Jim Carrey’nin Liar Liar filmi, 1997 yapımı bir komedi olarak yıllar sonra da izleyiciyi neşelendiren yapımlar arasında anılıyor. The Guardian’da yayımlanan değerlendirmede film, Carrey’nin performansının taşıdığı enerji, tekrar tekrar izlenebilen sahneleri ve baba-oğul ilişkisini merkeze alan hikâyesiyle öne çıkarıldı.
Filmin temelinde basit ama güçlü bir fikir bulunuyor: Bir avukat ve ilgili bir baba olan Fletcher Reede, oğlunun doğum günü dileği nedeniyle fiziksel olarak yalan söyleyemez hâle geliyor. Bu durum, karakterin hem mesleğinde hem de özel hayatında kontrol edemediği komik sonuçlar doğuruyor.

Liar Liar Filmi Jim Carrey’nin Performansıyla Öne Çıkıyor
Liar Liar, daha sıradan bir oyuncu kadrosu ve yaratıcı ekiple 1990’lı yılların kolayca unutulabilecek komedilerinden biri olabilirdi. Ancak Jim Carrey’nin performansı, akıllı ve hareketli senaryoyla birleşerek filmi bu kategorinin dışına taşıyor.
Tom Shadyac’ın yönettiği yapım, 86 dakikalık süresi boyunca yüksek bir espri ve fiziksel komedi temposu koruyor. Carrey, Fletcher Reede’i neredeyse her sahnede taşan bir enerjiyle canlandırırken bu çılgınlığın altına karakterin gerçek duygularını da yerleştiriyor. Değerlendirmede filmin şaka ve sahne yoğunluğu bakımından Airplane! ile The Naked Gun gibi komedilerle karşılaştırılabilecek bir seviyede olduğu belirtildi.
Carrey’nin oyunculuğuna yönelik en güçlü değerlendirme, bu performansın adil bir dünyada oyuncuya Oscar kazandırması gerektiği yönünde. Komedi performanslarının ve komedi filmlerinin, Akademi’nin daha sık ödüllendirdiği ölçülü dramalar kadar dikkat görmediği vurgulandı. Carrey, 1999 yapımı Man on the Moon ile dramatik oyunculuk alanında da kendini gösterse de bu filmle de Akademi tarafından görmezden gelindi. Liar Liar performansıyla ise Altın Küre’ye aday gösterildi.
Filmin Merkezinde Fletcher Reede ve Oğluyla İlişkisi Var
Filmin kahkaha üzerine kurulu yapısının altında Fletcher Reede’in oğluna duyduğu sevgi yatıyor. Babalık ve ebeveynlik, hikâyenin duygusal merkezini oluşturuyor. Carrey’nin abartılı oyunculuğu, karakterin kusurlarına rağmen izleyiciyle bağ kurmasını sağlayan bir sevimlilik taşıyor.
Yapımın yıllar sonra da hatırlanmasının nedenlerinden biri, tekrar izlenmeye uygun sahneler barındırması. Fletcher’ın doğruyu söyleme zorunluluğunu fark ettikten sonra mavi bir kalemin siyah olduğunu söylemeye çalıştığı bölüm bunlardan biri. Karakterin bu sözleri söyleyebilmek için kendisiyle fiziksel bir mücadeleye girmesi, filmin fiziksel komedi anlayışını açık biçimde ortaya koyuyor.
Hukuk bürosundaki toplantıda yaşanan öfke patlaması ve mahkeme salonundaki final de filmin öne çıkan anları arasında gösteriliyor. Özellikle son bölümde Fletcher’ın, oğlu Max Kaliforniya’dan ayrılmak üzereyken LAX’te hareketli bir uçak merdivenini kaçırması, yapımın mahkeme salonları, ofisler ve evlerle sınırlı atmosferini genişleten büyük bir komedi sekansı olarak değerlendiriliyor.
Liar Liar’ın Kamera Arkası Görüntüleri de Dikkat Çekiyor
Filmin sonunda yer alan çekim hataları derlemesi de bu komedi anlayışını tamamlıyor. Carrey’nin sette ortaya çıkardığı enerjiyi gösteren görüntüler, sıradan hatalardan oluşan bir bölüm yerine başlı başına eğlenceli bir kapanış sunuyor.
