The Guardian’ın incelemesine göre It Ends filmi, yılın öne çıkan korku yapımları arasında yer alabilecek, yalnızca 50 bin dolarlık bütçeyle çekilmiş bağımsız bir yapım. Alex Ullom’ın ilk yönetmenlik denemesi olan film, bir grup arkadaşın ormanda sonu gelmeyen bir yola hapsolmasını merkezine alıyor.
Yapım, ABD’de 21 Ağustos’ta, Avustralya’da ise 3 Eylül’de gösterime girecek. Birleşik Krallık vizyonu içinse henüz yalnızca daha sonraki bir tarihte yayınlanacağı belirtiliyor. Filmin düşük bütçesine rağmen güçlü bir atmosfer ve dikkat çekici bir oyunculuk topluluğu kurması, incelemenin öne çıkardığı başlıklardan biri.

It Ends Filmi Nasıl Bir Hikâye Anlatıyor?
Hikâye, arkadaşlarının yeni bir daireye taşınmasına yardım eden yirmili yaşlarındaki bir grup gencin gece geç saatlerde yemek almak için arabayla yola çıkmasıyla başlıyor. GPS’in onları giderek daha ıssız bir ormana yönlendirmesi, grubun kaybolduğunu anlamasına neden oluyor.
Araç durduğunda gençler, kendilerine ürkütücü biçimde benzeyen başka insanlarla karşılaşıyor. Bu kişiler, kısa süreliğine dışarı çıkmış fakat dönüş yolunu bulamamış izlenimi veriyor. Her durduklarında cipi saran bu grup nedeniyle dört arkadaş, ormanın içine doğru ilerlemeye devam etmek zorunda kalıyor.
Yolculuk ilerledikçe gerçeklik duygusu daha da bozuluyor. Aracın benzin göstergesi değişmiyor; karakterler de açlık, yorgunluk ve diğer sıradan bedensel ihtiyaçları hissetmemeye başlıyor. Böylece film, yalnızca fiziksel bir kaçış mücadelesi değil, zamanın ve yaşamın anlamına dair belirsiz bir kâbus hâline geliyor.

Düşük Bütçeyle Kurulan Klostrofobik Atmosfer
50 bin dolarlık bütçeyle hazırlanan It Ends, büyük ölçekli korku unsurları yerine ses, oyunculuk ve sınırlı mekân kullanımına yaslanıyor. Karakterlerin neredeyse sürekli olarak içinde bulunduğu hatchback, filmin temel sahnesine dönüşüyor. Dörtlü, aracın içini kuru silinebilir kalemlerle süslüyor; bu görüntü grafitiyle psikiyatri koğuşu duvarlarındaki karalamalar arasında bir his yaratıyor.
Filmin ürpertici ve gıcırtılı müziği de karakterlerin başlarına gelenleri anlamlandırma çabasına eşlik ediyor. Karşılaştıkları durumun bir solucan deliğinden, kadim bir lanetten ya da geçmişteki davranışlarının karşılığından kaynaklanıp kaynaklanmadığı açıklığa kavuşmuyor.
Bu belirsizlik, yapımın korku duygusunu güçlendiren unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. The Guardian, filmin kesin yanıtlar vermek yerine izleyiciyi hiçbir şeyin garanti olmadığı bir geleceğe doğru ilerleme fikriyle baş başa bıraktığını belirtiyor.
Dört Arkadaşın Arasındaki İlişki Filmi Taşıyor
Mitchell Cole’un canlandırdığı Tyler, Akira Jackson’ın hayat verdiği Day, Noah Toth’un oynadığı Fisher ve Phinehas Yoon’un canlandırdığı James, hikâyenin merkezindeki dörtlüyü oluşturuyor. Karakterler doğum günlerini kutluyor, yolculuk için kendi oyunlarını yaratıyor ve araçta geçirdikleri sonsuz zamana uyum sağlamaya çalışıyor.
Fisher, bitmeyen asfaltın ortasında bir tür sakinlik bulmaya yaklaşırken James, daha yüce bir güçten merhamet dilemek için gökyüzüne sesleniyor. Bu zıtlık, grup içinde gerilim yaratırken karakterlerin birbirlerine karşı empati geliştirdiği anlara da alan açıyor.
Filmin arka planında Day’in yakın zamanda yaşadığı intihar girişimi ve Tyler’ın bir kızla ilişkisini sonlandırması gibi olaylar da yer alıyor. Gençlerin başlarına gelenlerin bu geçmişle bağlantılı olup olmadığı sorusu yanıtsız bırakılıyor.
Yönetmenin Kişisel Deneyimiyle Bağlantı
Alex Ullom, filmle birlikte paylaşılan açıklamada It Ends’in kendi disosiyatif depresyon deneyiminden ve hayatı sürdürülebilir kılacak bir çerçeve bulma çabasından beslendiğini söylüyor. Bu açıklama, yapımın yalnızca ormanda mahsur kalan bir grubun hikâyesi olarak değil, gündelik yaşamın anlamsızlık ve çaresizlik duygularına bakan bir korku filmi olarak okunmasına imkân veriyor.
The Guardian’ın değerlendirmesinde film, Jean-Paul Sartre’ın 1944 tarihli No Exit eserinin Blair Witch tarzı bir yorumu olarak tanımlanabilecek bir çizgide ele alınıyor. Yine de It Ends, insanları yalnızca bir ceza kaynağı olarak görmüyor; onların birbirlerini kurtarabilecekleri ihtimalini de gündeme getiriyor.
İncelemeye göre bazı espriler zamanla eskimiş hissi verse de film, yüksek konseptli kült korku yapımlarının seviyesine yaklaşan bir atmosfer kuruyor. Fisher’ın “Ya burada acı çekmemiz gerekiyorsa?” sorusu da filmin temel belirsizliğini özetliyor: Karakterler gerçekten çıkışsız bir yolda mı, yoksa yaşamın kendisinin yarattığı bir korkunun içinde mi olduklarını hiçbir zaman kesin olarak öğrenemiyor.
