Son dönem şiirleri, farklı coğrafyaları, canlı türlerini ve kişisel deneyimleri bir araya getiren dört kitap üzerinden dikkat çekiyor. Jessica Mookherjee’nin The Universe Is an Animal, Sylvia Legris’in Sleep Gate, Henri Cole’un The Other Love ve Nidhi Zak/Aria Eipe’nin Stay Winter adlı kitapları, şiirin bilimsel düşünceyle, tarihsel travmayla ve mitolojiyle kurduğu ilişkiyi farklı biçimlerde ele alıyor.
The Guardian’ın değerlendirmesinde öne çıkan ortak nokta, bu kitapların şiiri yalnızca kişisel duyguların aktarımı olarak görmemesi. Savaş, göç, kitlesel yok oluş, yaşlanma ve ulus fikri; dört farklı şiir dünyasında birbirinden ayrı ama kesişen izlekler olarak ortaya çıkıyor.

Jessica Mookherjee’nin The Universe Is an Animal Kitabı
The Universe Is an Animal, bilimsel dili yerinden edilme ve savaşla şekillenmiş aile tarihleriyle buluşturuyor. Jessica Mookherjee’nin şiirlerinde Doğu Pakistan ile Hindistan’ın bölünmesi, bugün Bangladeş olarak bilinen coğrafyadaki tarihsel kırılmalar ve Galler’e varış deneyimi aynı anlatı alanında birleşiyor.
Kitapta yer alan Waterlily adlı şiir, Claude Monet’nin bilinen imgesini daha karanlık bir sahneye dönüştürüyor. Toplumsal çatışmalardan kaçan bir teyzenin Bhatiyari Gölü’nün altında saklanması, şiirde aile hafızası ile şiddetin izlerini yan yana getiriyor.
Mookherjee’nin The Reproductions adlı uzun şiiri ise evrimsel biyoloji üzerine yaptığı çalışmadan besleniyor. Şair, kıtlık, göç, savaş ve ırkçılığın anneyle çocuk üzerindeki etkilerini sorgularken, acının yalnızca insanlara özgü olmadığını da hatırlatıyor. Kitapta memeli ceninlerinin yüzde 10’unun gelişimini tamamlayamadığı bilgisi, sevgi ve güvenliğin koşullarına ilişkin sorularla birlikte kullanılıyor.

Sleep Gate İnsan ve İnsan Dışı Bilinci Sorguluyor
Sylvia Legris’in Sleep Gate kitabı, rüya yaşamını toprak solucanları, bal arıları ve sinek kuşları gibi farklı canlıların deneyimleri üzerinden inceliyor. Şiirlerde sirkadiyen ritimler, melatonin ve epifiz bezi gibi bilimsel kavramlar; bulutların, bitkilerin ve minerallerin dünyasıyla aynı düzlemde ele alınıyor.
Legris, doğaya insan duygularını doğrudan yansıtan şiir anlayışından uzak duruyor. Şiirsel “ben”in geri çekilmesi, kitlesel yok oluş ve Antroposen karşısında bilinçli bir tercih olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle bazı bölümler, geleneksel şiir anlatısından çok bir örnekler kataloğunu andırıyor.
Kitap, yaşamın büyük yok oluştan sonra nasıl devam edeceğini soruyor. Inger Christensen ve Hilda Doolittle gibi şairlerle kurulan bağlantı üzerinden, insanlardan sonra zamanı kimin ya da neyin ölçeceği düşüncesi öne çıkarılıyor.
Henri Cole’dan Yalnızlık ve Gelecek Üzerine Şiirler
The Other Love, Henri Cole’un on birinci şiir kitabı olarak yalnızlık, benlik ve sınırlanma duyguları etrafında şekilleniyor. Kitabın başlık şiiri, kişinin kendisini yeniden tanımlayabileceği bir yalnızlık alanıyla açılıyor.
Kısa liriklerden oluşan kitapta başkanlık seçimleri, silahların gündelik hayattaki varlığı ve Covid izolasyonu sırasında yenilen yemekler, belirgin biçimde Amerikalı bir yaşamın parçaları olarak yer alıyor. Cole’un şiirlerinde aşk, ölümlülük duygusuna karşı bir karşılık olarak beliriyor.
Kitapta mizah da önemli bir yer tutuyor. Cole, TS Eliot’un çocukluk yatak odasında geçen bir bölümde, Eliot’un çağdaşı Marianne Moore’u daha çok tercih ettiğini söyleyen yaşlılığa yaklaşmış bir figür yaratıyor. James Merrill’e adanan Autumn Fern adlı sonede ise şairin mezarı başında geleceğe ve hatırlanmaya ilişkin bir düşünce kuruluyor.
Stay Winter’da Mitoloji ve Ulus Fikri
Nidhi Zak/Aria Eipe’nin Stay Winter kitabı, yazarların ilk kitabı Auguries of a Minor God’da olduğu gibi folklor ve mitolojiden yararlanıyor. Klasik Yunan mitleri, kadim Hindu ve Kelt figürleriyle birlikte şiirlerde karmaşık ilişkiler ağı oluşturuyor.
Kitap, modern edebiyata da benzer bir yöntemle yaklaşıyor. And Our Eyes Are on Europe adlı şiir, James Joyce’un Ulysses romanında milliyetçi “vatandaş” ile Bloom arasındaki ulus ve imparatorluk tartışmasından alınan dili bir araya getiriyor. Şiirin harita ve Armada göndermeleri üzerinden başladığı, ardından uzlaşma fikrine yöneldiği aktarılıyor.
Dört kitap, şiirin kişisel deneyimden bilimsel gözleme, tarihsel travmadan mitolojik anlatıya kadar genişleyebilen yapısını gösteriyor. Değerlendirme, bu eserleri ortak bir temada birleştirmekten çok, her birinin farklı bir düşünme biçimini şiirin merkezine taşıdığını ortaya koyuyor.
