Avrupa haftalardır ABD’nin bölgede artan askeri yığınağını izliyordu; buna rağmen İran krizi patlak verdiğinde kıtanın “tek ses” kapasitesi ciddi biçimde test edildi. Üstelik mesele yalnızca diplomatik ton farkı değildi. Çünkü aynı anda hem güvenlik hem ekonomi hem de iç siyaset baskısı devreye girdi. Böylece Avrupa Birliği içinde ortak bir çizgi üretmek zorlaşırken, büyük başkentler bile “eşgüdüm” yerine “paralel refleksler” sergilemeye başladı.
- Birinci Neden: Öncelikler Çatıştı, Aynı Risk Haritası Çizilemedi
- İkinci Neden: “Trump İle Soğukluk” Korkusu Ortak Dilin Üstüne Çöktü
- Üçüncü Neden: Üç Büyükler Bile Aynı Yerde Durmadı
- Dördüncü Neden: AB Kurumları Aynı Anda Farklı Mesajlar Verdi
- Beşinci Neden: Savunma Entegrasyonu Hâlâ Yetersiz, Kriz Anında Hız Kaybettiriyor
- Avrupa’nın Çıkmazı Ne?
Bu da şu soruyu büyüttü: Avrupa, neden İran konusunda aynı cümlede buluşamadı?
Birinci Neden: Öncelikler Çatıştı, Aynı Risk Haritası Çizilemedi
Krizin ilk saatlerinden itibaren ülkelerin öncelikleri ayrıştı. Bir yanda bölgedeki vatandaşların güvenli tahliyesi, diğer yanda enerji ve tedarik zinciri endişesi vardı. Özellikle enerji fiyatları baskısı, bazı ülkeleri “gerilimi düşür” hattına iterken, başka ülkeler üslerini ve askeri varlığını “savunma odaklı” güçlendirmeye yöneldi.
Ayrıca Avrupa’nın İran dosyasına yaklaşımı tek tip değil: Kimileri “caydırıcılık” vurgusunu öne çıkarırken, kimileri “uluslararası hukuk” ve meşruiyet tartışmasını merkezde tutuyor. Bu farklı risk okuması, ortak metin üretimini daha baştan zorlaştırdı.
İkinci Neden: “Trump İle Soğukluk” Korkusu Ortak Dilin Üstüne Çöktü
Avrupa’nın bir kısmı, Donald Trump yönetimiyle yeni bir sürtüşmeyi tetiklememek için açıklamalarında daha temkinli bir hat izledi. Bu tutum, özellikle ABD-İsrail saldırılarının uluslararası hukuk boyutuna dair doğrudan sorgulamayı zayıflattı. Bunun sonucu olarak “Washington’u kızdırmayan” cümleler çoğalırken, “Avrupa’nın değerler dili” belirsizleşti.
Tam da bu yüzden İspanya gibi bazı ülkelerin daha sert çıkışları, kıta içinde ayrışmayı görünür kıldı. Reuters’ın aktardığına göre Madrid, saldırıları “hukuksuz” bulduğunu ima eden bir çizgide dururken, aynı zamanda ABD baskısına da açık biçimde meydan okudu.
Üçüncü Neden: Üç Büyükler Bile Aynı Yerde Durmadı
Kıtadaki ağırlık merkezi sayılan Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, 1 Mart tarihli ortak açıklamalarında İran’ın füze ve İHA kapasitesine karşı “gerekli ve orantılı savunma eylemi” ihtimalini vurguladı.
Ne var ki aynı dönemde ülkeler sahada farklı adımlar attı:
- Birleşik Krallık, bölgedeki üs güvenliği gündemiyle askeri sevkiyat ve savunma hazırlıklarını öne çıkaran bir çizgide ilerledi.
- Fransa, Doğu Akdeniz’de askeri varlığını artıran hamlelerle “müttefik varlıklarını koruma” hattını güçlendirdi.
- Almanya ise daha “sınırlı angajman” diliyle hareket ederek, savunma tedbirlerini vurguladı; ancak bunun ötesine geçmeye dönük net bir rota sunmadı.
Yani ortak bildiri olsa bile, pratikte “tek strateji” oluşmadı.
Dördüncü Neden: AB Kurumları Aynı Anda Farklı Mesajlar Verdi
Kırılmanın en görünür noktası AB kurumları arasındaki ton farkı oldu. AB dış politika şefi Kaja Kallas, üye ülkeler adına “azami itidal” ve uluslararası hukuk vurgusunu öne çıkaran bir çizgi paylaştı.
Buna karşın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İran’da inandırıcı bir geçiş” çağrısı yapan açıklamasıyla tartışmayı başka bir eksene taşıdı. Bu çıkış, bazı başkentlerde “rejim değişikliği” ima ettiği gerekçesiyle soru işaretleri yarattı ve birlik içinde söylem uyumunu daha da zayıflattı.
Bu iki çizgi yan yana gelince, Avrupa Birliği dışarıdan bakıldığında aynı krize iki ayrı kapıdan giriyormuş gibi göründü.
Beşinci Neden: Savunma Entegrasyonu Hâlâ Yetersiz, Kriz Anında Hız Kaybettiriyor
Kriz yönetiminde “ortak kapasite” eksikliği, diplomasi kadar askeri ve lojistik düzeyde de etkili oldu. Ülkeler ayrı ayrı karar alırken, üs güvenliği, tahliye planı ve savunma konuşlandırmaları farklı takvimlerde yürüdü. Örneğin Birleşik Krallık’ın Kıbrıs çevresine destroyer sevkiyatı kararının, sahadaki tehdit algısıyla hızlandığı; bu hamlenin kamuoyunda “geç kalındı mı?” tartışması yarattığı görüldü.
Bu tablo, Avrupa’da “kriz anında birleşik hareket” idealinin, pratikte ulusal reflekslere takıldığını yeniden gösterdi.
Avrupa’nın Çıkmazı Ne?
Bugün ortaya çıkan resim şu: Avrupa, İran konusunda tek ses olamadı; çünkü aynı anda hem enerji güvenliği hem tahliye hem NATO dengesi hem de Trump ile ilişki hesabı yaptı. Bu başlıkların her biri ülkeleri farklı yönlere çekti. Dahası, AB kurumlarının farklı tonları, zaten kırılgan olan ortak dili daha da inceltti.
Kaynak: BBC
