Gent tasarım müzesi, eski lavaboları, otomobil ön camlarını, pencereleri, tuvaletleri ve yıkım kararı alınmış beton yapıların parçalarını yeni binasında değerlendirdi. Yaklaşık 20 milyon avroya mal olan yapı, atık malzemeleri mimarinin merkezine yerleştirirken karbon salımını azaltmayı hedefleyen özel tuğlalarıyla öne çıkıyor.
Belçika’nın tarihî kentindeki yeni müze, ortaçağdan kalma çatılarının üzerinde köşeli beyaz bir yapı olarak yükseliyor. Londra merkezli Carmody Groarke tarafından Atama ve Re-st ile birlikte tasarlanan proje, yalnızca sergi alanlarını genişletmiyor; müze binasının kendisini de geri dönüşüm ve yeniden kullanım fikrinin bir parçasına dönüştürüyor.

Gent Tasarım Müzesi’nde İnşaat Atıkları Tuğlaya Dönüştürüldü
Projenin en dikkat çekici unsuru, inşaat atıklarının kullanıldığı özel tuğlalar oldu. Her tuğlanın yüzde 63’ü, müzeye 8 kilometre mesafeden temin edilen yapı atıklarından oluşuyor. Malzemeler öğütülüp hidratlı kireçle sıkıştırılıyor.
Bu yöntem, standart pişmiş kil tuğlaların üretiminde ortaya çıkan gömülü karbonun üçte ikisinin tasarruf edilmesini sağlıyor. Tuğlada kullanılan kireç de sertleşme süreci devam ederken atmosferden karbondioksit emmeye devam edecek.
Tuğlalar, proje için özel olarak geliştirildi, test edildi ve sertifikalandırıldı. Üretim sürecinde East Sussex merkezli Local Works Studio ile Brüksel’deki BC Materials grubu görev aldı. Malzemeler yakındaki eski bir demiryolu deposunda işlendi.
Bu süreç, müze ziyaretçilerini de projeye dahil etti. İki gün süren tuğla yapma festivali sırasında halk, karışımı hazırlamaya ve kendi bloklarını preslemeye davet edildi. Müze mağazasında bir tuğla 10 avro karşılığında satılıyor.

Eski Lavabolar ve Tuvaletler Bina Tasarımının Parçası Oldu
Müzedeki geri dönüşüm yaklaşımı yalnızca dış cephedeki tuğlalarla sınırlı kalmadı. Tuvalet kabinlerinde deniz yosunu, keten, ahşap terrazzo ve volkanik külden üretilen farklı karolar kullanıldı. Ziyaretçiler, bu malzemeler hakkında bilgi almak için kabinlerdeki QR kodlarını tarayabiliyor.
Bazı duvarlar yerel kil ile sıvanırken giriş holündeki büyük bir sütunda doğrudan inşaat alanından çıkarılan molozun katmanları sergileniyor. Böylece binanın kullanılan malzemeleri gizlemek yerine görünür kılması amaçlandı.
Carmody Groarke’un kurucu ortağı Andy Groarke, yeniden kullanım fikrinin yeni olmadığını, insanların bunu yapmayı unuttuğunu söyledi. Şirketin sürdürülebilirlik sorumlusu mimar Sian Ricketts ise projenin iklim krizine kesin bir çözüm sunduğunu iddia etmediklerini belirtti. Ricketts, yapıyı doğru ortaklarla ve doğru müşterilerle farklı yöntemlerin uygulanabileceğini gösteren bir “kavram kanıtı” olarak tanımladı.
Müzenin Geleceği Gent Sakinleriyle Birlikte Belirlendi
Projenin kapsamı, yalnızca fiziksel yapının yeniden tasarlanmasıyla sınırlı tutulmadı. Müzenin nasıl olması gerektiğine ilişkin karar sürecine, rastgele seçilen 40 Gent sakininin oluşturduğu vatandaşlar paneli katıldı.
Panel, müzenin geleceğine ilişkin 100’ün üzerinde tavsiye sundu. Biletsiz alanların bulunması, ziyaretçilerin devam eden çalışmaları görebilmesi ve yeterli sayıda oturma alanı oluşturulması bu öneriler arasında yer aldı. Katılımcılar, binanın şık görünümünün insanları müzeden uzaklaştırmaması gerektiğini de vurguladı.
Görevinden ayrılan müze direktörü Katrien Laporte, genişletme ve yenileme çalışmalarının yalnızca daha fazla sergi alanı yaratmayı amaçlamadığını söyledi. Laporte’a göre proje, toplumsal öneme sahip ve toplulukla birlikte anlam üreten bir müze oluşturmayı hedefliyor.
Yeni Yapı Tarihî Kent Dokusu İçinde Tartışma Yarattı
Yeni bina, müzenin arazisindeki boş bir alanı dolduruyor ve daha önce farklı yapılara dağılmış olan galerileri bir araya getiriyor. Bu alanlar arasında 18. yüzyıldan kalma Hotel de Coninck adlı rokoko konak ile 1990’larda inşa edilen bir ek yapı bulunuyordu. Hareketli olması planlanan cam zemini nadiren çalışan ek yapı projeden çıkarıldı.
Beş büyük kat halinde yükselen müze, farklı yönlere bakan geniş pencereleriyle Gent’in kent merkezine açılıyor. Yapı, yükseldikçe dönerek çevresine farklı açılardan bakıyor. Tasarım ekibi binanın aynı anda evsel, endüstriyel ve kamusal bir his vermesini amaçladı.
Beyaz ve kutu biçimli kütlenin tarihî kent merkezindeki görünümü ise eleştirilerden tamamen uzak kalmadı. Binanın silüette ağır göründüğü ve farklı yönlere eğilen çatı bölümlerinin yapıya uyumsuz bir görünüm verdiği yönünde kaygılar dile getirildi. Tuğla bölümleri arasındaki silikon birleşimler de uzaktan görülen çizgiler nedeniyle eleştiri konusu oldu.
Müze yönetimi, yapının yüksekliğini kent manzarasına açılan yeni bakış noktalarıyla savundu. Üst kattaki halka açık bölümden ve altındaki çatı terasından Gent’in kalesi ile kilise kulelerini panoramik olarak görmek mümkün.
