Teenage Sex and Death at Camp Miasma, Jane Schoenbrun’un üçüncü uzun metrajı olarak Mubi aracılığıyla sinemalarda gösterime girdi. Yönetmen, Variety’ye verdiği röportajda filmin romantik komedi türünden, cinsellik temasından ve Counting Crows eşliğinde kurgulanan kanlı sahneden söz etti.
Schoenbrun’un yeni filmi, ilk bakışta klasik bir slasher yapımı gibi görünse de anlatısını yalnızca korku üzerine kurmuyor. Hikâye, kurgusal “Camp Miasma” slasher serisinin yeni filmini çekmek isteyen bağımsız yönetmen Kris’in etrafında şekilleniyor. Kris’i Hannah Einbinder canlandırırken, karakterin yolculuğu onu serinin ilk filminde rol alan ve gözlerden uzak yaşayan Billy ile karşı karşıya getiriyor. Billy rolünde Gillian Anderson yer alıyor.

Jane Schoenbrun’un Yeni Filmindeki Kişisel Çıkış Noktası
Yönetmen, şimdiye kadarki bütün filmlerinin hayatında cevaplamaya çalıştığı bir gizemden doğduğunu söyledi. Schoenbrun’a göre film yapmak, bu gizemi mutlaka çözmekten çok, onunla kurduğu ilişkiyi anlamanın bir yolu.
Schoenbrun, We’re All Going to the World’s Fair filmini trans olduğunu anlamaya çalıştığı dönemde yaptığını belirtti. 2024 yapımı I Saw the TV Glow ise geçiş sürecine başlama cesareti ve bunun sonuçlarıyla başa çıkma çabasıyla ilişkilendirildi.
Yönetmenin aktardığına göre Teenage Sex and Death at Camp Miasma, geçiş sürecinin bir ya da iki yıl sonrasında, bu kararın olumlu etkilerini daha fazla hissetmeye başladığı dönemde ortaya çıktı. Schoenbrun, disforisinin iyileşmeye başladığını ve çocukluğundan bu yana ilk kez kendisi gibi hissettiğini ifade etti.
Bu dönemde uzun süre uzak durduğu konularla, özellikle cinsellikle yeniden ilişki kurmaya başladığını söyleyen yönetmen, filmin de bu deneyimin korkutucu, heyecan verici, neşeli ve şefkatli yönlerini taşımasını istediğini aktardı. Schoenbrun, yaşadığı süreci birçok insanın ergenlik döneminde deneyimlediği reşit olma ya da cinsel uyanış hâliyle ilişkilendirdi.

Film, Slasher’dan Önce Bir Romantik Komedi
Schoenbrun, yapımın merkezinde korkudan önce romantizmin bulunduğunu söyledi. Yönetmene göre korku unsurları, romantik komedinin üzerine eklenen bir katman olarak çalışıyor.
Filmin tonunu belirleyen bu yaklaşım, Schoenbrun’un önceki yapımlarından ayrılan yönünü de ortaya koyuyor. Yönetmen, I Saw the TV Glow sonrasında uzun zamandır birlikte olduğu partnerine bir sonraki projesinin nasıl olması gerektiğini sorduğunu anlattı. Partnerinin “gerçekten eğlenceli” ve “gerçekten gey” bir film yapmasını önerdiğini belirten Schoenbrun, bu fikrin kendisine doğru geldiğini söyledi.
Schoenbrun için komedi, yalnızca bu filme özgü bir tercih değil. Dünyayı mizah ve komedi aracılığıyla anladığını ifade eden yönetmen, kara mizahın ve kamp estetiğinin kişiliğinin temel parçaları olduğunu dile getirdi. Önceki filmlerinde de bu yönün bulunduğunu, fakat yoğun ve kişisel konular nedeniyle aynı ölçüde öne çıkmadığını söyledi.
Yönetmen, ileride daha yoğun ve karanlık filmler yapabileceğini belirtse de komedinin anlatımında kalıcı bir yere sahip olacağını düşünüyor. Schoenbrun’a göre mizah, iletişim kurma biçiminin önemli bir parçası.
Hannah Einbinder ve Gillian Anderson’ın Ekran Uyumu
Kris ve Billy karakterlerini canlandıran Hannah Einbinder ile Gillian Anderson arasındaki uyum, Schoenbrun’un prodüksiyon başlamadan kısa süre önce fark ettiği bir unsur oldu. Yönetmen, iki oyuncuyu birlikte ilk kez çekimlerin başlamasından üç gün önce, prova sırasında gördüğünü anlattı.
İkilinin repliklerini plastik bir masada birlikte okuduğu sırada bu ilişkinin işe yarayacağını düşündüğünü söyleyen Schoenbrun, aralarındaki etkileşimde doğal bir yenilik ve tazelik bulunduğunu belirtti. Oyuncuların çekimlerden önce fazla konuşmak istememiş olabileceğini ifade eden Schoenbrun, bu durumun karakterler arasındaki ilişkinin ilk kez kuruluyormuş hissini güçlendirdiğini aktardı.
Yönetmene göre prodüksiyonun ilk haftasında birlikte çekilen sahnelerde görülen enerji, oyuncuların önceden eski arkadaş olması hâlinde aynı biçimde ortaya çıkmayabilirdi. Schoenbrun, aralarındaki etkileşimin filmdeki ilişkinin önemli bir parçasını oluşturduğunu söyledi.
Counting Crows Eşliğinde Kanlı Bir Sahne
Röportajda filmin öne çıkan sahnelerinden biri de Counting Crows müziği eşliğinde gelişen kanlı bölüm oldu. Schoenbrun, yapımın mizah, romantizm ve korku arasında gidip gelen yapısının bu sahnede de karşılık bulduğunu aktardı.
Yönetmen, filmi aynı zamanda biriyle gerçekten rahat hissetme arzusunu anlatan bir çalışma olarak tanımladı. Korku ve travmanın, seksi disforik, dissosiyatif ya da kaçınılması gereken bir deneyime dönüştürebileceğini söyleyen Schoenbrun, bu duyguların aşılabilmesi için güven duygusunun gerekli olduğunu belirtti.
