Roger Deakins görüntü yönetmeni kavramını hâlâ kesin bir tanıma sığdıramadığını söyledi. “No Country for Old Men”, “Blade Runner 2049” ve “1917” gibi yapımlardaki çalışmalarıyla tanınan Deakins, görüntü kararlarının teknik kurallardan çok hikâyeye, yönetmene ve kişisel deneyimlere bağlı olduğunu anlattı.
Deakins bu açıklamaları, eşi ve yaratıcı ortağı James Ellis Deakins ile Torino’da yürürken yaptığı değerlendirmeler sırasında paylaştı. Kentin geniş meydanları, uzun revakları ve ışık-gölge düzeni, ressam Giorgio de Chirico’nun eserleriyle kurduğu bağı hatırlattı.

Roger Deakins İçin Görüntü Yönetmenliği Tek Bir Yöntem Değil
Deakins, “Geçen gün biri sordu, görüntü yönetmeni nedir? Hâlâ buna yanıt veremiyorum” dedi. Ona göre bir görüntünün nasıl kurulacağı, önceden belirlenmiş tek bir formülle açıklanamıyor.
“Önemli olan, şeylere verdiğiniz duygusal tepki” diyen Deakins, teknik unsurların konuşulabileceğini ancak görüntüyü biçimlendiren asıl kararların daha zor açıklanan bir kaynaktan doğduğunu ifade etti.
Torquay’de doğan Deakins, gençlik döneminde kameranın kendisiyle gerçeklik arasında bir mesafe yarattığını ve bu sayede kendisini daha güvende hissettiğini belirtti. “Bir ölçüde kameranın arkasına saklanıyordum. Kendime güveniyordum, çünkü benimle gerçeklik arasında bir şey vardı” sözleriyle kamerayla kurduğu ilk ilişkiyi anlattı.

Deneyim, Hikâyeye Farklı Bakış Açıları Katıyor
Deakins, yaşanan deneyimlerin bir film yapımcısına yalnızca görsel referanslar sunmadığını düşünüyor. Ona göre farklı deneyimler, hikâyedeki insanları ve ayrıntıları kavramak için yeni yollar açıyor.
Bu yaklaşımı eşi James Ellis Deakins de paylaşıyor. İkili, “Thunderheart” sırasında tanışmalarından bu yana her projede birlikte çalışıyor. James Ellis Deakins, bir hikâye anlatırken farklı yaşam deneyimlerinin daha fazla bakış açısı sağlayabileceğini söyledi.
Deakins, sinemacıların ilhamı yalnızca başka filmlerden almaya başlamasından da endişe duyduğunu dile getirdi. Önceki filmlere nadiren başvurduğunu belirten görüntü yönetmeni, insanların hayatta yaşadığı her şeyin ürettikleri işlere katkı sunduğunu ifade etti.
Team Deakins Podcast’inde Sinemaya Giden Yolları Konuşuyorlar
Team Deakins podcast’inde, insanların film yapımına uzanan farklı yolları ele alınıyor. Deakins ve James Ellis Deakins’e göre bu alanda herkes için tekrarlanabilir bir kariyer rotası bulunmadığı gibi, iyi bir görüntü için de tek bir formül yok.
James Ellis Deakins, sinemaya ilgi duyanlara denemeler yapmalarını, fotoğraf ve görüntülerini incelemelerini, bir çalışmanın neden işe yaradığını ya da yaramadığını sorgulamalarını öneriyor. Bu sürecin, sinemacıların kendi bakışlarını ve kişisel duyarlılıklarını geliştirmelerine yardımcı olduğunu düşünüyor.
Deakins ise kendi çalışmalarını çözümleme konusunda daha mesafeli. Durağan fotoğraflarındaki biçim ve şekillerin ilişkisi sorulduğunda, bir kompozisyonda kendisini neyin çektiğini tek tek unsurlara ayırarak açıklamakta zorlandığını söyledi. Genellikle parçalar yerine görüntünün bütününü gördüğünü belirtti.
James Ellis Deakins ise bu fotoğraflarda şekillerin kesişme ve karşıtlık biçimlerini daha net gördüğünü ifade etti. Roger Deakins’in bunu farkında olmadan yaptığını, kompozisyonların içgüdüsel biçimde oluştuğunu söyledi.
“The Assassination of Jesse James” Sahnesindeki Bilinçli Tercih
İçgüdü ile bilinçli karar arasındaki ilişki, Andrew Dominik’in The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford filmi üzerinden de konuşuldu. Filmin önemli bölümünde ışık ve karanlık karşıtlığı öne çıkarken, Robert Ford’un saldırıya uğradığı sahne karla çevrili bir çadırın içindeki barda geçiyor.
Çadırın içi düz ve dengeli bir ışıkla aydınlatılıyor. Deakins, bu görüntünün çadır, dışarıdaki kar ve çevredeki beyazlık gibi set koşullarından kısmen kaynaklandığını söyledi. Sahnenin bu mekânda görsel etki için mi yoksa hikâyedeki koşullar nedeniyle mi kurulduğunu ise kesin biçimde açıklayamadı.
Yine de aydınlatma konusunda bilinçli tercihler yapıldığını belirtti. Daha güçlü gölgeler kullanılabileceğini, ışığın çadırın yalnızca bir bölümüne yönlendirilebileceğini söyleyen Deakins, bunun yerine eşit aydınlatmayı koruduklarını aktardı. Bu seçimin, filmin geri kalanından farklı olarak sahneye neredeyse belgesel bir his vermek amacı taşıdığını ifade etti.
Yönetmenlere Göre Değişen Çalışma Biçimleri
Deakins, bir sahnenin ne ölçüde önceden planlanacağının yönetmenden yönetmene değiştiğini de anlattı. Sam Mendes ile “Jarhead” üzerinde çalışırken büyük ölçüde elde kamera kullandığını ve oyuncuların performansına göre hareket ettiğini söyledi.
Joel ve Ethan Coen ile çalışmalarında ise sürecin çoğu zaman çok daha ayrıntılı biçimde planlandığını belirtti. Deakins’e göre bu iki yaklaşım birbirinden farklı olsa da aynı hedefe ulaşabiliyor: Sahne için neyin önemli olduğunu bulmak ve hikâye ilerlerken seyircinin nerede durması gerektiğine karar vermek.
