Unabomber incelemesi, Netflix yapımı filmin Ted Kaczynski’nin nasıl radikalleştiğini ve FBI soruşturması sonucunda nasıl yakalandığını anlatma biçimine odaklanıyor. Variety’nin değerlendirmesine göre yapım, 16 yaşındaki Kaczynski’nin Harvard’daki ilk yılına uzanan psikolojik anlatıyla soruşturmanın son dönemini izleyen polisiye bölümü bir araya getiriyor; ancak iki zaman çizgisi birbirini yeterince beslemiyor.
Janus Metz’in yönettiği film, konusu sayesinde başlangıçta güçlü bir merak alanına sahip. Buna karşın eleştiride, ezbere diyalogların ve standart gerçek suç anlatımının yapımın etkisini sınırladığı belirtiliyor. Film, genç Kaczynski’nin dönüşümünü açıklamaya çalışırken bir yandan da FBI’ın soruşturmasını klasik bir prosedürel gerilim kalıbıyla aktarıyor.

Jacob Tremblay’in Genç Ted Kaczynski Yorumu
Filmin Harvard’da geçen bölümü, iki anlatı arasında daha ilgi çekici bulunan taraf olarak öne çıkıyor. Jacob Tremblay, 16 yaşındaki Ted Kaczynski’yi yetişkin dünyasına uyum sağlamakta zorlanan, son derece zeki ve savunmasız bir öğrenci olarak canlandırıyor.
Bu bölümde Kaczynski, Harvard profesörü Henry Murray’nin yürüttüğü deneysel psikoloji araştırmasının parçası hâline geliyor. Russell Crowe tarafından canlandırılan Murray, babacan görünen yaklaşımının arkasında daha manipülatif bir tutum taşıyor. Araştırma ortağı Christiana Morgan’ın da katıldığı çalışma, denekleri kasten kavgacı ve baskıcı bir rakiple tartıştırarak stres altındaki tepkilerini gözlemlemeyi amaçlıyor.
Variety’nin yorumuna göre film, Murray’nin tartışmalı “personology” teorisine dayanan araştırmasını etik dışı ve temelsiz bir uygulama olarak sunuyor. Bu yaklaşım, Kaczynski’yi yaşadığı kopuşun sorumluluğundan uzaklaştırarak onu deneyin mağduru gibi konumlandırıyor. Ancak yapımın, bu deneyimin Kaczynski üzerinde ne ölçüde belirleyici olduğunu ortaya koyan savı yeterince güçlü bulunmuyor.

FBI Soruşturması Daha Basmakalıp Kalıyor
1990’larda geçen soruşturma bölümü ise eleştiride filmin daha zayıf tarafı olarak değerlendiriliyor. Shailene Woodley, kurmaca FBI ajanı Joanne Miller rolünde kurumsal cinsiyetçilik ve soruşturmadaki rehavetle mücadele ediyor. Miller, Kaczynski’nin manifestosundaki dil özelliklerinin yetkilileri ona götürebileceği sonucuna ulaşıyor.
Karakterin, Unabomber dosyasını büyük ölçüde kendi çabasıyla çözdüğü izlenimi yaratılıyor. Ortağı Leo’yu canlandıran Alexander Ludwig ise Miller’ın çıkardığı sonuçlara kuşkuyla yaklaşan kaba bir karakteri oynuyor. İncelemeye göre bu bölüm, davanın karmaşıklığını azaltarak olayları gereğinden kolay çözülen bir bulmaca gibi gösteriyor.
“Ted K” Karşılaştırması Filmin Eksiklerini Ortaya Çıkarıyor
Variety, filmi Tony Stone’un 2021 tarihli biyografik yapımı Ted K ile de karşılaştırıyor. Sharlto Copley’nin başrolde yer aldığı film, Kaczynski’yi psikolojik açıdan açıklamak yerine daha rahatsız edici ve doğrudan bir portre sunmasıyla öne çıkarılıyor.
Unabomber’da ise karakter, Tremblay’in tekdüze ve yeterince ikna edici bulunmayan performansıyla bir dizi belirtinin toplamı gibi resmediliyor. Senaryonun ipuçlarını fazla açık biçimde vurgulaması ve bağlantıları zorlaması, karakterin daha incelikli ele alınmasını engelliyor.
Metz’in yönetimi de eleştiride işlevsel fakat sıradan bulunuyor. Film, 1994’teki bir bombalama olayının yeniden canlandırılmasıyla açılıyor ve ardından Kaczynski’nin eylemlerine dair arşiv niteliğinde bir özet sunuyor. Bu tercih, Netflix’in gerçek suç yapımlarında sık kullanılan anlatım biçimini takip ederken filmin özgün bir sinema dili kurmasını zorlaştırıyor.
