İsviçre’nin Cenevre Gölü kıyısındaki Vevey kasabasında düzenlenen Images Vevey 2026, 21 ülkeden 50 sanat projesini kamusal alanlara ve binalara taşıyor. İki yılda bir gerçekleşen fotoğraf bienali, 5-27 Eylül 2026 tarihleri arasında ziyaretçilere ücretsiz olarak açık olacak.
Bu yılki etkinliğin teması “We Are Family” olarak belirlendi. The Guardian’ın küresel fotoğraf editörü Fiona Shields, bienalde öne çıkan çalışmaları aile, sevgi, kayıp, ayrılık ve kuşaklar arası bağlar ekseninde değerlendirdi.

Martin Parr Portresi Bienalin Simgelerinden Biri Oldu
Fotoğrafçı Sian Davey’nin Martin Parr portresi, Vevey’deki etkinliğin en dikkat çekici çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Altı kat yüksekliğindeki portre, görkemli bir bahçenin içinde çekildi ve kasabaya yukarıdan bakacak şekilde sergilendi.
Geçen yılın sonunda hayatını kaybeden Parr, Images Vevey’de çalışmalarını daha önce birçok kez sergilemişti. Bu nedenle portre, hem fotoğrafçıya yönelik bir saygı duruşu hem de bienalin aile temasının görsel bir karşılığı olarak konumlanıyor.
Davey, Parr’ın kendisini ziyaret ettiği sırada kısa süre önce terminal kanser teşhisi aldığını ve bahçede sakinlik hissettiğini aktardı. Portredeki dingin atmosfer, bu anıyı çalışmanın merkezine taşıyor.
Bahçe, Davey ile oğlu Luke’un birlikte emek verdiği bir alan olarak tasarlandı. Davey’nin kızı Alice’in de burada oynadığı belirtiliyor. Böylece portre, yalnızca Parr’ın görüntüsünü değil, bir ailenin ortak yaşam alanını da serginin parçası hâline getiriyor.

Çiftlerin Değişen İlişkileri Fotoğraflarla İzleniyor
Barbara Davatz’ın As Time Goes By adlı serisi, 1982’den itibaren sanatçının stüdyosunu ziyaret eden çiftlerin ilişkilerine odaklanıyor. Davatz, otuz yılı aşan bir dönem boyunca bu kişilerin değişimini takip ederek ilişkilerden oluşan bir tür aile ağacı kuruyor.
Seride dekor, aksesuar ve gösterişli sahnelemeler yerine kişiler doğrudan fotoğraflanıyor. Bu tercih, izleyicinin zaman içinde değişen ilişkileri ve aile bağlarını daha yalın bir biçimde gözlemlemesine imkân tanıyor.
Martina Bacigalupo’nun Showing How Big the Sky Is çalışması ise eski dadısı Chiou Taur Wu ile kurduğu uzun süreli iletişimi ele alıyor. Proje, ikilinin WhatsApp ve Skype üzerinden 10 yıl boyunca paylaştığı kişisel yazışmalardan ve anlık görüntülerden oluşuyor.
Chiou Taur Wu’nun Hayatından Bir Bağımsızlık Hikâyesi
1948’de Tayvan’da yoksulluk içinde doğan ve eğitim alma fırsatı bulamayan Chiou, bir İtalyan denizciyle evlenerek ülkesinden ayrıldı. Portofino’da başlayan yeni hayatı, eşinin kumar borçları nedeniyle beklediği gibi ilerlemedi. Chiou, bu borçları ödemek için onlarca yıl çalıştı.
Martina ve kardeşi Tomaso’ya bakmak da üstlendiği işlerden biriydi. Chiou, aileyle 32 yıl geçirdikten sonra emekli olarak Tayvan’a döndü. 70 yaşında eğitimine geri döndü, dans dersleri aldı ve Asya’da seyahat etmeye başladı.
Bacigalupo’nun fotoğrafları, Chiou ile Martina arasındaki sevgi ve kalıcı bağı canlı, esprili ve kişisel bir anlatımla görünür kılıyor.
Kardeş Rekabeti Oyun Odasında Yeniden Kuruluyor
Karolina Wojtas’ın projesi, kardeş rekabetinin mizah ve rahatsızlık içeren yönlerine odaklanıyor. Wojtas, çocukken tek başına yaşamaktan memnun olduğunu ve kardeş fikrine tepki gösterdiğini anlatıyor. Erkek kardeşi, Wojtas 13 yaşındayken dünyaya geldi.
Sanatçı, kardeşiyle birlikte çeşitli sahneler kurarak bu ilişkinin karmaşık taraflarını inceliyor. Kardeşinin sosislerle ya da sebzelerle süslendiği görüntüler, şefkat ile acımasızlık arasındaki gerilimi aynı anda taşıyor. Çalışma, festivalde düzensiz bir oyun odasını andıran sahnelenmiş bir alanda sunuluyor.
Appalachian Halkının Geçmişi Arşivlerle İnceleniyor
Foto muhabiri Stacy Kranitz’in Ain’t No Grave Gonna Hold My Body Down adlı fotoğraf kitabı projesi, Appalachian halkının kuşaklar boyunca yaşadığı baskı ve yoksulluğu ele alıyor. Kranitz, bu çalışmayla Images Vevey’nin 2025/2026 kitap ödülünü kazandı.
Bir yüzyıldan daha eski arşiv fotoğraflarını gazete haberleriyle bir araya getiren proje, fotoğrafın tanıklık etme ve propaganda aracı olma ihtimallerini sorguluyor. Çalışmada, Amerika Birleşik Devletleri’nin doğusundaki dağlara yerleşen toplulukların madencilik şirketleri tarafından ekonomik açıdan sömürülmesi ve sosyal olarak yalnız bırakılması anlatılıyor.
