İngiliz ressam Euan Uglow, sanat dünyasında uzun yıllardır “sanatçının sanatçısı” olarak tanımlanıyor. Ancak bu tanım, her izleyici için olumlu bir deneyim anlamına gelmiyor. Mk Gallery Milton Keynes’te açılan sergi, Uglow’un son derece yavaş ve titiz üretim sürecini gözler önüne sererken, izleyicide ilham duygusundan çok zihinsel bir yorgunluk yaratabiliyor. Çünkü sanatçı, figürün inşasına, perspektifin matematiksel doğruluğuna ve oranlara o kadar yoğunlaşıyor ki, resimlerdeki duygusal canlılık çoğu zaman arka planda kalıyor.
Bununla birlikte, sergide yer alan yaklaşık yetmiş eser, sanatçının üretim metodunu anlamak isteyenler için öğretici bir arşiv sunuyor. Buna rağmen, teknik kusursuzluk arayışının yarattığı soğukluk, birçok ziyaretçinin sergiden “tükenmişlik hissi” ile ayrılmasına neden olabiliyor.
İlk Salon, İlk Hayal Kırıklığı
Sergi beş odalı bir retrospektif olarak kurgulanmış. Ancak girişteki ilk oda, izleyiciyi şaşırtan bir tercihle açılıyor. Bu alanda sergilenen yedi tablodan yalnızca ikisi Euan Uglow’a ait. Sanatçının Camberwell School Of Arts And Crafts ve ardından Slade School Of Fine Art’ta eğitim aldığı dönemde etkilendiği Paul Cézanne ve Alberto Giacometti gibi isimlerin eserleri de burada yer alıyor.
Bu tercih, bağlam sunma açısından anlamlı görünse de, serginin daha en başında izleyicinin odağını dağıtıyor. Buna karşın, bir sonraki odada Uglow’un özgün üslubu daha net biçimde hissedilmeye başlanıyor.
Canlılık Kıvılcımları: Marigold Ve Erken Dönem İşler
Erken dönem çalışmalarda, beklenmedik biçimde daha canlı bir enerji hissediliyor. Marigold (1969) adlı portrede, Ganalı ressam ve aktivistin yüzündeki cerulean ve okra tonları siyah zemin üzerinde patlayan bir ışık etkisi yaratıyor. Benzer şekilde, Gloria Ceccone’un portresindeki boncuk kolyenin parlaklığı, figüre beklenmedik bir sıcaklık katıyor.
Bu aşamada izleyici, Uglow’un yalnızca ölçü ve geometriyle sınırlı bir ressam olmadığını düşünüyor. Ancak bu umut, büyük ölçekli çıplak figürlerin bulunduğu bölüme geçildiğinde hızla sönüyor.
Büyük Ölçekli Nü Resimler Ve Donmuş Bedenler
Serginin merkezinde yer alan nü kompozisyonlar, eleştirilerin odağında bulunuyor. Root Five Nude (1974-1975) gibi çalışmalarda beden, neredeyse parçalanmış bir anatomik form gibi ele alınıyor. Et, canlılık ve sıcaklık hissi yerine, kemiksi çıkıntılar ve donuk pozlar öne çıkıyor.
Bu noktada, Frank Auerbach, Francis Bacon ve Lucian Freud gibi çağdaşlarıyla yapılan karşılaştırmalar anlam kazanıyor. Uglow’un figürleri, bu isimlerin bedeni “yaşayan” bir varlık olarak ele alışından oldukça uzak. Bunun yerine, ölçülmüş ve sabitlenmiş formlar izleyiciye “donmuş zaman” hissi veriyor.
Üç Model, Yıllar Süren Çile: Three In One
Uglow’un modellerine yüklediği ağır tempo, Three In One (1967-1968) tablosunda çarpıcı biçimde hissediliyor. Bu çalışmada üç farklı model kullanılmış; önceki modelin hayaletimsi izleri hâlâ tuvalde seçilebiliyor. Üstteki beyaz ısıtıcı, resmin üretim sürecinin soğuk ve zahmetli doğasını sembolize eder gibi duruyor.
Benzer şekilde, The Diagonal (1971-1977) adlı eser altı yıl süren bir çalışmanın ürünü. Uzun, ince bir modelin katlanır sandalyede uzandığı bu kompozisyon, teknik açıdan zarif; fakat aynı zamanda izleyici için neredeyse eziyet verici bir durağanlık sunuyor.
Cherie Blair’ın Yarım Kalan Portresi
Serginin en çok konuşulan detaylarından biri, Cherie Blair’ın yarım kalan portresi. O dönem stajyer avukat olan Blair, Uglow’a poz vermiş; ancak sanatçının aylar süren titiz çalışmasına ayak uyduramayarak süreci yarıda bırakmıştı. Yarım kalan portre, yanına asılan tamamlanmış başka bir tabloyla birlikte sergileniyor.
Bu detay, Uglow’un yönteminin insan üzerindeki yükünü de görünür kılıyor. Üstelik portrenin yarı çıplak bir betimleme içermesi, döneminde magazin basınının ilgisini çekmişti.
Parlayan Anlar Ve Soğuk Genel Doku
Her şeye rağmen sergide parlayan anlar da mevcut. Pepe’s Painting (1984-1985)’te modelin ayağının pembe tabanı, beklenmedik bir mahremiyet hissi uyandırıyor. Zagi (1981-1982)’de yürüyen figürün bacakları hareketin eşiğinde gibi dursa da, fazla sıcak tonlar figürü yapaylaştırıyor.
Son dönem işi Nuria (1998-2000) ise biçimsel olarak dikkat çekici olsa da, izleyicide mizah ya da sıcaklık duygusu uyandırmıyor. Eleştirmenlere göre Uglow’un en büyük sorunu, sanatını aşırı ciddiye alması ve yöntemin duygunun önüne geçmesi.
Natürmortlar Ve Hayatın Soğuk Isırığı
Serginin sonunda yer alan natürmortlar, figür resimlerine kıyasla daha sade bir anlatım sunuyor. Bir papatya, plastik bir kek, oyuncak bir palmiye ve çürümeye yüz tutmuş bir şeftali… Özellikle Mouse Loaf (1991-1992), sanatçının yöntem takıntısını sembolize ediyor. Uglow, bir yıldan uzun süre çalıştığı bu resimde, farelerin kemirdiği ekmek parçasının çökmemesi için içini alçıyla doldurmuş. Bu müdahale, “hayatın soğukça kemirilmesi” hissini güçlü biçimde çağrıştırıyor.
Sergi Bilgisi
Euan Uglow: An Arc From The Eye, Mk Gallery Milton Keynes’te 14 Şubat – 31 Mayıs tarihleri arasında ziyaret edilebiliyor.
Kaynak: The Guardian
