Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk, Netflix’te izleyiciyle buluşan Masumiyet Müzesi dizisiyle birlikte yeniden gündeme geldi. Bu kapsamda verdiği röportajda Pamuk, yıllardır okurla güçlü bağ kuran Masumiyet Müzesi romanına dair dikkat çeken bir itirafta bulundu. Buna göre usta yazar, bu eserin kendi külliyatı içinde en iyi romanı olmadığını ifade etti. Üstelik bu açıklama, Orhan Pamuk’un en sevdiği eserleri sıraladığı değerlendirmeyle birlikte kamuoyuna yansıdı. Bu nedenle edebiyat çevrelerinde, Pamuk’un kendi metinlerine dair yaptığı bu özeleştiri, yeni bir tartışma başlattı.
Bununla birlikte Pamuk, yıllardır İstanbul’da yer alan Masumiyet Müzesi müzesine olan ilginin düşmediğini vurguladı. Ancak, romanın ve müzenin gördüğü ilgiye rağmen, kendi yazarlık serüveni içinde farklı metinleri daha güçlü bulduğunu dile getirdi. Böylece Orhan Pamuk’un edebi öncelikleri, okur algısıyla karşılaştırmalı biçimde yeniden gündeme taşındı.
Masumiyet Müzesi Dizi Uyarlamasıyla Yeniden Gündemde
2008’de yayımlanan Masumiyet Müzesi, Netflix’in global platformunda aynı adla ekrana uyarlanarak yaklaşık 200 ülkede izleyiciyle buluştu. Bu gelişme, romanın yıllar sonra yeniden geniş bir kitleye ulaşmasını sağladı. Buna karşın Pamuk, uyarlama sürecine dair geçmiş deneyimlerinin kolay olmadığını dile getirdi. Daha önce yapılan bir uyarlama girişiminin, yazarın beklentileriyle örtüşmediği için hukuki sürece taşındığı biliniyor.
Öte yandan Masumiyet Müzesi dizisinin yayınlanmasıyla birlikte, eserin edebi değeri ve görsel anlatıdaki karşılığı üzerine yeni tartışmalar da ortaya çıktı. Ancak Pamuk, her uyarlamanın metnin ruhunu birebir yansıtamayabileceğini kabul etmekle birlikte, bu kez ortaya çıkan çalışmanın kendi standartlarına daha yakın olduğunu belirtti. Böylece Masumiyet Müzesi üzerinden yürüyen tartışmalar, yalnızca edebiyat değil, uyarlama estetiği bağlamında da derinleşti.

Orhan Pamuk’un “En İyi Romanlarım” Sıralaması
Usta yazar, verdiği röportajda kendi kaleminden çıkan eserler arasından en çok önem verdiklerini sıraladı. Bu sıralamada Kara Kitap, ilk sırada yer aldı. Onu Veba Geceleri izlerken, üçüncü sırada Kar, dördüncü sırada ise Benim Adım Kırmızı yer aldı. Bu tercih, Pamuk’un yazarlık serüveni boyunca farklı dönemlerde kaleme aldığı eserleri arasında yaptığı kişisel bir değerlendirme olarak öne çıktı.
Bununla birlikte Orhan Pamuk, bu sıralamanın mutlak bir “en iyiler” listesi olmadığını, kendi duygusal ve düşünsel bağlamını yansıttığını ima etti. Buna rağmen okurların büyük bölümünün, özellikle Masumiyet Müzesi’ni Pamuk’un en güçlü metinlerinden biri olarak gördüğü biliniyor. Dolayısıyla bu açıklama, okur tercihleri ile yazarın kendi değerlendirmesi arasındaki farkı görünür kıldı.
Uyarlama Krizi Ve Mahkemeye Taşınan Süreç
Pamuk, daha önce Masumiyet Müzesi’nin başka bir yapım şirketi tarafından diziye uyarlanması sürecinde ciddi sorunlar yaşandığını da anlattı. Yapımcıların senaryoda yaptığı değişikliklerin, romanın anlatı yapısını fazlasıyla dönüştürdüğünü düşünen yazar, bu duruma itiraz etti. Ancak taleplerinin dikkate alınmaması üzerine hukuki yollara başvurdu.
Bu süreçte yaşananlar, Orhan Pamuk’un edebi metinlerinin görsel uyarlamalar karşısında nasıl korunması gerektiğine dair önemli bir örnek sundu. Zira yazar, romanın ruhuna aykırı bulduğu değişikliklerin geri çekilmesini talep etti. Davayı kazanmasının ardından, eserin uyarlanması için Netflix ile anlaşmaya varıldı. Böylece Masumiyet Müzesi dizisinin bugünkü versiyonu, uzun ve tartışmalı bir sürecin sonunda ortaya çıktı.
Pamuk’un Uyarlamalara Bakışı Ve Yazarlık Tutumu
Orhan Pamuk’un açıklamaları, uyarlama süreçlerinde yazarların ne kadar söz sahibi olması gerektiğine dair tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Buna göre Pamuk, metnin ana fikrinin ve anlatı omurgasının korunmadığı uyarlamaların, eserin ruhunu zedelediğini savunuyor. Ancak buna karşın, sinemanın ve dizilerin kendi anlatım dili olduğunu da kabul ediyor.
Bu yaklaşım, Orhan Pamuk’un yazarlık tutumunun temelinde metne duyduğu sorumluluğun yattığını gösteriyor. Dolayısıyla Pamuk’un, kendi romanlarını sıralarken bile eleştirel bir mesafe koyması, onun edebiyata yaklaşımındaki titizliğin bir yansıması olarak okunuyor. Böylece bu açıklamalar, yalnızca bir liste değil; aynı zamanda bir yazarlık manifestosu olarak da değerlendiriliyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
