Son dönemde korku sinemasında farklı türleri bir araya getirme çabası sıkça görülürken, bu denemelerin hepsi hedefe ulaşamıyor. Lure, tam da bu noktada iddialı fikriyle dikkat çekmesine rağmen, ortaya koyduğu sonuçla hayal kırıklığı yaratan yapımlar arasına ekleniyor. Film, romantik bir hafta sonu vaadiyle altı bekar erkeği lüks bir kır malikânesine davet eden genç bir kadının, kısa sürede bu daveti ölümcül bir oyuna dönüştürmesini konu alıyor.
Kağıt üzerinde bakıldığında, flört programı estetiğini acımasız hayatta kalma oyunlarıyla birleştiren bu fikir oldukça cazip görünüyor. Nitekim anlatı, popüler reality şovların masum rekabet anlayışını, kanlı ve karanlık bir korku evreniyle buluşturmayı hedefliyor. Ancak film, bu potansiyeli sahneye taşırken ciddi sorunlarla karşılaşıyor.
Vaadi Büyük, Etkisi Zayıf Bir Hikâye
Lure, altı “uygun bekar” erkeğin romantik bir kaçamak beklentisiyle yola çıkmasıyla başlıyor. Karakterler, cazibesiyle dikkat çeken genç bir kadının ailesine ait görkemli bir kır evinde, aşk ve rekabet dolu bir hafta sonu geçireceklerini sanıyor. Ancak kısa süre içinde, kendilerini gerçeklik şovu ile ölümcül tuzakları birleştiren acımasız bir oyunun içinde buluyorlar.
Bu yapı, izleyiciye bir yandan flört programlarının yüzeysel dünyasını hatırlatırken, diğer yandan Saw serisini çağrıştıran bir hayatta kalma mücadelesi vadediyor. Hatta ilk bakışta, The Bachelorette estetiğini Jigsaw’ın sadist oyunlarıyla harmanlayan bir parodi fikri oldukça eğlenceli duruyor. Ne var ki film, bu fikri derinleştirmek yerine yüzeyde bırakıyor.
İnandırıcılık Sorunu Filmin Önüne Geçiyor
Korku sinemasının temel yapı taşlarından biri, izleyicinin anlatıya kendini kaptırabilmesi, yani “inandırıcı bir dünya” hissinin kurulmasıdır. Lure, tam da bu noktada tökezliyor. Film, ne gerçekçi bir korku atmosferi yaratabiliyor ne de bilinçli bir şekilde absürtlüğe yaslanabiliyor. Ortaya çıkan sonuç ise, izleyiciyi içine çekmek yerine sahneler arasında gezinen, tiyatro provası hissi veren bir anlatım oluyor.
Bazı sahnelerde ilginç fikirler ve etkili olabilecek anlar göze çarpıyor. Ancak bu anlar, güçlü bir bütünün parçası olamadığı için etkisiz kalıyor. İzleyici, karakterlerin kaçmasını ya da ölmesini dilerken bile hikâyenin içinde hissedemiyor. Dolayısıyla gerilim duygusu sürekli olarak yarım kalıyor.
Tür Karmaşası Anlatımı Zayıflatıyor
Filmin bir diğer önemli problemi ise hangi türde ilerlemek istediğine karar verememesi. Açılış sahneleri, yağmur altında kaçan bir karakterle birlikte kırsal folk horror hissi uyandırıyor. Ardından, yatağa zincirlenmiş bir adamla daha sert ve işkence odaklı bir korku anlatısına geçiliyor. Sonrasında ise izleyici, zarif bir malikânede geçen, tuhaf bir aileye odaklanan gotik bir gerilim atmosferine taşınıyor.
Bu üç yaklaşımın tek bir filmde harmanlanması teoride mümkün olsa da Lure, bu geçişleri organik biçimde kuramıyor. Aksine, sahneler arasındaki kopukluk televizyon kanalları arasında gezinme hissi yaratıyor. Bu durum, filmin ritmini bozarken anlatının gücünü de önemli ölçüde zayıflatıyor.
Düşük Bütçe Detayları Gizlenemiyor
Düşük bütçeli yapımların başarılı örnekleri elbette mevcut. Ancak burada sorun bütçenin kendisi değil, bu sınırlamaların yaratıcı biçimde avantaja dönüştürülememesi. Filmde kullanılan plastik kelepçeler ve zayıf bağlama mekanizmaları, karakterlerin kolayca kaçabileceği izlenimini veriyor. Bu durum, hayatta kalma mücadelesinin ciddiyetini ortadan kaldırıyor.
Sahneleme ve prodüksiyon tasarımındaki bu “hafiflik”, filmin tehdit hissini neredeyse tamamen yok ediyor. İzleyici, karakterlerin gerçekten tehlikede olduğuna inanmakta zorlanıyor. Bu da korku unsurunun etkisini ciddi biçimde azaltıyor.
Dijital Platform Yolculuğu Başlıyor
Tüm bu eleştirilere rağmen Lure, fikir olarak ilginç bir deneme sunuyor. Ancak uygulamadaki eksikler, filmin vaat ettiği eğlenceli ve gerilim dolu deneyimi gerçekleştirmesine engel oluyor. Korku ile kara mizah arasında gidip gelen bu yapım, iki uç arasında sıkışıp kalıyor.
Film, 2 Şubat itibarıyla dijital platformlarda izleyiciyle buluşacak. Türün meraklıları için bir şans verilebilir olsa da, yüksek beklentiyle izleyenlerin hayal kırıklığı yaşaması muhtemel görünüyor.
