İstanbul’da 2023 yılında yaşanan ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran trafik kazasına ilişkin Zehra Kınık davasında yeni bir gelişme yaşandı. Eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın kızı Zehra Kınık Demir’in kullandığı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden 17 yaşındaki Batın Barlas Çeki’nin annesi Hasret Doğan, sanık hakkındaki şikâyetinden ve istinaf başvurusundan resmen vazgeçti. Buna göre, dosyaya sunulan dilekçede “maddi ve manevi tüm zararım giderilmiştir” ifadesi yer aldı. Ancak, kamuoyunun yakından izlediği dosyada bu kararın hukuki sonuçları kadar toplumsal yansımaları da tartışma başlattı.
Dilekçe Mahkemeye Sunuldu, İstinaf Süreci Sona Erdi
Mahkeme kayıtlarına yansıyan bilgilere göre Hasret Doğan, 19 Şubat 2026 tarihinde İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir dilekçe sundu. Bu dilekçede, sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini ve yaptığı istinaf başvurusunu geri çektiğini açıkça belirtti. Dolayısıyla, üst mahkemede devam eden değerlendirme süreci bakımından dosyanın seyri değişmiş oldu. Bununla birlikte, ceza yargılamasında şikâyetten vazgeçmenin her durumda davayı düşürmediği biliniyor. Bu nedenle, dosyada kamu davasının nasıl etkileneceği hukuki tartışmaların odağına yerleşti.
Aralık 2025’te Sert Tepki: “Verilen Ceza Şaka Gibi”
Öte yandan Hasret Doğan, Aralık 2025’te verilen 2 yıl 6 ay hapis cezasının ardından adliye önünde yaptığı açıklamalarla karara sert tepki göstermişti. O günlerde, “Bir canın bedeli iki yıl mı?” diyerek verilen cezanın adalet duygusunu zedelediğini savunmuştu. Ayrıca, istinaf başvurusu yapacağını vurgulamış ve trafikte cezasızlık algısının büyüdüğünü dile getirmişti. Ancak gelinen noktada, maddi ve manevi zararların giderildiği gerekçesiyle şikâyetin geri çekilmesi, kamuoyunda “tutum değişikliği” tartışmalarını beraberinde getirdi. Buna rağmen, aile içi kararların duygusal ve hukuki boyutları bulunduğu için sürecin çok katmanlı olduğu görülüyor.
Dosyada 2 Yıl 6 Ay Kararı ve Uygulanan Tedbirler
Kazaya ilişkin dosyada daha önce verilen 4 yıl 2 ay hapis cezası, bazı müştekilerin şikâyetten vazgeçmesi üzerine bozulmuştu. Bunun ardından yeniden yapılan yargılamada, 19 Aralık’taki duruşmada sanık hakkında 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Buna ek olarak, yurt dışına çıkış yasağının devamına ve sürücü belgesinin bir yıl süreyle geri alınmasına hükmedildi. Bu noktada, infaz rejimine göre cezanın fiili olarak ne kadar süreyle uygulanacağı da tartışma konusu oldu. Aile avukatının değerlendirmesine göre, mevcut infaz düzenlemesi uyarınca cezanın önemli bir bölümünün denetimli serbestlikle infaz edilmesi öngörülüyor.

“Tahminen Üç Ay” Değerlendirmesi ve İnfaz Tartışması
Aile avukatı tarafından yapılan açıklamalarda, takdiri indirim sonrası cezanın infazı bakımından yaklaşık üç aylık bir fiili hapis süresinin gündeme gelebileceği ifade edildi. Bu değerlendirme, cezanın caydırıcılığı ve trafik kazalarında adalet duygusu bakımından yeniden bir tartışma başlattı. Nitekim, benzer dosyalarda infaz rejiminin nasıl uygulanacağı, toplumsal vicdanın beklentileriyle hukuki çerçevenin uyumu açısından kritik görülüyor. Bu nedenle, kamuoyunda “cezasızlık algısı”na ilişkin eleştiriler tekrar gündeme geldi.
Savunma İddiaları ve Kusur Tartışması
Dosyada sanık avukatları, maddi ve manevi tazminatların ödendiğini ve bazı müştekilerin şikâyetlerini geri çektiğini vurguladı. Ayrıca, kazanın meydana gelişinde sanığın kusursuz olduğu iddiası dile getirildi. Buna karşın, aile avukatı kazanın oluşumuna ilişkin teknik tespitleri hatırlatarak, “dur” levhasına uyulmadığını ve ana yolda ilerleyen motosiklete çarpıldığını belirtti. Bu çerçevede, kusur tartışması yalnızca hukuki bir değerlendirme olarak kalmadı; aynı zamanda kamuoyunun adalet algısını etkileyen bir unsur hâline geldi. Dolayısıyla, davanın seyri hem hukuki teknikler hem de toplumsal beklentiler bakımından yakından izleniyor.

Kamuoyunda Adalet Algısı ve Sürecin Yankıları
Yaşanan gelişmeler, kaza sonucu meydana gelen ölüm vakalarında adaletin nasıl tesis edilmesi gerektiği sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Bir yandan mağdur ailelerin yaşadığı derin acı ve telafi arayışı, diğer yandan ceza hukuku sisteminin öngördüğü yaptırımlar arasındaki denge tartışılıyor. Özellikle, Batın Barlas Çeki’nin genç yaşta hayatını kaybetmesi, dosyayı toplumsal hafızada daha görünür kılıyor. Bu nedenle, Zehra Kınık davası yalnızca bireysel bir yargılama dosyası olarak değil, trafik güvenliği ve adalet algısı bakımından da sembolik bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Kaynak: T24
