Türk şiirinin öncü isimlerinden Orhan Veli Kanık’ın 1914 yılında dünyaya geldiği Beykoz’daki tarihi ahşap konak, sessiz sedasız satışa çıkarıldı. Yaklaşık 100 yılı aşkın süredir ayakta duran yapı, İstanbul’un kültürel belleğinde özel bir yere sahip olmasına rağmen, bugün maddi imkânsızlıklar nedeniyle el değiştirme ihtimaliyle karşı karşıya. Konağın mevcut sakini Osman Özer, emekli maaşıyla bu yapının bakımını sürdüremediğini söylerken; buna karşın yapının çürüyüp yok olmasına gönlünün razı gelmediğini ifade ediyor. Bu nedenle Orhan Veli Kanık’ın Doğduğu Konak, edebiyat çevrelerinde ve kent hafızasını önemseyen kesimlerde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Bununla birlikte söz konusu yapı, yıllardır edebiyat meraklılarının uğrak noktalarından biri olarak biliniyor. Üzerindeki tabelayla birlikte, Beykoz’daki Tarihi Konak yalnızca bir yapı olmanın ötesine geçerek, Orhan Veli’nin yaşamına dair somut bir hafıza mekânına dönüştü. Ancak artan bakım maliyetleri ve koruma mevzuatının getirdiği yükler, konağın geleceğini belirsizliğe sürükledi.
Beykoz’daki Tarihi Konağın Hikâyesi
Beykoz İskelesi’nden sahil boyunca birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşılan İshakağa Sokağı’ndaki bu ahşap yapı, yaklaşık 20 yıl öncesine kadar Orhan Veli’nin burada doğduğu bilgisiyle geniş kitlelerce tanınmıyordu. Belediyenin girişimiyle konağın cephesine asılan tabela, hem yapının hem de şairin Beykoz ile olan bağının görünür hâle gelmesini sağladı. Böylece Beykoz’daki Tarihi Konak, Ahmet Mithat Efendi ve Mehmet Âkif Ersoy’un da bir dönem bu semtte yaşamış olmasıyla birlikte, bölgenin kültürel haritasında özel bir yere oturdu.
Öte yandan konak, yıllar boyunca Orhan Veli’yi anma etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Bu durum, yapının yalnızca mimari bir değer taşımadığını; aynı zamanda edebi belleğin canlı tutulduğu bir mekân olarak algılandığını gösterdi. Ancak bugün gelinen noktada, konağın geleceği ekonomik koşullara bağlı olarak yeniden şekilleniyor.

Emekli Maaşıyla Korunamayan Kültür Varlığı
Konağın sahibi Osman Özer, yapının ikinci derece kültür varlığı statüsünde olduğunu hatırlatıyor. Bu statü, restorasyon ve bakım süreçlerinin belirli mevzuatlara bağlı kalınarak yapılmasını zorunlu kılıyor. Buna karşın Özer, emekli maaşıyla bu yükün altından kalkamadığını belirtiyor. Yıllar boyunca çatının onarımı ve ahşap kısımların güçlendirilmesi için ciddi harcamalar yaptığını söyleyen Özer, artık yeni bir bakım sürecini finanse edemediğini dile getiriyor.
Bu noktada Orhan Veli Kanık’ın Doğduğu Konak, kişisel bir mülk olmasının ötesinde, kamusal bir kültür varlığı tartışmasını da gündeme getiriyor. Zira bireysel çabalarla ayakta tutulmaya çalışılan yapıların, uzun vadede sürdürülebilir bir koruma modeli olmadan yaşaması zorlaşıyor. Dolayısıyla konağın satışa çıkması, yalnızca bir mülk devri değil; kültürel mirasın nasıl korunacağına dair daha geniş bir soruyu da beraberinde getiriyor.
Konağın Geçmişi Ve Orhan Veli Bağı
Yapının, Orhan Veli’nin anne tarafından dedesi Beykozlu Hacı Nuri Ahmet Bey tarafından yaptırıldığı biliniyor. Şairin çocukluk yıllarını bu evde geçirmesi, şiirlerine yansıyan İstanbul ve deniz temasının kaynağı olarak da değerlendiriliyor. Buna karşın konak, 1939 yılında Osman Özer’in babası tarafından satın alındı ve aile, uzun yıllar boyunca bu evde yaşamını sürdürdü. Böylece Orhan Veli Kanık’ın Doğduğu Konak, iki farklı ailenin yaşamına tanıklık eden bir hafıza mekânına dönüştü.
Özer’in anlatımına göre, aile geçmişte konağı yıkıp apartman yapmayı da düşünmüş. Ancak bu plan, son anda vazgeçilerek hayata geçirilmemiş. Bu sayede yapı bugüne kadar korunabildi. Ancak mevcut ekonomik koşullar, bu korumanın sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor.
70–80 Milyon TL’lik Satış Bedeli
Konağın satış süreci, aile bireyleri tarafından bir emlakçı aracılığıyla yürütülüyor. İstenen bedelin 70–80 milyon TL aralığında olduğu ifade ediliyor. Buna karşın yapının üzerinde herhangi bir satış ilanı bulunmaması, sürecin mümkün olduğunca sessiz yürütüldüğünü gösteriyor. Özer, satış kararını vermenin kendisi için oldukça zor olduğunu belirtirken; buna rağmen konağın harabeye dönmesine razı gelmediğini vurguluyor. Böylece Beykoz’daki Tarihi Konak, bir yandan piyasa koşullarının, diğer yandan kültürel sorumluluk duygusunun kesişim noktasında duruyor.
Müze Olması Çağrısı ve Kamuoyuna Mesaj
Osman Özer’in en büyük temennisi, konağın bir müzeye dönüştürülmesi. Tarihi yapıların korunarak kamusal kullanıma açılmasının önemine dikkat çeken Özer, geçmişte benzer örneklerin hayata geçirildiğini hatırlatıyor. Bu noktada Orhan Veli Kanık’ın Doğduğu Konak için müze ya da kültür merkezi modeli, yalnızca yapının korunması değil; aynı zamanda edebiyat mirasının gelecek kuşaklara aktarılması açısından da kritik görülüyor.
Ancak mevcut durumda böyle bir dönüşüm için kamu ya da özel sektör desteğine ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle konağın satışa çıkması, bir fırsat penceresi olarak da değerlendirilebilir. Uygun bir restorasyon ve kamusal kullanım modeliyle, yapı İstanbul’un kültür rotasına kalıcı biçimde eklenebilir.
