Muğla’nın Ula ilçesine bağlı Akyaka, uluslararası basının en saygın yayınlarından The Guardian’da yayımlanan kapsamlı bir yazıyla yeniden dünya gündemine taşındı. İngiliz gazeteci ve seyahat yazarı Annabelle Thorpe, yaklaşık 30 yıl aradan sonra tekrar ziyaret ettiği Akyaka’yı, “Türkiye’nin eskiden olduğu hâlini koruyabilen nadir sahil kasabalarından biri” olarak tanımladı.
Thorpe’un yazısı, Türkiye’de birçok kıyı kasabasının yoğun ve kontrolsüz turizm baskısıyla değiştiği bir dönemde, Akyaka’nın nasıl olup da bu dönüşümden büyük ölçüde uzak kalabildiğini anlatıyor.
Gökova Körfezi’nin Doğusunda Zamana Direnen Bir Kasaba

Akyaka, masmavi Gökova Körfezi’nin doğu ucunda, dağların çevrelediği küçük ve sakin bir sahil kasabası. Thorpe, yazısında Akyaka’yı ilk kez 1990’lı yıllarda, tatil temsilcisi olarak çalıştığı dönemde tanıdığını belirtiyor. O yıllarda pansiyonlarda kalan az sayıdaki turistten biri olan yazar, bugün geldiğinde kasabanın şaşırtıcı biçimde çok az değiştiğini vurguluyor.
Yeni evler, küçük oteller ve genişletilen plaja rağmen Akyaka’nın hâlâ yavaş, biraz derme çatma ama son derece otantik bir atmosfere sahip olduğu ifade ediliyor. Thorpe’a göre bu durum, Türkiye’de pek çok sahil yerleşimi için artık nadir rastlanan bir özellik.
Sakin Şehir Anlayışı Akyaka’yı Koruyor
Akyaka’nın bugünkü kimliğinin temelinde, Cittaslow (Sakin Şehir) yaklaşımı bulunuyor. Yerel kültürü, mimariyi ve yaşam kalitesini korumayı hedefleyen bu anlayış, kasabanın kitlesel turizmin “en kötü aşırılıklarından” uzak durmasını sağlamış durumda.
Thorpe, bu yaklaşımın Akyaka’da yalnızca bir etiket olmadığını, günlük yaşamın her alanına yayıldığını vurguluyor. Büyük ölçekli her şey dahil otellerin yokluğu, kasabanın hâlâ ağırlıklı olarak yerli turistler tarafından tercih edilmesini sağlıyor.

Mimari Kimliğin Ardındaki İsim: Nail Çakırhan
Akyaka’nın en ayırt edici özelliklerinden biri, mimari dokusu. Ahşap balkonlu, begonvillerle süslü evler kasabanın simgesi hâline gelmiş durumda. Bu mimari anlayışın arkasında ise Türk şair ve mimar Nail Çakırhan bulunuyor.
Thorpe’un aktardığına göre Çakırhan, 1971 yılında Akyaka’ya yerleşerek geleneksel Osmanlı mimarisini yerel malzemelerle harmanlayan bir ev inşa etti. Bu yaklaşım zamanla kasaba geneline yayıldı ve 1990’lı yıllardan itibaren yeni yapılarda da mimari standart hâline geldi. Bugün Akyaka sokaklarında modern cam cepheli binaların olmaması, bu bilinçli tercihin bir sonucu olarak öne çıkıyor.

Kadın Azmağı ve Günlük Hayatın Ritmi
Akyaka’nın doğal güzellikleri arasında en dikkat çekeni, berraklığıyla ünlü Kadın Azmağı. Azmak Nehri kıyısındaki balık restoranları, kasabanın sosyal yaşamının merkezinde yer alıyor. Thorpe, ziyaretçilerin burada saatlerce vakit geçirdiğini, kimilerinin orman içi patikalarda yürüyüş yaptığını, kimilerinin ise sahilde gün boyu oturup örgü ördüğünü yazıyor.
Yazarın en sevdiği anlardan biri ise gün batımı. Şezlongların toplanması, restoranların akşam servisine hazırlanması ve sahilde örgü ören üç Türk kadını izlediği sahne, Akyaka’nın ruhunu özetliyor. Thorpe bu an için, “Tam olarak olmak istediğim yer burası” ifadesini kullanıyor.
Akçapınar Plajı ve Su Sporları
Akyaka, sakin yapısının yanında su sporlarıyla da öne çıkıyor. Özellikle Akçapınar Plajı, Mayıs’tan Kasım’a kadar düzenli esen termik rüzgârlar sayesinde kite sörfü ve wing foiling için Akdeniz’in en önemli merkezlerinden biri hâline gelmiş durumda. Sığ ve kumluk deniz yapısı, bu sporlara yeni başlayanlar için ideal koşullar sunuyor.
Thorpe, gökyüzünü dolduran renkli uçurtmaların, Akyaka’nın sessizliğiyle ilginç ama uyumlu bir tezat oluşturduğunu belirtiyor.

Türkiye Değişirken Akyaka Direniyor
Yazının son bölümünde Thorpe, Türkiye turizminin genel dönüşümüne de değiniyor. Ülkenin bir yandan ultra lüks tatil köylerine, bir yandan sağlık turizmine, bir yandan da devasa her şey dahil tesislere yöneldiğini vurguluyor. Artan fiyatlar ve ekonomik koşullar nedeniyle Türkiye’nin artık eski “ucuz tatil” algısından uzaklaştığını ifade ediyor.
Ancak Akyaka’nın bu tabloya uymadığını belirten Thorpe, kasabanın hâlâ yerel yaşama dayalı, sade ve samimi bir tatil sunduğunu yazıyor. Yazar, Akyaka’nın kendisine şu soruyu sordurduğunu söylüyor: “Türkiye’de neden başka bir yere gideyim ki?”
