Frieze sanat fuarı, Londra’daki Regent’s Park’ta yeniden çağdaş sanat dünyasının merkezine yerleşirken, fuarda yer alan sekiz Britanya merkezli sanatçı eserlerini anlattı. İlk kez 2003’te düzenlenen etkinlik, her ekim ayında çok sayıda çağdaş sanat eserini büyük bir çadırda bir araya getiriyor.
Frieze, çağdaş sanatın ticari yönü nedeniyle eleştirilse de tek bir alanda çok sayıda eseri bir araya getirmesiyle dikkat çekiyor. Fuarda sergilenen çalışmalar arasında metal ve kumaş heykeller, kömür kalemi çizimleri ve boyanmış ahşap sandıklar bulunuyor.

Metal, Kumaş ve Figürlerden Oluşan Heykeller
Röportajlarda yer verilen sanatçılardan biri, üretimini heykel üzerinden tanımlıyor. Metal, kumaş ve farklı malzemeler kullanan sanatçı, sezgisel biçimde gelişen figür manzaraları oluşturduğunu söylüyor. Frieze’de sergilediği duvara monte edilen çalışmaları ise “jest işleri” olarak adlandırıyor.
Alüminyum ve bronzdan dökülen bu heykeller, bir kalabalığı çağrıştırıyor. Çalışmalardan birinde kumaş parçası da kullanılıyor. Sanatçı, kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri olarak Hepworth Wakefield’daki sergisini gösteriyor ve kurumdan gördüğü desteğin kendisi için önemini vurguluyor.
Geleceğe dair kesin bir plan paylaşmayan sanatçı, 20 yıl sonra nerede olacağını hayal edemediğini belirtiyor. İsteğinin, üretiminden duyduğu heyecanı korumak olduğu ifade ediliyor.

Bangladeş’ten Gelen El İşçiliği ve Venedik Deneyimi
Bir başka sanatçı, figüratif resmin yanı sıra heykel ve enstalasyon alanlarında da çalışıyor. Kendisini yetiştirdiğini belirten sanatçı, üretimlerinin outsider sanatı olarak tanımlandığını söylüyor. İşlerinde tekerlemelerden ve etnografik metinlerden yararlanıyor.
Sanatçının üretim anlayışında aile geçmişi de önemli bir yer tutuyor. Kırsal Bangladeş’ten 1980’lerde Birleşik Krallık’a gelen annesi tekstil işçisiydi ve ev için perdeler dikiyordu. Kız kardeşinin ahşap parçalarını değerlendirerek mobilya yapması da sanatçının organik bir ev kurma sürecinin içinde büyümesini sağladı.
Bu sanatçı, kariyerinin öne çıkan deneyimi olarak yılın başlarında katıldığı Venedik Bienali’ni gösteriyor. Rahman’ın yer aldığı serginin küratörlüğünü yapan Koyo Kouoh’nun hayatını kaybetmesinin ardından sanatçıların birbirine destek olduğunu anlatıyor.
Frieze’deki çalışması ise galeri ekibi için oturma alanı ve depolama işlevi gören boyanmış ahşap sandıklardan oluşuyor. Eserdeki balık resimleri, kırsal Bangladeş’e özgü bir halk sanatı olan kheta dikişlerinden esinleniyor. Sanatçı, bu çalışmayı aynı zamanda bir tür sahne tasarımı olarak değerlendiriyor.
Kömür Kalemiyle Kurulan Cinsiyetsiz Figürler
Fuarda yer alan sanatçılardan biri ağırlıklı olarak resim ve kömür kalemi çizimleri üretiyor. Manzaradaki figürleri eşik zamanlarda ele alan sanatçı, bu karakterleri hem antropomorfik hem de cinsiyetsiz biçimde tasarlıyor. Çalışmalarda queer bir alt ton bulunduğunu belirtiyor.
Londra’daki Studio Voltaire sergisi, sanatçının şimdiye kadar yaptığı en büyük resmi içermesi nedeniyle kariyerinde ayrı bir yere sahip. Frieze’de sunulan büyük kömür kalemi çiziminde, birbirini takip eden iki figür görülüyor.
