Ekrem İmamoğlu, Marmara Cezaevi’nde geçirdiği bir günü kendi sesiyle aktardığı video üzerinden kamuoyuyla paylaştı. Buna rağmen anlatım, yalnızca bir günlük rutinin dökümü olmaktan öte; cezaevi koşullarında zamanın nasıl farklı algılandığını gösteren kişisel bir tanıklık sunuyor. Özellikle “zaman kavramı”na yaptığı vurgu, kapalı bir alanda geçen günlerin psikolojisini anlamak isteyenler için dikkat çekici bir pencere aralıyor. Dolayısıyla paylaşılan her ayrıntı, hem cezaevi yaşamının pratiklerini hem de bireysel dayanıklılığı görünür kılıyor.

Bununla birlikte Ekrem İmamoğlu, güne demir kapının kilit sesiyle başladığını belirterek, gardiyanlarla selamlaşmanın ardından fiziksel esneme hareketleri yaptığını aktarıyor. Ardından kahvaltı hazırlayıp kısa süreliğine haber akışına göz atıyor. Böylece sabah rutini, kontrollü bir düzen içinde ilerliyor; buna ek olarak günün devamına dair planlamalar da erken saatlerde yapılıyor.
Cezaevi Rutininde Spor Ve Fiziksel Dayanıklılık
Marmara Cezaevi koşullarında hareket alanının sınırlı olması, sporun önemini daha da artırıyor. Bu nedenle Ekrem İmamoğlu, 12 metrekarelik kapalı alan ve 24 metrekarelik açık alanı mümkün olduğunca verimli kullanmaya çalıştığını ifade ediyor. Buna rağmen sporu yalnızca belirli bir saate sıkıştırmadığını; gün içine yayarak esneme, karın, bacak, bel ve omuz egzersizleri yaptığını vurguluyor. Böylece bedensel hareket, günün farklı anlarına yayılan bir denge unsuru hâline geliyor.
Öte yandan yürüyüşler, cezaevi rutininde önemli bir yer tutuyor. Günde birkaç tur yürümeye gayret ettiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, haftada bir kez açık spor saatinde futbol topuyla tek başına yürüyüp koştuğunu aktarıyor. Bu yaklaşım, kapalı alan koşullarında bedeni diri tutmanın yanı sıra zihinsel dengeyi korumaya da hizmet ediyor.
Beslenme Alışkanlıkları Ve Günlük Sofra Düzeni
Cezaevi koşullarında beslenme, çoğu zaman sınırlı seçeneklerle yürütülüyor. Buna rağmen Ekrem İmamoğlu, çocukluğundan gelen alışkanlıklarla yemek seçmediğini belirtiyor. Dolayısıyla öğle ve akşam yemeklerinde sunulanlara büyük ölçüde uyum sağladığını ifade ediyor. Bununla birlikte kahvaltıyı çeşitlendirmeye özen gösterdiğini; peynir, zeytin, haşlanmış yumurta ve zaman zaman müsliyle sofrayı zenginleştirdiğini aktarıyor.
Ayrıca ocak ve ateş olmaması nedeniyle elektrikli su ısıtıcısıyla hazırlanan basit öğünlerin, cezaevi yaşamında küçük ama önemli bir motivasyon kaynağına dönüştüğünü söylüyor. Buna rağmen dışarıdaki tatları özlemek gibi bir duyguya kapılmadığını; zihnini ve ruhunu bu tür arzulardan uzak tutmaya çalıştığını vurguluyor. Böylece beslenme düzeni, günlük rutinin sakinleştirici bir parçası hâline geliyor.
Okuma, Yazma Ve Zihinsel Dayanıklılık
Ekrem İmamoğlu, cezaevi koşullarında okumanın ve yazmanın zihinsel dengeyi korumada belirleyici bir rol oynadığını ifade ediyor. Akşam saatlerini romanlara ayırdığını, gün içinde ise tarih ve ekonomi üzerine kitaplar okuduğunu aktarıyor. Böylelikle okuma rutini, yalnızca vakit geçirmek değil; düşünsel bir canlılık sağlamak için de tercih ediliyor.
Buna ek olarak binlerce mektuba cevap yazmaya çalıştığını belirten Ekrem İmamoğlu, kalem ve kâğıt kısıtları nedeniyle yazmanın zorlaştığını dile getiriyor. Buna rağmen yazmayı, bilgiyi aktarmanın en verimli yolu olarak gördüğünü vurguluyor. Dolayısıyla cezaevi koşullarında sürdürülen yazma pratiği, hem iletişim kurmanın hem de zihinsel üretkenliği canlı tutmanın bir aracı olarak öne çıkıyor.
Müzik, Şiir Ve İç Dünyayla Temas
Cezaevi ortamında müzik dinlemenin sınırlı olduğunu aktaran Ekrem İmamoğlu, zaman zaman komşu hücrelerden gelen saz sesinin eşlik ettiğini söylüyor. Buna rağmen müzik ve şiirin, kapalı alanlarda iç dünyayı diri tutan unsurlar olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle zaman zaman şiir yazdığını ve başucundaki şairlerden ilham almaya çalıştığını ifade ediyor.
Öte yandan televizyonu uzun süre açık tutmadığını, yalnızca zaman zaman spor ya da müzik kanallarına göz attığını belirtiyor. Böylece dış dünyayla temas, kontrollü ve sınırlı bir biçimde sürdürülüyor. Bu yaklaşım, cezaevi koşullarında zihinsel yükü azaltmaya yönelik bilinçli bir tercih olarak okunuyor.
“Zaman Kavramı Yok” Vurgusu Ve Umut Mesajı
Ekrem İmamoğlu, cezaevinde “zor zaman” ya da “zorlayıcı bir dönem” kavramını kabul etmediğini vurguluyor. Bu nedenle burada geçen günlerin, dış dünyadaki zaman algısından farklı aktığını ifade ediyor. Ona göre asıl belirleyici olan, günleri nasıl değerlendirdiği ve zihinsel dayanıklılığı nasıl koruduğu.
Bununla birlikte hukuksuzluklara dair eleştirilerini dile getirirken, geleceğe dair umudunu da koruduğunu söylüyor. “Her şey çok güzel olacak” sözleriyle biten anlatım, Marmara Cezaevi koşullarında bile umudu canlı tutma çabasının altını çiziyor. Böylece paylaşılan tanıklık, yalnızca kişisel bir günlük değil; aynı zamanda kamuoyuna verilen güçlü bir moral mesaj olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Birgün
