Bad Lieutenant: Tokyo incelemesi, Takashi Miike’nin Abel Ferrara’nın 1992 tarihli neo-noir filmine getirdiği serbest uyarlamanın neden beklentileri karşılayamadığını ortaya koyuyor. Toronto Film Festivali’nde gösterilen yapım, Shun Oguri ve Lily James’in başrollerini paylaştığı, Yakuza çevresinde gelişen çok katmanlı bir suç hikâyesi sunuyor. Film daha sonra bu yıl içinde vizyona girecek.
Daisuke Tengan’ın senaryosunu yazdığı yapımda Oguri, boşanmış, uyuşturucu bağımlısı ve kumar borçları bulunan dedektif Yabuki’yi canlandırıyor. Variety ve The Guardian tarafından yayımlanan incelemeler, filmin çok sayıda karakter ve olay örgüsü kurmasına rağmen bunları yeterince birleştiremediği konusunda kesişiyor.

Shun Oguri’nin Yabuki Performansı Filmi Ayakta Tutuyor
Hikâye, Yabuki’nin çocuklarını okula bıraktıktan sonra onların arkadaşlarının önünde kokain kullanmasıyla başlıyor. Ardından dedektif, cinsel bir buluşmanın şiddetli biçimde sonuçlandığı bir suç mahalline çağrılıyor. Küçük yapılı bir Yakuza üyesi bağlanmış ve boynu neredeyse tamamen çevrilmiş hâlde bulunuyor.
Yabuki, geçmişte Yakuza’nın peşine düşmüş olmasına rağmen olayla ilgili uzman görüşü vermek istemiyor. Bunun yerine suç dosyasından elde ettiği bilgiyi bir bahisçiye aktararak kumar borcunun bir bölümünü kapatmaya çalışıyor ve kısa süre sonra bakarat masasına dönüyor.
The Guardian, Shun Oguri’nin canlandırdığı Yabuki’nin yavaş ve bitkin hâliyle dikkat çektiğini, uyuşturucu kullandığında ya da kötü bir bahis yaptığında ise fiziksel olarak kontrolden çıkan bir performansa yöneldiğini belirtiyor. İncelemede oyuncunun, filmin giderek dağınıklaşan yapısına rağmen karaktere mizah ve hareket kazandırdığı vurgulanıyor.

Yakuza Soruşturması Çok Sayıda Sapmayla Dağılıyor
Yabuki, hapisten çıktıktan sonra eski bağlantılarını hedef alan bir çete üyesinin karıştığı yeni cinayet dosyasına çekiliyor. Kurbanların parçalanması ve etlerinin köftelere dönüştürülmesi, filmdeki en sert görüntüler arasında yer alıyor. Dedektifin araştırması onu şüpheli kişinin geçmişte kaldığı yetimhaneye götürüyor.
Yapım, bu soruşturmanın geçmişe uzanan taraflarını geliştirmek yerine yeni karakterlere ve yan hikâyelere yöneliyor. Variety’nin değerlendirmesine göre ana olaylar tamamlanmadan yeni gelişmelerin devreye girmesi, 108 dakikalık filmin kalabalık ama içerik bakımından karşılığı sınırlı bir anlatıya dönüşmesine neden oluyor.
The Guardian da Miike’nin önceki işlerinde öne çıkan sertliğin burada daha ölçülü kullanıldığını aktarıyor. Şiddet sahneleri zaman zaman etkili olsa da filmin genelinde bu yaklaşımın beklenen yoğunluğa ulaşmadığı belirtiliyor.
Lily James’in FBI Ajanı Hikâyeye Ekleniyor
Filmin ikinci önemli hattında Lily James’in canlandırdığı FBI ajanı Gwen Birgssen bulunuyor. Sürekli akşamdan kalma hâlindeki Birgssen, Amerikalı bir politikacının Japonya’da bulunan kızı Megan’ı arıyor. Aşçılık öğrencisi olan Megan karakterini profesyonel güreşçi Gionna Daddio, WWE’deki adıyla Liv Morgan, oynuyor.
Birgssen’in Yabuki’yle karşılaşmasının ardından iki karakterin ortak bir soruşturma yürüteceği izlenimi oluşuyor. Fakat incelemelere göre bu bölüm, ana hikâyeye organik biçimde bağlanmak yerine sonradan eklenmiş bir yan kol gibi kalıyor. The Guardian, Lily James’in Amerikan güney aksanının abartılı bulunduğunu ve karakterin Oguri karşısında etkisiz kaldığını yazıyor.
Variety ise Birgssen’in uzun süreler boyunca hikâyeden uzaklaşmasının, filmin ritmini daha da zayıflattığını belirtiyor. Megan’ın öyküsü de Yabuki’nin soruşturmasıyla birleşmekte zorlanıyor.
Tokyo Atmosferi Beklenen Etkiyi Yaratmıyor
Bad Lieutenant: Tokyo, Tokyo’nun gece hayatını, neon ışıklı kulüpleri ve karanlık arka sokakları kullanmasına rağmen bu mekânları güçlü bir atmosfer kuracak ölçüde değerlendiremiyor. The Guardian, Miike’nin sahneleri sabit ve özenli kadrajlarla çektiğini, özellikle bodrumlar, bakarat salonları ve ara sokaklarda stil sahibi bir görüntü dili kurduğunu aktarıyor.
Buna karşın Variety, görsel yaklaşımın hikâyedeki tematik ve dramatik boşluğu kapatmaya yetmediği görüşünde. Filmdeki büyük aksiyon sahnesi de olay örgüsünden kopuk ve rastlantısal bir noktada ortaya çıkıyor.
Ferrara’nın Harvey Keitel’li orijinali ile Werner Herzog’un 2009 tarihli *Bad Lieutenant: Port of Call New Orleans* filmi, yozlaşmış polis karakterlerini ruhsal bir çöküşün içine iterken Miike’nin versiyonu bu hattı yeterince derinleştiremiyor. İncelemelere göre film, Yabuki’nin geçmişine ve ahlaki çöküşüne dair bazı ipuçları verse de bunları güçlü bir bütünlüğe ulaştıramıyor.
Yapımın ilk dikkat çekici dönüşü, jenerikten yaklaşık 15 dakika önce geliyor. Ancak eleştirmenlere göre bu aşamada film, kurduğu hikâyelerin çoğunu anlamlı biçimde tamamlamak için gereken zamanı ve anlatı ivmesini çoktan kaybetmiş oluyor.
