Sullivan Fortner albümü Leave That in There, caz piyanistinin 2005’te New Orleans’ı vuran Katrina Kasırgası sonrasında yaşanan travmaya ve bölge halkının direncine odaklanıyor. Üç Grammy ödüllü müzisyen, kayıtta kendini sansürlemek yerine içgüdülerini takip ettiğini söylüyor.
Fortner, albümün ortaya çıkış sürecini anlatırken önceki çalışmalarındaki yoğun düzenleme ve tekrar döneminden uzaklaştığını belirtiyor. “Bu albüm için bir edible aldım ve ‘boş ver’ dedim” sözleriyle özetlediği yaklaşım, Leave That in There’ın daha doğrudan ve kişisel bir yapıya kavuşmasını sağladı.

Leave That in There Albümünün Katrina Bağlantısı
39 yaşındaki piyanist, albüm adını Spike Lee’nin 2006 tarihli belgeseli When the Levees Broke: A Requiem in Four Acts’te yer alan kısa bir andan aldı. Belgesel, Katrina Kasırgası sırasında ve sonrasında ABD’nin New Orleans’a yönelik müdahalesindeki eksiklikleri ele alıyor.
Söz konusu sahnede bir kadın arabasından iner. Çantasını araçta bıraktığı söylendiğinde ise “Onu orada bırak” yanıtını verir. Fortner, bu cümleyi kendi sanat anlayışının merkezine yerleştiriyor ve saklamak yerine yaşananları müziğin içinde taşımayı seçtiğini ifade ediyor.
“Müzik benim için her şeyin olabileceği bir tür güvenli alan” diyen piyanist, üretim sürecinde gizlemek istediği unsurlardan çok yanında tutmak istediği deneyimlere yöneldiğini anlatıyor. Bu yaklaşım, albümün hem kişisel hafızaya hem de New Orleans’ın yakın tarihine bağlanmasını sağlıyor.
Fortner, Katrina sırasında 18 yaşındaydı ve Ohio’daki Oberlin Konservatuvarı’nda eğitimine devam etmeye hazırlanıyordu. New Orleans’ın sular altında kaldığını bir öğrenci arkadaşından öğrendi. İlk anda bölgenin düzenli olarak su bastığını düşünerek durumu önemsemese de arkadaşının ısrarı üzerine yurduna gitti.
CNN’i açtığında, New Orleans Kongre Merkezi’nde otobüs bekleyen kız arkadaşıyla annesini televizyonda gördü. Telefon hatları ve e-postalar çalışmadığı için ailesine ulaşmakta zorlanan Fortner, sonunda kız kardeşinden yaklaşık beş saniye süren bir telefon aldı. Ailesinin yakındaki Baton Rouge’a tahliye edildiğini, kız arkadaşının ailesinin ise otobüslerle yedi saatlik yolculuğun ardından Arkansas’a götürüldüğünü öğrendi.
Albümde Louisiana’nın Müzik Mirası
Leave That in There yalnızca Katrina’nın ardından yaşananlara değil, Fortner’ın büyüdüğü Louisiana’nın tarihine de uzanıyor. Açılış parçası Sugarcane, Kayvon Gordon’ın bàtá davullarıyla bölgenin şeker ticaretine dayanan geçmişine gönderme yapıyor. “Beyaz altın” olarak anılan şeker, köle emeğiyle üretilmiş ve Louisiana’yı 19. yüzyıl ABD’sinin en zengin bölgelerinden biri hâline getirmişti.
Albümün müzikal çerçevesi Louisiana’yla sınırlı kalmıyor. Latin akustik piyano, Hammond orgu, Thelonious Monk’a göndermeler ve Moog synthesizer’ları aynı yapı içinde buluşuyor. Kayıt, Fortner’ın hayatını kaybeden arkadaşı Linda Payne’e adadığı, sözsüz ve Stevie Wonder‘ı hatırlatan bir ilahiyle sona eriyor.
A Poignant Time ve Another Poignant Time adlı iki parça, Wynton Marsalis’in Katrina belgeselinde dile getirdiği bir değerlendirmeye dayanıyor. Marsalis, felaketin ABD toplumundaki sorunları görünür kıldığını söylüyordu.
Fortner’a göre Katrina’nın etkileri hâlâ sürüyor. Sigorta taleplerinin reddedilmesi, standartların altındaki konut koşulları ve federal afet kurumu Fema’nın yavaş müdahalesi, felaket sonrasındaki sorunlar arasında yer aldı. Piyanist, insanların yalnızca evlerini kaybetmenin değil, zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarıyla yas duygusunun da etkisini taşıdığını belirtiyor.
Müzisyen, Katrina’nın New Orleans halkının dayanıklılığını da gösterdiğini vurguluyor.
Fortner’ın kariyerindeki güncel gelişmeler arasında, 2025’te Southern Nights ile aldığı Grammy de bulunuyor. Kısa süre önce Larry J Bell ödülüne de layık görülen sanatçı, dört yılda bir verilen ve öne çıkan bir caz piyanistine 300.000 dolar kazandıran bu ödülün ardından Leave That in There’da kendisini daha kapsamlı biçimde ortaya koydu.
