Peter Gill hayatını kaybetti. 86 yaşındaki oyun yazarı ve yönetmen, çalışan insanların hikâyelerine sahnede alan açan çalışmalarıyla tiyatro tarihindeki yerini aldı. Gill’in yaklaşımı, tiyatronun merkezini yalnızca belirli sınıfların ve çevrelerin temsil edildiği bir alan olmaktan çıkararak her yerin ve herkesin önemli olabileceğini savundu.
The Guardian’da yayımlanan değerlendirmede Gill’in, DH Lawrence’ın edebiyatta başlattığı dönüşümü tiyatro alanında ileri taşıdığı belirtildi. Lawrence, İngiliz edebiyatının sınırlarını zorlamış olsa da yaşamı boyunca çalışan insanların hikâyeleri İngiliz tiyatrosunda yeterince yer bulamamıştı. Cardiffli bir liman işçisinin oğlu olan Gill’in bu eksikliği gideren isimlerden biri olduğu vurgulandı.

Peter Gill Çalışan İnsanların Hikâyelerini Sahneye Taşıdı
Gill’in tiyatro anlayışında sahnedeki gerçeklik, dekorla taklit edilmek yerine mümkün olduğunca doğrudan kuruluyordu. Bir sahne yönergesinde ekmek pişirilmesi gerekiyorsa, oyunculardan oluşan ekip gerçekten ekmek pişiriyordu. Bunun ne kadar süreceği, bu yaklaşımın uygulanmasına engel oluşturmuyordu.
Lawrence üçlemesinin teknik provaları sırasında hastaneye kaldırılan Gill’e, ekmeğin yanmasını göstermek için kuru buz kullanılmasının planlandığı söylendi. Gill’in yanıtı ise yaklaşımını özetliyordu: “Benim kim olduğumu sanıyorsun, Franco Zeffirelli mi?” Bu tutum, tiyatroyu gösterişli bir yanılsama kurmaktan çok gerçeği anlatmanın aracı olarak gördüğünü ortaya koydu.
Gill’in Lawrence’la kurduğu bağ, yalnızca oyunları sahnelemesiyle sınırlı değildi. Onun asıl katkısı, sıradan insanların yaşamlarının da başkalarının yaşamları kadar önemli olduğunu tiyatro aracılığıyla görünür kılmasıydı. Bu düşünce, Gill’in eserlerinin ve yönetmenlik anlayışının temelini oluşturdu.

Court Dönemi Gill’in Tiyatro Anlayışını Şekillendirdi
Peter Gill’in sanatındaki belirleyici dönemlerden biri, Court çevresinde geçirdiği yıllardı. Gill, o dönemde tiyatronun ahlaki ve sanatsal sorumluluğu üzerine düşünüyordu. Auschwitz’in ardından anlamlı bir şey söylemenin zorluğuna dikkat çeken sanatçı, yine de bir şey söylemeye çalışmanın tek ahlaki seçenek olduğunu savundu.
Bu yaklaşım, insanlığın yaşadığı yıkımı görmezden gelmeden yeniden konuşma ve yaşama çabasına dayanıyordu. The Guardian’daki yazıda Gill, aynı zamanda büyük bir yönetmen olmayı başaran büyük bir oyun yazarı olarak değerlendirildi. Onun tiyatrodaki etkisinin, yalnızca yönettiği oyunlarla değil, sahnede kimin hikâyesinin anlatılabileceğine dair bakışıyla da sürdüğü ifade edildi.
