Dünya kamuoyunda yıllardır tartışılan Jeffrey Epstein dosyası, bu kez Rina Oh’un çarpıcı anlatımıyla yeniden gündeme taşındı. Türk basınına ilk kez konuşan Oh, yaşadıklarını yalnızca bireysel bir mağduriyet olarak değil; aynı zamanda planlı biçimde inşa edilen bir manipülasyon düzeni olarak tanımladı. Bu nedenle aktardıkları, Epstein Mağdurları üzerinden kurulan karanlık yapının işleyişine dair önemli ipuçları sunuyor. Üstelik Oh, ilk temasın dışarıdan bakıldığında “yardım” ve “destek” söylemleriyle örüldüğünü vurgularken; zamanla bu çerçevenin nasıl baskı ve kontrol mekanizmasına dönüştüğünü ayrıntılandırdı.
Bununla birlikte Oh, karşısına çıkan profilin başlangıçta tehditkâr olmadığını özellikle belirtti. Aksine, sanata ilgi duyan ve gençlere eğitim desteği verdiğini söyleyen bir figürle tanıştığını aktardı. Ancak süreç ilerledikçe, bu anlatının ardında farklı beklentiler bulunduğunu fark etti. Böylece Jeffrey Epstein ile kurulan temasın, adım adım sınırları daraltan bir ilişkiye dönüştüğünü dile getirdi.
Burs Vaadiyle Kurulan Bağ ve Geri Çekilen Destek
Rina Oh’un anlatımına göre süreç, sanat çevresinden bir tanıdık aracılığıyla başladı. Jeffrey Epstein, kendisini gençlerin eğitimine katkı sunan bir destekçi olarak konumlandırdı. Özellikle sanat eğitimi almak isteyen öğrencilere burs sağladığını söylemesi, güven duygusunu pekiştirdi. Ancak bu noktada verilen sözlerin koşulsuz olduğu vurgulansa da, pratikte durumun farklı işlediği ortaya çıktı.
Öte yandan Oh, talepleri kabul etmediğinde bursun geri çekildiğini, dolayısıyla eğitim planlarının sekteye uğradığını ifade etti. Buna karşın Epstein, bu sonucu Oh’un tercihlerine bağlayarak sorumluluğu karşı tarafa yükledi. Dolayısıyla maddi destek söylemi, zamanla psikolojik baskının bir aracı hâline geldi. Böylece Rina Oh, eğitim üzerinden kurulan bağın, kişisel alanı daraltan bir kontrol yöntemine dönüştüğünü net biçimde anlattı.
Sultan Kimliği Üzerinden Kurulan Güç Algısı
Oh’un dikkat çektiği bir diğer unsur, Jeffrey Epstein’in kendisini “Sultan” olarak tanımlaması oldu. Epstein, konuşmalar sırasında kendisinden üçüncü tekil şahısla söz ederek bu kimliği yüceltiyordu. Başlangıçta bu dil, alışılmadık bir fantezi gibi algılansa da, zamanla sistematik bir dünya görüşüne dönüştü.
Ayrıca Epstein, hayal ettiği düzenin merkezinde “harem” fikrinin yer aldığını söyledi. Bu yapı içinde bazı kadınların ayrıcalıklı konumda olacağını vurguladı. Ancak bu anlatı, yalnızca teorik bir kurgu olarak kalmadı. Aksine, Jeffrey Epstein’in zihninde somut bir yaşam planına dönüştü. Böylece güç algısı, birey üzerinde baskı kurmanın ideolojik zemini hâline geldi. Rina Oh, bu söylemlerin zamanla daha ısrarcı bir hâl aldığını ve sınırları zorladığını ifade etti.
Osmanlı İmparatorluğu Etkisi ve Topkapı Sarayı Takıntısı
Rina Oh’un aktardıklarına göre Epstein, Osmanlı İmparatorluğu ve özellikle Topkapı Sarayı üzerine yoğun bir ilgi gösteriyordu. Epstein, Oh’tan Osmanlı haremiyle ilgili mimari yapıları, saray düzenini ve tarihsel anlatıları incelemesini istedi. İlk bakışta bu talep kültürel bir merak gibi görünse de, zamanla farklı bir amaca hizmet ettiği anlaşıldı.
Bununla birlikte Epstein, Topkapı Sarayı’nın mimarisini ve kültürel yapısını ayrıntılı biçimde incelemesini talep etti. Bu yaklaşım, hayal ettiği düzeni tarihsel bir referansla meşrulaştırma çabası olarak yorumlandı. Dolayısıyla Topkapı Sarayı, Epstein’in zihninde idealize edilen bir model olarak konumlandı. Rina Oh ise sonradan okuduğu kaynakların, Epstein’in verdiği metinlerde yer alan bazı ayrıntıları doğrulamadığını fark ettiğini belirtti. Bu durum, seçilen bilgilerin bilinçli biçimde yönlendirildiği izlenimini güçlendirdi.
Çocuk Sahibi Olma Baskısı ve Çok Eşlilik Söylemi
Rina Oh’un ifadesine göre Jeffrey Epstein, çocuk sahibi olma fikrini en başından itibaren gündeme taşıdı. Epstein, hayat boyu maddi güvence, ev ve çalışanlar vaat ederek bu düzeni normalleştirmeye çalıştı. Görünürde bir gelecek planı gibi sunulan bu söylem, pratikte bireyin yaşamı üzerinde tam kontrol kurmayı hedefliyordu.
Öte yandan Epstein, çok eşliliği güçlü bağlantılar ve büyük servet üzerinden meşrulaştırdı. Buna karşın Rina Oh, hiçbir zaman bu düzenin parçası olmak istemediğini açıkça dile getirdi. Ancak Epstein’in, zamanla bu yapının kabul edileceğini varsayması, güç dengesizliğinin nasıl işlediğini gösterdi. Böylece Epstein Mağdurları üzerinden kurulan sistemin temelinde, maddi güç ile psikolojik baskının iç içe geçtiği bir yapı bulunduğu daha görünür hâle geldi.
Tanıklıkların Kamuoyundaki Etkisi
Rina Oh’un sözleri, yalnızca bireysel bir istismar deneyimini aktarmıyor. Aynı zamanda Jeffrey Epstein etrafında şekillenen yapının, nasıl kademeli biçimde kurulduğunu ortaya koyuyor. Eğitim, kültür ve entelektüel sohbet gibi alanlar güven kazanmanın araçlarına dönüştürülürken; güç, para ve bağlantılar ise itirazları bastırmanın zemini olarak kullanılıyor. Bu nedenle Oh’un tanıklığı, benzer deneyimler yaşayanlar açısından görünürlük sağlıyor.
Bununla birlikte bu tür anlatıların kamuoyunda yer bulması, benzer yapıların gelecekte oluşmasını engellemek açısından da önem taşıyor. Böylece Rina Oh’un aktardıkları, yalnızca geçmişe ışık tutmakla kalmıyor; aynı zamanda bugüne dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturuyor.
Kaynak: Milliyet / Pırıl Cennet
