Paul Revere Williams sergisi, mimarın Los Angeles’ın mimari kimliğine katkısını üç farklı kurum üzerinden ele alacak. Sergi dizisinin ilki 18 Ağustos’ta USC Fisher Museum of Art’ta açılırken, diğer iki sergi Los Angeles County Museum of Art (Lacma) ile Getty Research Institute tarafından hazırlanacak.
Kaliforniya’da lisans alan ilk siyah mimar olan Williams, 1980’de hayatını kaybetmeden önce yaklaşık 3.000 projeye imza attı. Müstakil evlerden ticari yapılara, uygun fiyatlı konut projelerinden Los Angeles County adliye binasına kadar uzanan bu çalışmalar, mimarın yalnızca ünlülere ev tasarlayan bir isim olmadığını ortaya koyuyor.

Paul Revere Williams’ın Los Angeles Mimarisindeki Rolü
Los Angeles’a havalimanı üzerinden gelen yolcuların gördüğü yapılardan biri olan Theme Building, kentin 20. yüzyıl ortasındaki görünümünü belirleyen mimari anlayışın örnekleri arasında yer alıyor. 1960’ların başında inşa edilen yapı, William Pereira, Welton Becket, Charles Luckman ve Williams’tan oluşan mimar grubunun çalışmasıydı.
Williams’ın kentteki etkisi bununla sınırlı kalmadı. Beverly Hills Hotel’in yenilenmesine öncülük eden mimarın, otelin kıvrımlı tabelasında kendi el yazısını kullandığı aktarılıyor. Artık ayakta olmayan Ambassador Hotel’in yeniden tasarlanması da Williams’ın projeleri arasında bulunuyor.
Mimarın çalışmaları, tek ailelik konutlardan büyük ölçekli kamu ve ticari yapılara kadar geniş bir alana yayıldı. Frank Sinatra, Barbara Stanwyck, Lucille Ball, Desi Arnaz ve Cary Grant için tasarladığı evler, onun tanınmasını sağladı. Sinatra’nın evi için yatak odasından verandaya bir düğmeyle taşınabilen bir yatak istemesi, Williams’ın müşterilerinin sıra dışı taleplerini de tasarıma dahil ettiğini gösteren örneklerden biri olarak aktarılıyor.
Williams’ın katkıları, ünlülerin evleriyle sınırlı değildi. Stahl House, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki konut ihtiyacına yanıt vermek amacıyla iyi tasarlanmış müstakil evler üretmeyi hedefleyen Case Study Houses programının öne çıkan örneklerinden biriydi. Williams’ın desteği olmasaydı bu yapının finanse edilmemiş olabileceği belirtiliyor.

Üç Sergi Williams’ın Farklı Yönlerini İnceleyecek
Los Angeles’taki sergi dizisi, Williams’ın kariyerini tek bir bakış açısından ele almak yerine üç ayrı kuruma dağıtıyor. Lacma’daki sergi, mimarın çalışmalarının genel kapsamına odaklanacak.
Getty Research Institute tarafından hazırlanan bölüm, Williams’ın siyah Los Angeles’ın temel unsurlarının oluşumuna nasıl katkı sunduğunu inceleyecek. USC Fisher Museum of Art ise mimarın arşivindeki çok sayıda mimari çizimi çağdaş sanatçı ve mimarların eserleriyle birlikte sergileyecek.
USC’nin projeye dahil olması, Williams’ın bu kurumla olan geçmişi nedeniyle ayrı bir anlam taşıyor. Mimar, 1919’da üniversitenin mimarlık okulundan mezun olmuştu. USC Fisher sergisi 18 Ağustos’ta ziyaretçilere açılacak.
Irkçılığa Karşı Mesleki Bir Mücadele
1894’te doğan Williams, lise yıllarında mimar olmak istediğini biliyordu. Ancak öğretmenlerinden biri, siyah bir kişinin mimar olabileceğine inanmadığını açıkça ifade etti. Williams, bu deneyimi 1937’de The American Magazine için kaleme aldığı *I Am a Negro* başlıklı yazıda anlattı.
Meslek hayatının ilk döneminde teknik ressam olarak çalışan Williams, ırkını belirtmeyen hibe programlarına başvurdu ve bu destekleri kazandı. Daha sonra kendi ofisini kurarak Los Angeles’ta hızla büyüyen konut piyasasında çalışmaya başladı.
Mimarın adı, üretkenliğine ve kentin gelişimindeki rolüne rağmen yakın zamana kadar mimarlık tarihinin merkezinde yeterince yer almadı. Cornell Üniversitesi profesörü ve kıdemli dekan yardımcısı Milton S F Curry, Williams’ın işlerinin Frank Lloyd Wright, Mies van der Rohe, Le Corbusier, Thom Mayne ve Frank Gehry gibi büyük mimarlarla aynı çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Curry’nin değerlendirmesine göre Williams’ı öne çıkaran özelliklerden biri, farklı türdeki yapılarda gösterdiği zanaatkârlık ve ayrıntıya verdiği önemdi. USC sergisinde yer alacak mimari çizimler de bu titizliği görünür kılmayı amaçlıyor.
