Hannah Richell’in yas süreci, eşi Matt’in Sydney’de geçirdiği sörf kazasının ardından hayatının nasıl değiştiğini ortaya koydu. Yazar, kazadan 10 yıl sonra kaleme aldığı anlatıda, eşinin hayatını kaybettiğini haber veren polislerin eve gelişini ve morgda geçirdiği son saati aktardı.
Richell, 2024 yılında Sydney’deki Tamarama Plajı‘na giderek yıllardır zihninde taşıdığı dalgalarla yeniden yüzleşmeye çalıştı. Sörfçülerin suya girmeden önce rüzgârı, gelgiti, akıntıları ve dalgaların kırılma noktalarını incelediğini anlatan yazar, kendisinin de bu dalgalarda bir anlam aradığını belirtti.

Tamarama Plajı, 10 Yıllık Yasın Merkezinde
Richell’e göre Tamarama, son 10 yıldır fiziksel olarak orada bulunmadığı zamanlarda bile zihninde varlığını sürdürdü. Plajı, insanı hazırlıksız yakalayan bir okyanus ve tek bir günün hayatı nasıl değiştirebileceğinin simgesi olarak anlattı.
Yazar, Sydney’de temmuz ayının ilk haftasında sıradan bir çarşamba günü yaşananları da ayrıntılarıyla paylaştı. O sırada birkaç sokak ötede, stüdyosunda bir roman üzerinde çalışıyordu. Eşinin asistanı, Bondi’den bir dedektifin aradığını ve Matt’e ulaşılamadığını söyledi.
Richell, evine doğru ilerlerken eşinin telefonunu defalarca aradı fakat yanıt alamadı. Çocuk bakıcısını aradığında ise eve iki kişinin geldiğini öğrendi. Kırmızı kapılı küçük kumtaşı evine ulaştığında, camdan oturma odasında koyu renk kıyafetler içindeki iki kişiyi gördü.

Polislerin Getirdiği Haberle Değişen Hayat
İki kişi kendilerini polis dedektifi olarak tanıttı. Richell, içlerinden birinin gözlerinde yaş olduğunu düşündüğünü ve paniğinin giderek arttığını yazdı. Daha sakin olan polis, eşinin bir sörf kazası geçirdiğini söyledi.
Richell, o anda hastaneye gitmesi gerektiğini düşünerek çocuk bakımıyla ilgili seçenekleri zihninden geçirdi. Ön odadaki eski ahşap sandığın üzerinde daha önce görmediği bir mendil kutusu fark etti. Kutunun polisler tarafından getirildiğini anlaması, yaşananların ciddiyetini kavramasında belirleyici oldu.
Morga götürülürken Matt’in hayatını kaybettiğine inanmakta zorlandığını belirten yazar, karşısına çıkacak bedenin eşine ait olamayacağını düşündü. Onun zihnindeki Matt; sıcak, canlı, kuru mizahlı ve tamamen hayatta olan bir adamdı. Bu nedenle morgdan rahatlayarak çıkacağını ve hayatına kaldığı yerden devam edeceğini hayal etti.
Morgda Geçirilen Bir Saat
Morgda gördüğü bedenin eşine ait olduğunu anladığında, karşısındaki kişinin bildiği Matt olmadığını hissetti. Mavi bir örtü altında sedyede yatan bedeni, sevdiği adamın sertleşmiş, balmumundan yapılmış bir modeli gibi tarif etti.
Richell, morgda onunla yalnız geçirdiği bir saati hayatının en uzun, en kısa, en sevgi dolu ve en acı verici zamanı olarak anlattı. Eşinin elini tuttuğunu, başını göğsüne yasladığını ve onu öptüğünü yazdı. Yüzündeki kesikleri ve otopsi nedeniyle başının arkasındaki dikişleri gördüğünü de aktardı.
Bu anılar, Matt’in aile içindeki yerini de hatırlattı. Richell, üç yaşındaki kızının babasının omuzlarındayken onun tıraşlı başını okşadığını ve başını “dikenli” olarak tanımladığını anlattı.
Bir Aşkın Ardında Kalan Anılar
Yazar, Matt’le ilişkisinin başlangıcını da morgdaki sessizlik içinde düşündü. Matt’in Londra’daki yayınevine, Richell’in istediği terfiyi almak amacıyla katıldığını; zamanla seyahatler, evlilik ve çocuklarla derin bir bağ kurduklarını belirtti.
İlk yeni yılları yaklaşırken günlüğüne yazdığı “Beni incitmesine izin verme” cümlesini hatırlayan Richell, o dönemde bile böyle güçlü bir aşkın kalbini kırabileceğini sezmiş olabileceğini ifade etti.
Adli bilimler ekibinden Wendy adlı bir danışman, morgda Richell’in yanına oturdu. Yazar, eşine karşı çok şefkatli olduğunun söylendiğini aktardı. Matt’in gözlerini açtığını sandığını belirttiğinde ise danışman, kasların gevşeyebileceğini söyledi.
Richell, eşinin elini tutmaya çalışırken avucundan Tamarama kumu döküldüğünü yazdı. Bu kum tanelerini, yaşadığı en ağır anda elinde kalan son hediye olarak nitelendirdi.
