ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri hamlesi, bir anda ortaya çıkmış bir gelişme değil. Aksine, aylar öncesine dayanan, adım adım ilerleyen ve diplomasi ile istihbarat ekseninde şekillenen uzun bir sürecin sonucu. Özellikle Donald Trump’ın Ekim ayında yaptığı açıklama, perde arkasında yürütülen planları görünür kıldı. Trump’ın, CIA’ye Venezuela’da örtülü operasyon yetkisi verildiğini kabul etmesi, Washington–Karakas hattındaki tansiyonu yeni bir aşamaya taşıdı. Peki bu noktaya nasıl gelindi ve hangi gelişmeler saldırı sürecinin zeminini hazırladı?
CIA’ye Verilen Yetki Süreci Nasıl Başladı?
Ekim ayında ABD Başkanı Donald Trump, normal şartlarda son derece gizli tutulan bir uygulamayı kamuoyuna açık biçimde doğruladı. Buna göre, Venezuela’ya yönelik örtülü operasyon yetkisi resmen CIA’ye verilmişti. Bu yetkilendirme, ABD hukukunda “başkanlık kararı” olarak bilinen ve doğrudan başkan imzasıyla yürürlüğe giren bir mekanizmaya dayanıyor.
Bu tür kararlar, CIA’ye hedef ülkede son derece geniş bir hareket alanı tanıyor. Üstelik Kongre onayına ihtiyaç duyulmaması, yürütme erkinin bu alandaki gücünü daha da artırıyor. Dolayısıyla söz konusu yetki, yalnızca istihbarat toplamakla sınırlı kalmıyor; rejimi istikrarsızlaştırmaya yönelik operasyonları da kapsayabiliyor.
“Sınırlama Yok” Açıklaması Ne Anlama Geliyor?
Eski CIA paramiliter subayı Mick Mulroy’un yaptığı değerlendirme, sürecin ne denli kritik olduğunu gözler önüne serdi. Mulroy, yetkilendirmelerin kağıt üzerinde sınırları olsa bile pratikte ciddi bir denetim mekanizması bulunmadığını vurguladı. Ona göre, CIA faaliyetlerine getirilen kısıtlamalar tamamen yürütme kararlarına bağlı ve başkan isterse bu sınırları anında değiştirebiliyor.
Bu durum, Venezuela özelinde değerlendirildiğinde, ABD’nin askeri müdahale dışındaki yöntemleri de devreye sokabileceği anlamına geliyor. Böylece süreç, yalnızca diplomatik baskıdan ibaret olmaktan çıkıp doğrudan sahaya yansıyan bir güvenlik stratejisine dönüşüyor.
CIA’nin Venezuela’daki Olası Operasyon Alanları
Başkanlık onayı sonrasında CIA’nin kullanabileceği araçlar oldukça geniş. Bunlar arasında hedefe yönelik öldürmeler, örtülü etki operasyonları, yerel siyasi dengeleri şekillendirme ve hatta silahlı grupları destekleme gibi senaryolar yer alıyor. Nitekim sahadaki gelişmeler de bu çerçeveyle örtüşüyor.
Washington yönetimi, bölgeyi abluka altına aldıktan sonra çok sayıda deniz aracına saldırı düzenledi. ABD yetkilileri, bu hamlelerin uyuşturucu kartellerine yönelik olduğunu savunsa da Karakas yönetimi, bu operasyonları doğrudan rejime karşı bir baskı aracı olarak değerlendiriyor. Böylece örtülü operasyon yetkisi, fiili askeri adımlarla desteklenmiş oldu.
Tarihsel Örnekler: ABD Bu Yolu Daha Önce De Kullandı
ABD’nin CIA üzerinden yürüttüğü örtülü operasyonlar, Venezuela ile sınırlı değil. Tarihsel örneklere bakıldığında, benzer stratejilerin farklı coğrafyalarda da uygulandığı görülüyor. Aralık 1979’da dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, CIA’ye Sovyet işgaline karşı Afgan gerillalarına ölümcül yardım sağlama yetkisi vermişti. Bu karar, Afganistan’daki savaşın seyrini kökten değiştirdi.
Benzer şekilde Ronald Reagan döneminde Nikaragua’daki solcu Sandinista hükümetine karşı Contras’a verilen örtülü destek, Latin Amerika’da uzun süreli istikrarsızlıklara yol açtı. Daha yakın dönemde ise 11 Eylül sonrası El Kaide’ye karşı yürütülen küresel operasyonlar ve Suriye’deki Operation Timber Sycamore bu yaklaşımın güncel örnekleri arasında yer aldı.
“Ceset Torbası” Açıklaması Neden Bu Kadar Tartışıldı?
Ağustos ayında ABD yönetiminden sızan açıklamalar, sürecin sertleştiğini açıkça gösterdi. ABD’li bazı yetkililer, Nicolas Maduro’nun kendi ordusu içinden bir darbe ya da suikastla devrilebileceği beklentisini dile getirdi. Bu açıklamalarda, Maduro çevresindeki sadakatin parayla sağlandığı iddia edildi.
En dikkat çekici ifade ise “Belki de ülkeyi sadece bir ceset torbasında terk edebilir” sözleri oldu. Bu açıklama, Washington’un rejim değişikliği ihtimalini ne kadar sert bir dille ele aldığını ortaya koyarken, uluslararası kamuoyunda da büyük yankı uyandırdı.
Başrolde Marco Rubio Var
New York Times’ın 30 Eylül tarihli haberine göre, ABD yönetiminde Venezuela’ya yönelik askeri baskıyı artırma kararında başrolde Marco Rubio bulunuyor. Haberde, Rubio’nun CIA tarafından sağlanan istihbaratı kullanarak daha agresif bir strateji geliştirdiği aktarıldı.
Bu süreçte Pentagon bölgeye 6.500’den fazla asker konuşlandırdı. Ayrıca uçak gemileri ve bombardıman uçaklarının da bölgeye sevk edilmesi, Washington’un askeri seçenekleri masada tuttuğunu net biçimde ortaya koydu.
Olası Rejim Değişikliği Senaryosu
Sürecin son aşamasında, Maduro’nun devrilmesi durumunda nasıl bir yol izleneceğine dair planlamalar da gündeme geldi. Muhalefet cephesinden iki üst düzey yetkili, Trump yönetimiyle olası bir geçiş sürecini görüştüklerini açıkladı. Muhalefet lideri María Corina Machado’nun danışmanı Pedro Urruchurtu, Maduro sonrası ilk 100 saat için ayrıntılı bir geçiş planı hazırlandığını belirtti.
Bu plana göre, geçici yönetimin başına Edmundo Gonzalez’in geçmesi öngörülüyor. Böylece ABD destekli bir rejim değişikliği senaryosu, yalnızca askeri değil, siyasi olarak da şekillendirilmeye çalışılıyor.
