük Kritik Süreç
Trump’ın verdiği 10 günlük süre, yalnızca ABD İran Gerilimi açısından değil; küresel güç dengeleri açısından da kritik bir eşik olarak görülüyor. Bu süreçte atılacak her adım, finans piyasalarından enerji hatlarına, bölgesel güvenlikten küresel diplomasiye kadar birçok alanda etkisini gösterecek. Bu nedenle dünya kamuoyu, önümüzdeki günlerde Washington’dan ve Tahran’dan gelecek açıklamalara kilitlenmiş durumda.
Buna ek olarak diplomasi trafiği yoğunlaşırken, askeri hazırlıkların sürmesi “barış mı, çatışma mı?” sorusunu daha da keskin hale getiriyor. Dolayısıyla önümüzdeki 10 gün, yalnızca iki ülke arasındaki müzakerelerin değil; Orta Doğu’nun ve hatta küresel düzenin geleceğini belirleyebilecek bir dönemeç olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
