Paris, 50 yıl boyunca Afrika, Karayipler, ABD ve Güney Amerika‘dan gelen siyahi sanatçılar için yalnızca bir şehir değil, bir sığınak oldu. Şimdi ise Pompidou Merkezi, 150 sanatçının 350’den fazla eserine ev sahipliği yaparak bu görkemli ve karmaşık tarihe ışık tutuyor. Paris Noir adlı bu sergi, siyahi sanatçıların Paris’te nasıl bir araya geldiğini, nasıl bir sanat dili inşa ettiğini ve bu dilin siyasal, kültürel ve estetik yansımalarını detaylıca gözler önüne seriyor.
Paris’te Bir Sığınak: Siyah Sanatçıların Zorunlu Göçü
Serginin girişinde ziyaretçileri karşılayan Gerard Sekoto‘nun 1947 tarihli otoportresi, serginin ruhunu adeta özetliyor. Sekoto, o yıl Güney Afrika’daki apartheid rejiminden kaçarken Paris’e yerleşti. Zor yaşam koşulları içinde bir yandan caz piyanisti olarak sahne aldı, diğer yandan modernist ve ekspresyonist eserler üretti. Sekoto gibi birçok siyahi sanatçı, Paris’te özgürlüğü ve ilhamı buldu. Kimileri sömürgeciliğe, kimileri ise ABD’deki sivil haklar hareketlerine tanıklık eden eserler üretti.
Afro-Atlantik’ten Paris’e: Bir Sanat Atlası
Sergi, Afro-Atlantik sürrealizminden Paris senkretizmine kadar pek çok sanat akımına ev sahipliği yapıyor. Senegal kökenli yazar Alioune Diop tarafından kurulan Présence Africaine dergisinden, Christian Lattier’nin dini temalı heykellerine; Hervé Télémaque’nin ABD’deki ırkçı reklam ve karikatürlere getirdiği eleştirel kolajlarına kadar zengin bir içerik sunuyor. Paris Noir, yalnızca sanatçıların değil, onların entelektüel dostluklarının ve mücadelelerinin de hikayesini anlatıyor.
Beauford Delaney: Serginin Kalbindeki İsim
Paris Noir sergisinin adeta kalbi ise Beauford Delaney. Serginin hemen girişinde yer alan 1968 tarihli Street Scene (Paris) tablosu, kalın sarı fırça darbeleri ve canlı dokusuyla Delaney’in imza tekniği olan impasto’yu yansıtıyor. Delaney, Paris’e 1953 yılında arkadaşı James Baldwin’in davetiyle geldi. Yoksulluk içindeki Montparnasse semtinde yaşamını sürdürse de, burası o dönemde siyahi sanatçılar için bir buluşma noktasıydı. Delaney, özellikle sarı rengin umudu simgelediğine inanır ve bu rengi portrelerinde sıkça kullanırdı.
Paris’in Siyahi Sanatçılar İçin Yaratıcı Bir Liman Oluşu
Montparnasse ve çevresi, 20. yüzyılın ikinci yarısında ABD’den gelen siyahi sanatçılar için adeta bir merkez haline geldi. II. Dünya Savaşı sonrası uygulanan veteran destek programları sayesinde birçok Afrikalı-Amerikalı sanatçı Paris’te sanat eğitimi aldı. Delaney’in de parçası olduğu bu çevre, sadece görsel sanatlarda değil, müzikte de kendini gösterdi. Özellikle Buttercup’s Chicken Shack gibi mekanlar, siyahi sanatçıların buluştuğu, yeni eserler ve dostluklar geliştirdiği alanlara dönüştü.
Siyasal ve Toplumsal Bellek: Sanatla Direniş
Sergi, sadece bireysel hikayelere değil, aynı zamanda kolektif hafızaya da odaklanıyor. Bob Thompson, ABD’deki linç ve sivil haklar eylemlerini; José Legrand, 1967’deki Guadeloupe isyanını; Sekoto, Güney Afrika ve Zimbabwe’deki devrimcileri eserlerine taşıdı. Bu eserler, siyahi sanatçıların sadece Paris’i değil, dünyanın dört bir yanındaki mücadeleleri belgelediğini gösteriyor.
Jean-Michel Basquiat ve Yeni Kuşak
80’ler ve 90’larda Paris, yeni bir dalga ile tanıştı. Jean-Michel Basquiat, 1988’de Paris’e geldiğinde As M’Bengue gibi genç sanatçılara ilham verdi. Basquiat’ın grafiti ve pop art’ı birleştiren üslubu, Paris Noir’da da görülebileceği gibi, birçok sanatçının görsel dilinde etkisini gösterdi. Öte yandan Ed Clark gibi soyut ressamlar, Delaney ile dostluklarından ve Paris’in atmosferinden beslenen eserler üretti.
James Baldwin ve Beauford Delaney’in Dostluğu
Sergide dikkat çeken bir diğer tema ise James Baldwin ve Beauford Delaney arasındaki derin dostluk. İkisi de siyahi ve eşcinsel kimlikleri nedeniyle hem ABD’de hem de Avrupa’da önyargılara maruz kaldılar. Baldwin’in “I learned about light from Beauford Delaney” sözü, sergide Delaney’in Baldwin’e adadığı eserlerin hemen yanında yer alıyor. Delaney, Baldwin’i bazen bir entelektüel figür, bazen de bir dost olarak resmetti. Bu dostluk, serginin en duygusal bölümlerinden birini oluşturuyor.
Paris Noir: Yalnızca Geçmiş Değil, Bugünün de Hikayesi
Sergi, yalnızca bir retrospektif değil. Bugün de Paris, siyahi sanatçılar için bir yaratım merkezi olmaya devam ediyor. Kentin her köşesinde Delaney’in, Baldwin’in ve diğer sanatçıların izleri sürülebiliyor. Montparnasse’da, La Coupole ve Le Dôme gibi mekanlarda hâlâ onların oturdukları masalara rastlamak mümkün.
Paris Noir, izleyicilerine sadece bir sanat sergisi değil, siyahi sanatçıların 50 yıllık direniş, üretim ve kardeşlik hikayesini sunuyor.