Kahramanmaraş Depremi, iki genç araştırmacı için yalnızca bir felaket değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilincini tetikleyen bir kırılma noktası oldu. Imperial College London’da öğrenim gören iki Türk öğrenci, bu büyük yıkımın ardından arama kurtarma çalışmalarına somut katkı sunabilecek bir teknoloji geliştirmeye odaklandı. Buna bağlı olarak, afet anlarında zamanla yarışan ekiplerin daha hızlı ve daha isabetli kararlar alabilmesi için Yapay Zeka Destekli Arama Kurtarma Sensörü üzerine yoğun bir çalışma başlattılar. Dolayısıyla proje, yalnızca akademik bir girişim olarak değil, sahada gerçek karşılığı olan bir çözüm olarak kurgulandı.
Bununla birlikte, geliştirilen teknolojinin çıkış noktası bireysel bir kaygıdan besleniyor. İstanbul’da büyüyen öğrencilerden biri, çocukluğundan bu yana “büyük deprem” ihtimaliyle yaşadığını dile getirirken, her sarsıntıda ailesiyle birlikte sokağa çıkma refleksinin projeyi zihninde olgunlaştırdığını aktarıyor. Bu nedenle, yaşanan toplumsal travmanın kişisel hafızayla birleşmesi, araştırmanın yönünü belirleyen temel itki haline geldi. Böylece Kahramanmaraş Depremi, genç mühendisler için somut bir probleme dönüşerek teknolojik bir çözüm arayışını tetikledi.
ResCube Enkaz Altında Yaşam Belirtisini Nasıl Tespit Ediyor
Geliştirilen sistem ResCube, enkaz ortamında yaşam belirtisini hızlı biçimde saptamak üzere tasarlandı. Öncelikle enkazın içine yerleştirilen dört adet sensör, titreşim ve ses sinyallerini eş zamanlı olarak topluyor. Ardından bu veriler, gelişmiş algoritmalar aracılığıyla analiz ediliyor. Böylece olası yaşam belirtisinin bulunduğu nokta üçgenleme yöntemiyle daha net biçimde konumlandırılıyor. Dolayısıyla manuel dinlemeye dayalı yöntemlere kıyasla daha sistematik bir yaklaşım sunuluyor.
Öte yandan, mevcut uygulamalarda arama kurtarma ekipleri çoğu zaman mikrofon ve kulaklıkla sesleri dinleyerek ilerlemek zorunda kalıyor. Ancak bu yöntem, hem zaman kaybına neden olabiliyor hem de gürültülü ortamlarda hataya açık hale geliyor. Buna karşılık ResCube, veriyi otomatik olarak işleyerek ekiplerin karar süresini kısaltmayı amaçlıyor. Ayrıca düşük maliyetli bir çözüm olarak tasarlanması, teknolojinin yaygınlaşmasını kolaylaştırabilecek bir avantaj sunuyor. Böylelikle sistem, yalnızca ileri teknoloji sunmakla kalmıyor, erişilebilirliği de önceliklendiriyor.
Altın Yetmiş İki Saat İçin Hayat Kurtaran Teknoloji
Afet literatüründe “altın yetmiş iki saat” olarak anılan ilk üç gün, arama kurtarma çalışmalarında kritik önem taşıyor. Bu süreçte doğru noktaya hızlı ulaşmak, hayatta kalma ihtimalini doğrudan etkiliyor. Yapılan ilk testlerde ResCube’un yaklaşık yüzde doksan doğruluk oranına ulaştığı belirtilirken, mevcut yöntemlerde bu oranın daha düşük seviyelerde kaldığı ifade ediliyor. Dolayısıyla aradaki fark, teoride küçük görünse de pratikte çok sayıda hayatı etkileyebilecek bir potansiyele sahip.
Buna ek olarak, araştırmalar deprem kaynaklı ölümlerin önemli bir bölümünün erken tıbbi müdahaleyle önlenebileceğini ortaya koyuyor. Bu noktada Yapay Zeka Destekli Arama Kurtarma Sensörü, doğru konumu daha kısa sürede tespit ederek sağlık ekiplerinin müdahale şansını artırıyor. Böylece teknoloji, yalnızca bir mühendislik ürünü olmaktan çıkarak doğrudan hayat kurtarmaya hizmet eden bir araç haline geliyor. Sonuç olarak, zaman kazandıran her yenilik, sahada somut bir karşılık buluyor.
Eğitim Sahalarında Yapılan Testler Ve Uluslararası Destek
Projenin sahaya uyumunu görmek amacıyla öğrenciler, İngiltere’deki arama kurtarma eğitim tesislerinde kapsamlı testler gerçekleştirdi. Bu kapsamda, enkaz simülasyon alanlarında farklı senaryolar oluşturularak sensörlerin hassasiyeti ölçüldü. Özellikle titreşime duyarlı yapı nedeniyle testlerin kontrollü biçimde yürütülmesi gerekti. Bu nedenle veri toplama sürecinde uzun süre sessiz kalınarak, beton yüzeylere ritmik vuruşlar yapıldı ve sistemin tepkisi gözlemlendi.
Ayrıca uluslararası yardım kuruluşlarından gelen geri bildirimler, teknolojinin pratikteki değerini ortaya koydu. Yetkililer, karmaşık ve çökmüş yapı ortamlarında bu tür bir sistemin operasyonları daha güvenli ve hızlı hale getirebileceğini vurguladı. Bununla birlikte, üniversitenin toplumsal faydayı önceleyen projeleri desteklemesi, genç araştırmacıların motivasyonunu artırdı. Dolayısıyla akademik destek ile saha geri bildirimi birleşerek projenin gelişimini hızlandırdı.
Genç Araştırmacıların Afet Yönetimine Katkı Vizyonu
Bu girişim, genç araştırmacıların afet yönetimi alanında aktif rol üstlenebileceğini gösteren güçlü bir örnek sunuyor. Öncelikle üniversite ortamında geliştirilen bir fikir, sahada uygulanabilir bir ürüne dönüştürüldü. Ardından elde edilen veriler, teknolojinin gerçek koşullarda işe yarayabileceğini ortaya koydu. Böylece akademi ile saha pratiği arasında anlamlı bir köprü kuruldu.
Bununla birlikte, öğrencilerin motivasyonu yalnızca teknik başarıyla sınırlı değil. Toplumsal fayda üretme isteği, projenin merkezinde yer alıyor. Bu yaklaşım, gelecekte afetlere hazırlık süreçlerinde gençlerin daha fazla söz sahibi olabileceğine işaret ediyor. Sonuç olarak, Kahramanmaraş Depremi ile başlayan bu yolculuk, küresel ölçekte yankı bulabilecek bir yeniliğe dönüşme potansiyeli taşıyor.
Kaynak: The Times
