Mike Tyson belgeseli, Netflix’in dört bölümlük yeni yapımı olarak boksörün çocukluğundan kariyerine, özel hayatından mahkûmiyetine kadar uzanan bir anlatı kuruyor. The Guardian’da yayımlanan inceleme ise belgeseli tek taraflı, rahatsız edici ve sorumluluk duygusundan uzak bir yapım olarak değerlendirdi.
İncelemede, yapımın Mike Tyson’ı merkeze alan bir spor hikâyesi olmaktan çıkıp onun geçmişindeki tartışmalı olayları ele alış biçimiyle sorunlu bir noktaya savrulduğu belirtildi. Donald Trump’ın Tyson’ı savunmak üzere kısa süreliğine ekranda görünmesi de eleştirinin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Mike Tyson’ın Çocukluğundan Şampiyonluk Yıllarına
Belgesel, Tyson’ın Brownsville, Brooklyn’deki aşırı yoksulluk ve güvencesizlik içindeki çocukluğuyla başlıyor. O dönemde diğer çocukları cüzdanları ve zincirleri için soyduğu anlatılan Tyson, yıllar sonra aynı bölgeye döndüğünde hayranları tarafından karşılanıyor.
Tyson’ın genç yaşta insanları nakavt etme becerisi, çocuk tutukevinde tanıştığı antrenör Bobby Stewart’ın dikkatini çekiyor. Stewart, Tyson 13 yaşındayken onu menajer ve organizatör Cus D’Amato ile tanıştırıyor. D’Amato’nun Tyson’a bir gün ağır sıklet dünya şampiyonu olacağını söylediği aktarılırken, eski sparring partneri Lennox Lewis de ilk karşılaşmalarında Tyson’ın kendisine saldırırcasına vurduğunu anlatıyor.
D’Amato’nun 1985’te hayatını kaybetmesinin ardından gelen profesyonel kariyer, belgeselin başarı hikâyesi bölümünü oluşturuyor. Tyson, genç yaşta gördüğü ilgiyi “harika” olarak tanımlıyor. Ancak yapım, kariyer anlatısının ardından boksörün özel hayatındaki tartışmalara yöneliyor.

Robin Givens Evliliği ve Cinsel Saldırı Davası
Belgeselde oyuncu Robin Givens ile kısa süren evliliğe geniş yer ayrılıyor. Givens’ın annesinin, Tyson’ın kızına saldırdığını gazeteci Wallace Matthews’a söylediği aktarılıyor. Givens ise program ekibinin röportaj talebini kabul etmiyor.
Tyson, Givens’a zarar vermediğini ve aralarında kavga yaşandığını söylerken, Givens daha sonra eşinin kendisini dövdüğünü reddediyor. Arşiv görüntülerinde Tyson, Barbara Walters’a eşini tuttuğunu ancak ona vurmadığını anlatıyor. Givens ise evliliğini “tam bir cehennem” ve “işkence” sözleriyle tanımlıyor. Bölümün sonunda cinsel şiddet mağdurları için kaynaklar sunan bir internet sitesine ve uyarı metnine yer veriliyor.
Bir başka bölümde, Tyson’ın o dönemde 18 yaşında olan güzellik yarışması katılımcısı Desiree Washington’a yönelik cinsel saldırı suçlaması ve mahkûmiyeti ele alınıyor. Tyson suçlamayı reddediyor. İncelemeye göre belgeselde Washington’ı tamamen itibarsızlaştırmayan bazı görüşler bulunsa da Tyson’ın suçlu olabileceğine kuşkuyla yaklaşan kişilere daha fazla alan açılıyor.
Donald Trump’ın Konukluğu Tartışmayı Büyüttü
Donald Trump, Tyson’ın dürüst olduğunu ve olayda doğruluğun ona zarar verdiğini savunuyor. Medyanın Tyson’a karşı sert davrandığını söyleyen Trump, kendisine yönelik tutumla da karşılaştırma yapıyor.
İncelemede, Trump’ın bu sözleri ve belgeseldeki görünümünün yapımın anlatısını daha da tartışmalı hâle getirdiği vurgulanıyor.
Dört bölümün sonunda Tyson’ın DMT kullandığı ve ağlayarak yönetmeni kendisine katılmaya çağırdığı aktarılıyor. The Guardian incelemesi, belgeselin bu yaklaşımını tuhaf ve sorumsuz bir anlatı olarak değerlendiriyor.
