Ross McElwee Remake, yönetmenin oğlu Adrian’ın 27 yaşında hayatını kaybetmesinin ardından eski görüntülerle kurduğu yas anlatısını merkezine alıyor. McElwee, oğlunu bebeklikten yetişkinliğe kadar filme aldı; Adrian’ın ölümünden sonra bu kayıtlar hem bir teselliye hem de yönetmenin kendi sorumluluğunu sorguladığı ağır bir arşive dönüştü.
McElwee, Adrian’ın yaşadığını ve artık hayatta olmadığını kendisine kanıtlamak için görüntülere baktığını söylüyor. Yönetmenin yeni belgeseli, bir çocuğu sevgiyle kayda almanın zaman içinde nasıl farklı anlamlar kazanabileceğini ve kameranın aile ilişkileri üzerindeki etkisini araştırıyor.

Remake’in Başlangıcı Hollywood Projesiydi
McElwee’nin ilk planı, 1986 tarihli belgeseli Sherman’s March için Hollywood yapımı kurmaca bir uyarlama sürecini izlemekti. Bir yapımcı, filmin kurmaca bir versiyonunu çekmek istiyordu; yönetmen de eski bir belgeselin uyarlanmasını konu alan yeni bir belgesel hazırlamayı düşünüyordu.
Bu fikrin eğlenceli olabileceğine inanan McElwee, süreç devam ederken oğlunun ruh sağlığının kötüleştiğini ve opioid bağımlılığı geliştirdiğini gördü. Adrian, Boston’daki McElwee’nin evinin banyosunda fentanil doz aşımı nedeniyle 27 yaşında hayatını kaybetti.
“Her şey anında durdu,” diyen yönetmen, oğlunun ardından filmin kendisine anlamsız ve önemsiz göründüğünü belirtiyor. McElwee, toparlanmak için bir yıl geçirdikten sonra projeye yeni bir yön verdi.

Eski Film, Yeni Belgeselde Yasın Karşılığına Dönüştü
McElwee, ilk fikrini tamamen terk etmek yerine onu yeni filmin içinde korudu. Böylece Hollywood uyarlamasına dair daha absürt ve hareketli anlatı, Adrian’ın kaybının yarattığı acıyla yan yana ilerledi.
Yönetmen bu tercihi, kamerayı yeniden eline alarak kendi hayatını da yeniden kurmak şeklinde açıklıyor. Adrian’ın hayatını, yıllar boyunca çekilmiş görüntülerin içindeki “kırıntılar ve parçalar” üzerinden yeniden inşa etmeye çalışıyor.
Adrian’ın da babasının daha ana akım filmler yapmasını istediği görülüyor. Belgeselde projeyle ilgili konuşan Adrian, McElwee’ye neden büyük ve gişe başarısı hedefleyen bir film yapmadığını soruyor. Bu kayıtlar, oğlunun hayattayken projeye ilişkin düşüncelerini de Remake’in parçası hâline getiriyor.
McElwee’nin ev filmleri, Adrian’ı farklı yaşlarda gösteriyor. Bir bölümde küçük Adrian kayaların üzerinde kerevit yakalarken görülüyor; başka bir görüntüde ise ergenlik döneminde elini kameranın önüne kaldırarak lensi kapatıyor. Yönetmen, kayıtların oğlunu rahatsız ettiğine dair bir kanıtı olmadığını, bu filmlerin onun hayatında genel olarak olumlu bir yeri olduğunu düşündüğünü söylüyor.
Kamera Kullanımı Ebeveynlik Sorumluluğuyla Çatışıyor
Belgeselin temel sorularından biri, McElwee’nin ebeveynlik sorumluluğu ile sanatçı kimliği arasındaki gerilim. Yönetmene göre bu iki sorumluluk birbirine zıt olabiliyor ve ortaya çıkan karşıtlık, filmin yaratıcı gerilimini oluşturuyor.
McElwee, kamerayı elinde tutan kişinin güç sahibi olduğunu vurguluyor. Bu nedenle bir sinemacının çektiği kişiyi istediği cümleleri söylemeye zorlamaması ve çekim sırasında olduğu kadar kurgu aşamasında da bu sorumluluğu hatırlaması gerektiğini belirtiyor.
Bu yaklaşım, Remake’i yalnızca bir aile arşivinin yeniden düzenlenmesi olmaktan çıkarıyor. Film, görüntü kaydetmenin sevgi, kontrol, mahremiyet ve sonradan duyulan suçlulukla nasıl iç içe geçebileceğini tartışıyor.
Sherman’s March’ın Eski Karakterleri de Geri Dönüyor
McElwee, yeni belgesel için Sherman’s March’tan tanınan Charleen Swansea’yı da yeniden ziyaret ediyor. Filmdeki enerjik karakteriyle kült bir üne kavuşan Swansea, Amerikan eleştirmenleri arasında yapılan bir ankette gelmiş geçmiş en büyük belgesel karakteri seçilmişti.
Yıllar sonra ise Swansea demansla yaşıyor ve önceki filmi ya da McElwee’ye İngilizce öğrettiğini hatırlamıyor. “Her şey öylece yok oluyor,” sözleri, Remake’in hafıza ve kayıp temasını Adrian’ın hikâyesinin dışına da taşıyor.
Belgeseldeki görüntülerde insanlar geçmişteki hâlleriyle varlığını sürdürürken, gerçek hayatta hafıza silinebiliyor ve kişiler değişebiliyor. Adrian’ın ekranda hâlâ canlı görünmesi, McElwee için aynı anda hem bir rahatlama hem de acı verici bir deneyim anlamına geliyor.
Victoria Mapplebeck de Aynı Etik Sorulara Dikkat Çekiyor
McElwee’nin gündeme getirdiği meseleler, Britanyalı sinemacı Victoria Mapplebeck ile de bağlantı kuruyor. Mapplebeck’in 2024 tarihli belgeseli Motherboard, çalışan bekâr bir anne olarak geçirdiği yirmi yılı oğlu Jim’le birlikte ele alıyor.
Mapplebeck, Remake’in film çekme dürtüsü, bunun aile üzerindeki etkisi ve rızanın zaman içinde nasıl anlaşıldığı konusunda önemli sorular sorduğunu düşünüyor. Böylece iki yapım, aile hayatını uzun süre boyunca kayda almanın kişisel ve etik sonuçlarını farklı deneyimler üzerinden tartışıyor.
