Netflix’in 11 eylül belgeseli *Turning Point: Generation 9/11*, saldırıların üzerinden 25 yıl geçerken o günün kayıtlarını, hayatta kalanların anlatılarını ve yakınlarını kaybedenlerin anılarını yeniden gündeme getiriyor. 90 dakikalık yapım, saldırıların yalnızca bir trajedi olarak değil, ABD’nin sonraki politikalarını şekillendiren bir dönüm noktası olarak ele alıyor.
The Guardian’da yayımlanan incelemeye göre belgesel, Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey ve Güney Kuleleri’ne iki uçağın çarpmasıyla başlayan saldırının görüntü ve sesleriyle açılıyor. O gün yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti; saldırılar dünyayı değiştirdi.

Turning Point: Generation 9/11 Tanıklıkları Nasıl Aktarıyor?
Yapımın ilk bölümünde, yanan binalarda mahsur kalan kişilerin acil yardım çağrıları, olay yerinden görüntüler ve saldırıya müdahale etmeye çalışan insanların fotoğrafları kullanılıyor. Belgeselde, hayatta kalanların yaşadıklarıyla yakınlarını kaybedenlerin anılarına dair anlatıları yan yana getiriliyor.
Kayıtları bugün bir müzede korunan telefon görüşmelerine ilişkin konuşan sözlü tarihçi ve müze küratörü, görevlilerin mahsur kalanlara esas olarak “Dayanın, sizin için geliyoruz” diyebildiğini aktarıyor. Hayatta kalanlardan biri, kulelerin katlarının art arda çöküşünü “pat, pat, pat” sesleriyle hatırlıyor.
Yakınlarını kaybedenlerin anlatıları da belgeselin merkezinde yer alıyor. 96. katta çalışan bir yakınının kurtulmasını umut eden kişi, saldırı sırasında yaşadığı belirsizliği anlatırken; bir başka tanık, hayat arkadaşıyla paylaştıkları mutluluklardan konuştuklarını ve son olarak “Seni seviyorum” sözlerini duyduğunu belirtiyor.

11 Eylül Sonrası ABD Politikaları Belgeselde Nasıl Ele Alınıyor?
Belgesel, saldırıların yarattığı insani yıkımı aktardıktan sonra odağını ABD’nin sonraki kararlarına çeviriyor. Yapımcılar, saldırıdan birkaç gün sonra Kongre’den geçen Askerî Güç Kullanma Yetkisi’ni (AUMF) temel dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriyor.
AUMF, ABD’nin 11 Eylül’le bağlantılı kişi veya unsurlara karşı gerekli gördüğü gücü kullanmasına izin vermek amacıyla kabul edilmişti. Filmde, bu yetkinin daha sonra özellikle Orta Doğu’da farklı tehditlere yönelik saldırıları gerekçelendirmek için kullanıldığı öne sürülüyor.
*Turning Point: Generation 9/11*, Afganistan’ın işgaline de tanıklıklar üzerinden bakıyor. Bin Ladin ve El Kaide’nin Afganistan’da bulunduğu biliniyordu. Taliban yönetimi altında yaşayan bazı Afganlar, başlangıçta ABD birliklerini kurtarıcı olarak karşıladı. Belgeselde konuşan askerler, bölgede gördükleri desteği ve görevlerine duydukları gururu anlatıyor. ABD’de eğitim alıp Taliban’a karşı savaşmak üzere ülkesine dönen Afgan bir savaş pilotu da kendilerini müttefik gibi hissettiklerini söylüyor.
Belgeselde Müslümanlara Yönelik Tutum Değişimi
Yapım, saldırıların ABD içindeki toplumsal etkisini de Brooklyn’de yaşayan iş insanı Mohammad Razvi’nin anılarıyla gösteriyor. Razvi, saldırıların ardından bir anda kendisini yabancı gibi hissettiğini belirtiyor. Yanındaki dükkânın İtalyan sahipleri, saldırıyı gerçekleştirenlerin onun halkı olduğunu söyleyince Razvi, “Bunlar benim halkım değil” yanıtını veriyor.
Belgeselde bu olay, 11 Eylül sonrasında Müslüman vatandaşlara yönelik değişen bakışın küçük bir örneği olarak sunuluyor. İç Güvenlik ve “teröre karşı savaş” kavramlarının ortaya çıkışı da ele alınıyor.
Belgesel, 11 Eylül sonrasında alınan kararların ABD’yi mevcut Trump dönemindeki kaos ve bölünmüşlüğe sürüklemeye yardımcı olduğunu öne sürüyor.
