Best of the Best filmi, Lena Khan yönetiminde Cuma günü Netflix’te prömiyer yapacak. Yapım, çocukluk arkadaşları Maya ve Anjali’nin UCLA’nın rekabetçi dans ekibine katılmasının ardından ABD Şampiyonası’na uzanan zorlu sürecini konu alıyor.
Bollywood füzyon dansı, Amerikan üniversite kampüslerinde onlarca yıldır rekabetçi bir alan olarak varlığını sürdürüyor. Buna rağmen bu kültürü merkeze alan senaryolu uzun metrajlı yapımlar oldukça sınırlı. Khan’ın filmi, dans yarışmalarındaki performans baskısını Güney Asya kimliği ve temsil tartışmalarıyla birlikte ele alıyor.

Lena Khan Filmin Tonunu Nasıl Kurdu?
Senaryo, benzer yarışma çevrelerinde büyüyen Hasan Minhaj ve Prashanth Venkataramanujam tarafından yazıldı. Minhaj’ın eşi rekabetçi dansla ilgilenirken Venkataramanujam, Chai Town adlı bir a capella ekibinde sahne aldı. Bu deneyimler, yarışma dünyasının katılımcıları ne kadar içine çekebildiğini senaryoya taşımalarını sağladı.
Khan, projeye ilk başta temkinli yaklaştığını anlatıyor. Çocukluk arkadaşlarından birinin Bollywood yarışmalarını küçümseyen tepkisi, yönetmenin filmde nasıl bir ton kurmak istediğini yeniden düşünmesine neden oldu. Khan’a göre Güney Asyalılar, özellikle diaspora içinde yaşayanlar, kendi kültürel üretimlerine yeterince saygı göstermemeye alışmış durumda.
Yönetmen, kung fu gibi başka kültürlere ait sanatlara duyulan saygının Güney Asya sanatlarına yaklaşımda da görülmesini istedi. Bu nedenle filmde Güney Asyalı karakterlerin yalnızca komik ya da yan rollerde konumlanmadığı, yaptıklarıyla gurur duyabildikleri bir anlatı kurmaya çalıştı.
Khan’ın daha önce Netflix dizisi Never Have I Ever‘ın bölümlerini yönetmesi de temsil anlayışını şekillendirdi. Yönetmen, azınlık karakterlerin sayısı arttığında onların yalnızca hikâyedeki işlevleriyle değil, kendi insanlıkları ve ilişkileriyle görünür hâle geldiğini söylüyor.

Maitreyi Ramakrishnan İçin Aylar Süren Dans Eğitimi
Oyuncu kadrosunda hem komedi duygusunu hem de dramatik derinliği taşıyabilecek isimler arandı. Maitreyi Ramakrishnan’ın da aralarında bulunduğu bazı oyuncular, projeye katılmadan önce rekabetçi dans deneyimine sahip değildi.
Khan, seçmeler sırasında Ramakrishnan’dan fiziksel olarak büyük bir dönüşüm geçirmesini istedi. Yönetmen, oyuncuya önce “Channing Tatum enerjisi” vermesini, ardından Christian Bale gibi tamamen atletik bir değişim yaşamasını söyledi. Ramakrishnan, çekimler başlamadan önce aylar boyunca yoğun dans eğitimi aldı.
Filmin dans sekansları Phillip Chbeeb ve Makenzie Dustman tarafından, Joya Kazi’nin yardımcı koreograf katkısıyla hazırlandı. Khan, her koreografi için o sahnede ortaya çıkarılmak istenen özü belirleyici soru olarak kullandı.
Bollywood Dansları Farklı Stilleri Birleştiriyor
Tipik bir Bollywood dans sekansının çekimi için beş gün ayrılabilirken yapım ekibi çoğu zaman aynı işi yalnızca bir günde tamamlamak zorunda kaldı. Koreografide Kuthu, Bharatanatyam ve Pakistan etkili dans gibi farklı bölgesel stillerden yararlanıldı.
Bu çeşitlilik, filmdeki kurgusal dans ekibinin farklı kimliklerini yansıtacak şekilde kullanıldı. Danslar yalnızca yarışmanın görsel gösterisine değil, karakterlerin içinde bulunduğu kültürel karışıma da hizmet ediyor.
Lena Khan’dan Güney Asya Temsiline Bakış
Khan, 2016’da yayımlanan bağımsız filmi The Tiger Hunter‘dan bu yana sektörün Güney Asya hikâyelerine yaklaşımının değiştiğini düşünüyor. Buna karşın yönetmen, Güney Asyalı karakterlerin merkezde olduğu romantik film ve romantik komedi sayısının hâlâ yeterli olmadığını belirtiyor. Güney Asyalı erkeklere başrol fırsatı verilmemesini de devam eden yapısal sınırlardan biri olarak değerlendiriyor.
Best of the Best, bu temsil anlayışını oyuncu seçiminde de tersine çeviriyor. Khan’ın ifadesiyle filmin “inek azınlık karakteri” beyaz bir erkek; yani yapımın kendi “sembolik beyaz adamı” bulunuyor.
Yönetmen, Joy Crookes’un da aralarında bulunduğu Güney Asyalı müzisyen ve oyuncuların oluşturduğu dalganın filmin ortaya çıkmasına katkı sağladığını söylüyor. Khan, Crookes’un bir şarkısının müziklerde yer alması için özellikle ısrar ettiğini belirtiyor.
Khan ayrıca Netflix’in küresel izleyicisi için Güney Asya referanslarını gereğinden fazla açıklamaktan kaçındı. Yönetmene göre Never Have I Ever gibi yapımlar, izleyicilerin farklı kültürel bağlamları her ayrıntısı açıklanmadan da takip edebileceğini gösterdi.
