I See Buildings filmi, Birmingham’daki Shard End konut bölgesinin yıkımını beş çocukluk arkadaşının yetişkinlikteki çatışmalarının merkezine yerleştiriyor. Yönetmen Clio Barnard, Keiran Goddard’ın diyalog içermeyen ve çok az olay barındıran romanını, siyasi öfke ile mizahı bir araya getiren toplumsal bir dramaya dönüştürme sürecini anlattı.
Goddard, 1990’larda Birmingham’da büyürken arkadaşlarıyla birlikte kule blokların yıkılışını izliyordu. Kontrollü patlamalar ve çöken binalar, Shard End’deki savaş sonrası belediye konutlarının ortadan kaldırılmasını görünür bir gösteriye dönüştürmüştü. Bu yıkım, bir dönemin sona ermesi ve bölgenin yeni konutlarla daha iyi bir geleceğe taşınması fikriyle ilişkilendiriliyordu.
Goddard daha sonra Oxford Üniversitesinde İngiliz edebiyatı okudu ve bugün Londra’da yazar olarak yaşamını sürdürüyor. Fiziksel olarak doğduğu bölgeden uzaklaşsa da büyüdüğü dünyanın duygusal etkisinden kurtulamadığını belirtiyor. Keiran Goddard, “İnsanların büyüdükleri dünyayı gerçekten terk edip etmediklerinden emin değilim” sözleriyle bu kopuş duygusunu ifade ediyor.

Shard End’in Yıkımı Beş Arkadaşın Hikâyesine Dönüşüyor
Birmingham’da geçen Goddard’ın ikinci romanı, senaryosunu Enda Walsh’ın yazdığı filmle beyaz perdeye taşındı. Shard End ve çevresinde geçen yapımda, bir kule bloğunun yıkımı beş çocukluk arkadaşını birbirinden uzaklaştıran toplumsal ve kişisel değişimlerin başlangıç noktası olarak kullanılıyor.
Hikâyenin karakterlerinden Patrick, idealist bir mezunken sıfır saat sözleşmesiyle çalışan bir kuryeye dönüşüyor. Patrick, düzgün konutun yatırım aracı değil, temel bir insan hakkı olduğunu savunuyor. Goddard, bu karakterle kendisi arasında bağ kurarken grubun öne çıkan ismi Rian’dan da izler taşıdığını söylüyor.
Rian, borsada büyük bir kazanç elde ederek Londra’da steril bir daire satın alıyor. Eski konut bölgesinin bulunduğu alana yapılacak yeni apartman kompleksinin başlıca yatırımcısı olan karakter, arkadaş grubunun geçmişiyle geleceği arasındaki gerilimin somut karşılığını oluşturuyor. Filmde kompleksin yükselişi hızlandırılmış görüntülerle aktarılırken, grubun kendi içindeki tarihsel çatışmalar da belirginleşiyor.

“Sinematik Potansiyeli En Düşük” Roman Nasıl Uyarlandı?
Goddard, kitabını bir dizi iç monolog olarak yazdı. Romanı menajerine ve editörüne sunduğunda, eserin sinemaya uyarlanabileceğine inanıyordu. Aldığı yanıt ise metinde diyalog bulunmadığı ve fazla olay yaşanmadığı için bunun sinematik potansiyeli en düşük çalışmalar arasında olduğu yönündeydi.
Barnard da uyarlamanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yönetmene göre film, geçmişin çekimiyle bugünün sertliği arasında ilerliyor ve bireysel bir hikâyeyi daha geniş bir toplumsal manzarayla birleştiriyor. Bu yapıda belirgin bir kahraman ya da kolay bir çözüm bulunmuyor; karşıt güç, doğrudan bir karakterden çok sistemin kendisi olarak kuruluyor.
Yönetmen, projeye özellikle siyasi öfkesi ve kuşatma altındaki işçi sınıfı topluluğunu ayrıntılı biçimde ele alması nedeniyle ilgi duydu. Filmin mizahını da önemli buldu. Rian’ın arkadaşlarının onun varlıklı sevgilisi ve büyük buzdolabı üzerinden yaptığı şakalar, aralarındaki yakınlığı koruyan gündelik bağlardan biri olarak öne çıkıyor.
Clio Barnard’ın Umuda Açılan Filmleri
Clio Barnard, Birleşik Krallık’ın toplumun kıyısında kalan kesimlerine odaklanan yapımlarıyla tanınıyor. 2010 yapımı The Arbor, 29 yaşında beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybeden Bradford doğumlu oyun yazarı Andrea Dunbar’ı konu alan, dudak senkronu tekniğiyle hazırlanmış bir belgeseldi.
Barnard’ın The Selfish Giant filmi, kasabanın yıpranmış bölgelerinde hurda metal toplayan çocukların sert büyüme hikâyesini anlattı. Yönetmenin 2021 tarihli Ali & Ava çalışması ise farklı ırklardan iki insan arasındaki aşkı merkeze aldı. I See Buildings Fall Like Lightning, bu filmografide zorlu koşullara rağmen umuda yer açan bir başka yapım olarak konumlanıyor.
Barnard, umut duygusunu bilinçli bir tercih olarak gördüğünü belirtiyor. Ali & Ava ile seyircinin salondan harekete geçme isteğiyle ayrılmasını amaçladığını söyleyen yönetmen, yeni filmdeki karakter grubundan merhamet ve umut duygusu aldığını ifade ediyor. Patrick’in siyasi değişimin hâlâ mümkün olduğuna inanmasını da bu yaklaşımın bir parçası olarak değerlendiriyor.
Film Cannes Gösteriminin Ardından Birleşik Krallık’ta Vizyona Giriyor
Barnard, günümüzde özellikle gençler için düzenli gelir ve barınma imkânı bulmanın zorlaştığını söylüyor. Ekonomik dengesizliğin yaygınlaştığını belirten yönetmene göre umut, aktif bir direniş biçimine; neşe ise olumlu bir protestoya dönüşebiliyor.
I See Buildings Fall Like Lightning, Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminin ardından Birleşik Krallık’ta vizyona giriyor. Film, uluslararası eleştirmenlerden olumlu karşılık aldı ve The Guardian yazarı Peter Bradshaw tarafından beş yıldızla değerlendirildi. Barnard’ın yapımı, stüdyo devam filmleri ve mitik kahraman anlatılarının ağırlık kazandığı bir dönemde, toplumsal gerçekçi sinemanın güncel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
