Salman Rushdie filmi, yazarın 2022’de bir konuşma sırasında saldırıya uğramasının ardından başlayan zorlu iyileşme sürecini ve hayatındaki daha eski bir dönemin izlerini bir araya getiriyor. Alex Gibney’nin yönettiği *Knife: The Attempted Murder of Salman Rushdie*, Rushdie’nin eşi Eliza Griffiths’in tuttuğu video günlüğünü, yazarın yaşamına ilişkin arşiv görüntüleriyle buluşturuyor.
Saldırının ardından Rushdie’nin yaşam mücadelesi verdiği haberini alan Griffiths, New York’taki evinden hastaneye ulaşmaya çalıştı. Birkaç gün içinde eşinin tedavisini ve toparlanma sürecini kaydetmeye başlayan Griffiths, bu çalışmayı başlangıçta yalnızca birkaç günde bir çekilecek fotoğraflardan oluşan sınırlı bir kayıt olarak düşünüyordu. Süreç, kısa sürede kapsamlı bir video günlüğüne dönüştü.

Eliza Griffiths’in Kamerası İyileşme Sürecini Kaydetti
Griffiths, çekimleri telefonla yapmak yerine profesyonel bir kamerayla sürdürmeye karar verdi. Kendi ifadesiyle kameranın eline ulaşması, sanatçı kimliğiyle yeniden bağ kurmasını sağladı. Bu kayıtlar, hem Rushdie’nin geçirdiği fiziksel süreci hem de çiftin yaşananları birlikte anlamlandırma çabasını görünür kılıyor.
Rushdie, hayatta kalacağı anlaşılmaya başladığında bu sürecin kayda geçirilmesini kendisinin önerdiğini söylüyor. Ancak yazarın ilk düşüncesi, iyileşmeyi belgelemek için birkaç günde bir fotoğraf çekilmesinden ibaretti. Griffiths’in daha kapsamlı bir anlatı kurması, filmin temel malzemelerinden birini oluşturdu.
Çift, yaşadıklarını New York’taki evlerinin ayrı odalarından anlatıyor. Griffiths anılarını canlı ve duygusal bir biçimde aktarırken Rushdie daha mesafeli bir üslup benimsiyor. Geçirdiği yaralanmaların izlerinden biri de sağ gözünün üzerindeki siyah mercek olarak görülüyor.

Knife, 2022 Saldırısını Geçmişteki Tehditle Birleştiriyor
Knife, yalnızca 2022’deki saldırıya odaklanmıyor. Film, Rushdie’nin 1989’da hakkında verilen fetva sonrasında yaşadıklarını da arşiv görüntüleri üzerinden ele alıyor. İran’ın o dönemdeki dini lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni, Rushdie’nin dördüncü romanı *The Satanic Verses* nedeniyle yazarın ve kitabın yayıncılarının cezalandırılması çağrısında bulunmuştu.
Bu çağrının ardından 41 yaşındaki Rushdie saklanarak yaşamak zorunda kaldı ve dokuz yıl boyunca silahlı koruma altında bulundu. Film, bu dönemde oluşan tehdit atmosferini, 2022’deki saldırının ardından çekilen kişisel görüntülerle yan yana getiriyor.
Arşiv bölümünde, kitabı ve ifade özgürlüğünü savunan bir başyazının ardından ABD’deki Riverdale Press gazetesinin ofisine yönelik kundaklama olayına da yer veriliyor. Pakistan’daki olaylarda altı kişi hayatını kaybederken Japonya’daki bir çevirmen saldırı sonucu yaşamını yitirdi. İtalya’da başka bir çevirmen evinde saldırıya uğradı. Londra’da ise Rushdie’nin parçalanmış bir tasviri, öfkeli bir kalabalık tarafından sokaklarda taşındı.
Alex Gibney Filmin Arşiv Bölümünü Kurguladı
Alex Gibney, Rushdie ve Griffiths tarafından filmi yönetmesi için davet edildi. Oscar ödüllü belgesel yapımcısı, üstlendiği işi yalnızca yönetmenlik değil, aynı zamanda eldeki malzemeyi seçip düzenleme süreci olarak tanımlıyor. Arşiv görüntülerini filme dahil etme fikri de Gibney’den geldi.
Rushdie, geçmişteki tehditleri yeniden gündeme getirmeye başlangıçta sıcak bakmıyordu. 2022’de kendisine saldıran ve filmde ya da anı kitabında yalnızca “A” olarak anılan kişiyi, daha büyük bir meselenin temsilcisi olarak görmediğini belirtiyor. Yazar, saldırının gerçekleştiği Chautauqua’daki etkinlik alanında hiçbir güvenlik görevlisinin bulunmamasını da bugün sert biçimde sorguluyor.
Rushdie’nin bu konudaki değerlendirmesi, saldırıdan üç yıl önce yaşadığı başka bir olayla da bağlantılı. Booker kısa listesine giren *Quichotte* romanı için Oxford’daki Sheldonian’da düzenlenen konuşmada girişlerde sivil polisleri görünce rahatsız olduğunu anlatıyor. O dönemde, önceki 20 yıl içinde dünyanın farklı yerlerinde yüzlerce halka açık etkinliğe katıldığını ve sorun yaşamadığını söylemişti.
Rushdie ve Griffiths’in Anı Kitapları da Kaynak Oldu
Film, çiftin aynı deneyime ilişkin yazılı anlatımlarıyla da birlikte değerlendiriliyor. Rushdie’nin *Knife* adlı anı kitabı 2024’te yayımlandı. Griffiths’in *The Flower Bearers* adlı kitabı ise bu yılın başlarında okurla buluştu.
Yeni yapım, Griffiths’in kişisel kayıtlarını Rushdie’nin geçmişine ait haber görüntüleriyle birleştirerek iki farklı dönemi aynı anlatı içinde topluyor. Bir tarafta saldırı sonrasında hastane ve evde sürdürülen iyileşme süreci, diğer tarafta 1989’da başlayan ve yıllarca devam eden tehdit atmosferi bulunuyor.
